Bakmak veya Seyretmek

Geçen bi çılgınlık yapayım dedim. Gittim televizyonu açtım ve tam karşısına oturdum. Zilyon kanalın içinden sayılı, verimli kanallardan bir tanesini açtım. E iyi hoş geçti zaman ama reklamlara girince başladım zaplamaya. Samanlıkta iğne aramak halt etmiş. Bir ülkenin yayıncılık anlayışı bu kadar mı vasat olur. -vasat’a ulaşamayanları değerlendirmeye almıyorum bile- Elle tutulur hiç bir şey mi olmaz? Dünya dolusu nefes kesen film varken bu amaçsız, boş diziler de nereden çıktı? Hadi bi delikten çıktı, peki neyini sevdiniz bu kadar? Diyelim boş vaktiniz vardı seyrettiniz de peki güzelim perşembe geceniz için plan yapıp dışarı çıkma fikrinden nasıl alıkoydu sizi?

Bunları düşünürken zaplamaya devam ediyorum hala. Sonra adını, çok sevdiğim iki insandan duyduğum bir diziye denk geldim. İşler Güçler. Bilirsiniz belki, plan yapmayı sevmeyen tiplerdenseniz eğer. Türk televizyon kanallarında insanın  plan yapmasını engelleyebileceğine inandığım tek dizi. Hatta direk yapılacak planın dostlarla birlikte bu dizinin izlenmesi üzerine kurulması gerektiğine inandığım bir dizi. Selçuk Aydemir’in bu ekiple vasat iş yapmasının söz konusu bile olmadığı dizi. Kesinlikle türk televizyonları standartlarının çok üzerinde bir dizi.

İlk bölümünde başrol oyuncularından biri olan Murat Cemcir biraz tutuktu, Ahmet Kural baya baya ön plana çıkıyordu. Sadi Celil Cengiz klasik performansını sergilemiş diyebiliriz. Bu üçlüden açık ara en çok güldüğüm adam Murat Cemcir olduğu için itiraf etmeliyim ki ilk bölümde onun tutuk olması biraz hayal kırıklığı olduğu benim için.

Üsküdar’a giderken’in başına gelen bu dizinin başına da gelmez umarım. Türk halkı hazır değil böyle iyi işlere. Dizide tecavüz sahnesi yok, hatun karakter sayısı kısıtlı. yavşak espri yok. uzun bakışma, uzun koklaşma sahneleri eksik. Gülse Birsel veya Birol Güven mizahı (!) yok. Ne bileyim biraz da bu diziler iş yapsın. Belki televizyona bakmayı bırakıp izlemeye başlarız.

Madem konuyu bi kere güzel dizilerden açtık keyifle izlediğim Sherlock’dan bahis etmeden olmaz. Normalde bir dizinin sadece ilk bölümünü izleyerek yorum yapmam. En az üç bölüm beklemek gibi bir prensibim vardır. Ama işin içinde Steven Moffat olunca, dizi mini olunca ve de bir bölümü 1 buçuk saat olunca beklemeye gerek yok dedim. Sherlock hakkındaki düşüncelerimi sanırım şöyle özetleyebilirim:

İnsanlık tarihini dolduran sayısız kepazeliğin arasında.. “İyi” gerçekten azdır. “Çok iyi” az olanların arasında nadiren -belki- farkedilir. “Muhteşem”in ortaya çıkma ihtimali ise bir maymunun Hamlet’i yazma ihtimalinden daha düşüktür..
Bilinen tüm çıtaları yükselten bu dizinin muhteşemliği.. Çekimde, oyunculukta vs. değilim. Bir senarist, kurgusuyla, olay örgüsünde Bach tadını nasıl verebilir? Beynim, tadı alıyor ama…
Aklım almıyor!

Borzenski.

1 yorum

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir