11. Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları 2013-2012

ARADIĞINIZ SAYFAYI KOLAY BULABİLMEK İÇİN CTRL+F’Yİ KULLANABİLİRSİNİZ.

ARAMAYI SAYFA 20 OLARAK ARATABİLİRSİNİZ ÖRNEK OLARAK.

Sayfa 12 Hazırlık bölümünü siz kendinize göre yapıyorsunuz.

Sayfa 2o / 2.Etkinlik

Anlatmaya bağlı metinler : Çocuklar, Okyanuslarda yaşam ve Küçük Kızım Su’ya
Göstermeye bağlı metinler : Oyunculuk Sınavı

3.Etkinlik

Metinleri anlatımına göre sınıflandırdım . .

Anlatmaya ve göstermeye bağlı metinlerin Ortak özellikleri :

– İnsana özgü bir gerçekliğin kurmacanın imkanlarıyla yorumlanması, dönüştürülmesi
– Bir olay örgüsünde birleşip bütünleşerek bir araya gelen kişi, mekan, zaman gibi ögeler yardımıyla insana özgü soyut gerçekliğin somutlaştırılmasıdır.

Anlatmaya ve göstermeye bağlı metinlerin Farklı özellikleri :

Anlatma ve gösterme kelimeleriyle ifade edilen anlatma biçimlerindedir.

 

Çocuklar: 
Yazılış Amacı : Okuyucuyu kendi kurduğu dünyaya çekmek.
Gerçekliği: Kurmaca
İşlevleri: Sanatsal

Okyanuslarda Yaşam: 
Yazılış Amacı: Bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.
Gerçekliği: Gerçek
İşlevleri: Bilimsel

Oyunculuk Sınavı: 
Yazılış Amacı : Sahnelemek.
Gerçekliği: Kurmaca

İşlevleri: Sanatsal
Sayfa 20: 2.Etkinlik
Anlatmaya Bağlı Metinler: Küçük kızım Su’ya, Çocuklar, Okyanusda yaşam
Göstermeye bağlı metinler: Oyunculuk sınavı

2010 Yılı 11.Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları (Ekoyay Yayınları) (Yeni Kitap) Sayfa 21: 3.Etkinlik
Anlatmaya bağlı eserler ile göstermeye bağlı eserlerin benzerlik ve farklılıkları:

Benzerlikleri:
1. Her iki tür de bir olay çevresinde gelişir. Bu temel olayın etrafında daha küçük çapta gelişen olaylar yer alır.
2. Her iki türde de insanların başlarından geçen ya da geçebilecek nitelikteki olaylar gösterilir.
3. Olaylar belirli bir zaman diliminde geçer.
4. Anlatılan olaylardan etkilenen insanlar ya da varlıklar vardır. Bunlara eserin kahramanları denir. En çok etkilenen varlığa eserin başkahramanı (başkişisi) denir.
5. Olayın serim, düğüm ve çözüm bölümleri bulunur. Yani olayın bir başlangıcı, gelişmesi ve sonunda da çözümlenişi vardır.
6. Ele alınan olayların anlaşılması için tasvirlere ya da dekorlara yer verilir.
7. Metinlerin bir yazarı vardır.

Farklılıkları: 
1. Anlatmaya bağlı türlerde olayın mutlaka bir anlatıcısı vardır. Bu anlatıcı olayı ilahî bakış açısıyla, kahramanın bakış açısıyla ya da gözlemci bakış açısıyla anlatır.
2. Göstermeye bağlı eserlerde, sosyal hayatta karşılaşabileceğimiz olaylar sahnede gösterilir.
3. Eserdeki olaylar aktör (erkek oyuncu), aktris (bayan oyuncu) adı verilen oyuncular tarafından canlandırılır. Sosyal yaşamın ve insan karakterinin eleştirisi yapılır.
4. Bu iki tür arasında kullanılan dil ve anlatım biçimi de birbirinden farklıdır. Anlatmaya bağlı eserlerde uzun ve kurallı cümleler kullanılırken göstermeye bağlı eserlerde günlük konuşma dili kullanılır. Cümleler daha açık ve kısadır. Söylenen sözün izleyici tarafından anlaşılması beklenir, bunun için daha açık ve kısa cümleler kullanılır. Konuşma dilinin canlılığı sahnede yansıtılır.

2010 Yılı 11.Sınıf Dil ve Anlatım Kitabı Cevapları (Ekoyay Yayınları) (Yeni Kitap) Sayfa 21 (4.Etkinlik) Cevapları
4.ETkinlik Küçük kızım Su’ya adlı parça lirik anlatım ile anlatılmıştır.
COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM

Özellikleri:
1.Lirik anlatımda dil “heyecana bağlı işlev”de kullanılır.
2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır.
3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.
4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.
5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.
Çocuklar adlı parça Mizahi Anlatım ile anlatılmıştır.
MİZAHİ ANLATIM

Özellikleri:
1.Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
2.Ses, taklit, hareket ve konuşma önemlidir.
3.Mizahi unsurlarda gerçekten sapma vardır.
4.Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir.
5.Amaç okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
6. Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde kullanılır.
7.Mizahi anlatımlarda dil bir olayı anlatmak için kullanılır.(sanatsal, edebi işlevlerde kull.)

Okyanuslarda Yaşam adlı parça ÖĞRETİCİ ANLATIM türüyle yazılmıştır.


ÖĞRETİCİ ANLATIM

Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz anlamlarına yer verilmez.
3.Verilen bilgiler örneklerle ve tanımlarla pekiştirilir.
4.Daha çok nesnel cümleler kullanılır.
5.Açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır.
6.Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir.
7.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
8.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
9.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
10.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
11.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
12.Bu anlatım türü daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında kullanılır.
13.Tarihi metinler, Felsefi metinler, Bilimsel metinler gibi bölümleri vardır.

SayFa 27

 

7. etkinlik: 

8 etKinLik:
selçuktan öte :Gezi yazısı- gönderqesel metin türüdür.
beş kanqal sucuk:Öykü-heycana baglı metin türüdür.
fahriye abla:Şiir- şiirsel metin türü.
eski zamanlarda ramazan hazırlıqı:Anı-heycana baglı metin türüdür.

9. etkinlik :

Roman, hikaye ve masalların anlatımı öyküleyici ve betimleyici anlatım biçimindedir.

 

@font-face { font-family: “Cambria Math”; }@font-face { font-family: “Calibri”; }@font-face { font-family: “Lucida Sans Unicode”; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: “Calibri”,”sans-serif”; }.MsoChpDefault { }.MsoPapDefault { margin-bottom: 10pt; line-height: 115%; }div.Section1 { page: Section1; }
Sayfa 29
11 etkinlik
küçük ünlü uyum adlı metin türünün dili qönderqeseldir çünkü bir konu hakkında okuyucuya bir bilgi vermektedir.

12.Etkinlik
kelimeler gerçek anlamda kullanılır.
dil göndergesel işlemde kullanılır.,
amaç bilgi vermektir.
nesnel ifadeler kullanılır.
kurgular degil gerçekler dile getirilir.
kanıtlanabilirdir.
sade ve açık bir dil kullanılır.

13.Etkinlik
Öğretici Metinler
-Amaç,okuyucuya bilgi vermektir.
-Gerçekler dile getirilir.Nesnel tutum vardır.
-Acıklayıcı anlatım ön plandadır.
-Dil açık,sade ve anlaşılırdır.
-Dil göndergesel işlevde kullanılır.

Sanat Metinleri
-Estetik zevk vermek amacıyla yazılmıştır.
-İleti metnin içinde eritilerek verilir.
-Olaylar kurmacadır.Düş gücümüze yeni açılımlar kanzandırır.Öznel tutum vardır.
-Öyküleyici ve betimleyici anlatım vardır.
-Hayal ve mecaz anlatım vardır.
-Dil sanasal(şiirsel) işlevde kullanılır.

30. sayfa
14.etkinlik
Sanatsal metinler : Öykü,roman,deneme,anı,gezi yazısı ,şiir,masal,fıkra,mektup,tiyat ro,destan.
Öğretici metinler : söyleşi,eleştiri,makale,haber, biyografi

Sayfa 32
-heycana bağlı
-öğretici ve sanatsal
-öyküleyici ve betimleyici
-öğretici

2)
-D
-Y
-D
-D
-D
-D
-Y

3)
1-
2-
3-D
4-A
5-D
6-C
7-B
8-D
9-C

Sayfa 34
1-Edebi
2-C
3-D
4-B
5-C
6-A
7-A
8-C
9-C
10-B
11-C
12-B
13-B
14-D
15-
16-

Sayfa 37
anlama ve yorumlama

1>yazma aliskanligi gelisir kendini dah iyi tanir.
2>
3>eksik yönlerini görür rahatlar

8.Etkinlik
gerçek anlamli:ekmek,süt,köfte
metne kazandirdiklarI: Olayin gerçekten yasandigi

mecaz anlamli:bayilmak,atmak,ismarla mak, hava yapmak

metne kazandirdiklari:farkli kavramlari ve durumlari karsilayabilmek için kullanilmistir

Sayfa 38
1.}bosluk doldurma
.günlük
.duygu ve düsüncelerin

2.} dogru-yanlis
.y
.d
.y
3.} nurullah ataç
4.}gözlemin pek öneminn olmamasi

9.eTKINLIK
ses düsmesi:kayboldu, resmi, kahvalti

sebebi:ünlüyle basalyan ek almasi

ses türemesi:evde-y-im

hava-y-i

masa-y-i
radyo-s-u

sebebi:yardimci sese ihtiyaç olmasi

Sayfa 40-49 Arası
@font-face { font-family: “Cambria Math”; }@font-face { font-family: “Calibri”; }@font-face { font-family: “Lucida Sans Unicode”; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: “Calibri”,”sans-serif”; }.MsoChpDefault { }.MsoPapDefault { margin-bottom: 10pt; line-height: 115%; }div.Section1 { page: Section1; }

Hazirlik
2- Insanlar eski fotograflarina baktiklarinda genelde hüzünlenirler
3- Insanlar yasadiklari önemli anilari unutmamak, daha sonra hatirlamak amaciyla kayit altina alirlar
Inceleme
1- Ani metninin ortak özellikleri açik, sade, abartisiz, objektif anlatim
2- Incelenen anida anlatici ile yazar aynidir Çünkü ani yazarin kendi hayatidir
3- Incelenen anida anlatici konuyu birinici agizdan almistir Yani metinde kahraman anlatici vardir “Kus çalisti ben seyrettimAramamya basladim,”gibi cümleler
4-Anilarin sade, açik vede içten bir anlatimi vardir Olaylar abartilmadan yansitilir Ayrica anilar ögretici bir nitelik tasidiklari için objektif eserlerdir

4 Etkinlik
@font-face { font-family: “Cambria Math”; }@font-face { font-family: “Calibri”; }@font-face { font-family: “Lucida Sans Unicode”; }p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal { margin: 0cm 0cm 10pt; line-height: 115%; font-size: 11pt; font-family: “Calibri”,”sans-serif”; }.MsoChpDefault { }.MsoPapDefault { margin-bottom: 10pt; line-height: 115%; }div.Section1 { page: Section1; }
Ani yazarin anlattiklarini kanitlayabilmek için anlkattigi zamnala ilgili her türlü kaynaktan yararlanabilir

5 Etkinlik
Incelenenanida yazar çocuklugunda dogadaki bazi hayvanlar hakkinda ki gözlem ve izlenimlerini anlatmistir Yazar bunu yaparken kendi bilgi ve gözelemlerinden yararlanmistir Anilar bu yüzden objeektif oldukalri için yazildiklari dönemle ilgili belge niteligi tasir

5-Yazarin bilgi ve izlenimlerini dogrudan dogruya anlatmasi metne objektif ve inandiricilik katmistir
7- Metinde dil agirlikli olarak göndergesel islevde kullanilmistir

6 Etikinlik
Metinde geçen geçinmeki, yüregi vurmak, çekistirmek gibi mecaz nallmali sözcükler farkl durumlari karsilayabilmek için keullanilmistir

7 Etkinlik
Çagrisim ve duygu degeri insandan insana degistigi için bazi insanlara ormanyesili,
degirmen-bereketi,
yuva-aileyi,
agustos böcegi-tembelligi,
ses-dogayi,
agaç oksijeni çagiristirabilecegi gibi bazi insanlarda farkli farkli seyleri çagiristirabilir

8 Etkinlik
Verilen anida anlatici ilke aynidir Çünkü ani yazarin kendi hayatidir ve”ben” etrafinda anlatilir

9 Etkinlik
Ani türününü özellikleri
*anilarin ögretici yanlari vardir
*anilar ilgi çakici bilinir nitelikte olmalidir
*anlatici yazarin kendisidir
*objektif eserlerdir ve dönemle ilgili belge niteligi tasir
*yazar her türlü kaynaktan yararlanabilir

10 Etkinlik
Metinde geçen birgün ertesi yaz, biraz sonra, buraya gibi sözcükler yer-yön zaman zarfi olarak kullanilmistir Bu zarf metinde kanitlama ve amaçli kullanilmistir

12 Etkinlik
Ses Düsmesi
seyrettim
kivrilip
agzi

Ses türemesi olan kelimeler
baktikça
büyükçe
yüksekçe

Ses Benzesmesi olan kelimeler
vuruyor
birisi
anlamadim

Ses Düsemesinin sebebi: Iki heceden dar ünlü(i,i,u,ü)bulunan bazi sözcüklerünlü ile baslayan bir ek aldiginda iki ünlüde bu dar ünlü düser
Ses benzesmesinin Sebebi: Sonunda p,ç,t,k,f,h,s,s sert ünsüzleri bulunan bazi sözcükleri; c,d,g(g) yumusak ünsüzleriyle baslayan bir ek ladiginda bu c,d,g(g) sesleri sertleserek ç,t,k olur

13 Etkinlik
Günlükler yasanan olaylarin tarihi atilarak, günü gününe yazildigi bir türdür Anilar ise görünenelerin ve izlenimlerin arada zamna geçtikten sonra kaleme alindigi bir türdür Iki türde de içten samimi bir anlatim vardir Tema olrak yasanan olaylar islenir Objektif bir nalatimlario vardir Anilarin ögretici bir yazi varken günlükler okuyucu için yazilmaz

14 Etkinlik
Okunan ani metninde Atatürk’ün sanat ve sanatçi sevgisi dile getirilmeye çalisilmistir

17Etkinlik
Cümleleri hazirlarken anlamlarin ilghi çakici, ögretici bir tür oldugunu, yazarin ani yazarken objektif abartisiz olamasi gerektigini unutulmamalidir

Ölçme ve Degerlendirme
1) D-D_Y
2) A sikki
3) Magosa HatiralariNamik Kemal
Sehir MektuplariAhmet Rasim
Türk’ün atesle imtihaniHalide Edip Adivar
Bogaziçi Yalilari Abdülhak Sinasi Hisar
Edebiyatçilar Geçiyor Halit Fahri Ozansoy
Hac Yolunda Cenap Sehabeddin
Saray ve Ötesi Halit Ziya Usakligil
4) D sikki
5) D sikki
6) E sikki

SAYFA 52:
2.GÜNCE(GÜNLÜK)
HAZIRLIK:
İlk iki soruyu kendi düşüncenize göre cevaplayınız.
3) İnsanlar yaşadıklarını günü gününe yazarak yazma alışkanlığı kazanır.Bu alışkanlık da kişinin yazma yeteneğini geliştirir, kendini daha iyi ifade etme imkanı bulur.

SAYFA 56
1.ETKİNLİK
GÜNLÜK ÖRNEKLERİ:
TURGUT UYAR’DAN
30.01.1956
Az konuşur olmayı, suskun olmayı erdem saymıyorum artık. Kendini kaçırmak, kendini gizlemek gibi geliyor bana.
27.02.1956
İzinliyim. Boşum. İlgisiz dolaşıyorum sokaklarda. Bu boşluk, bu kayıtsızlık ürküntü veriyor bana. Doğaya uygun, yapmacıksız bir yaşama özlüyorum. Kurtuluşumuz şiirden falan gelmeyecek, yaşamamızdan gelecek gelecekse.
3.1.1956
Nigâr Hanım’ın şiirlerini okudum. Elbette ilkel şiirler birçoğu. Ama birden düşünüyorum. “Gücenme, aslı harâbım senin firâkında” dizesi, bir bakıma, bir şiir geleneğinin yenilenmesi döneminde, yeni bir duygu, yeni bir söyleyiş sayılamaz mı?
Geçmiş ozanları, duygularının, söyleyişlerinin cılızlığı yüzünden küçümsemek doğru mu? Duygular yeni, biçimler, duyarlanma yeni. Bugün bu şiirleri, dolayısıyla bu duyguları, ancak eski şiirler öyle yazıldığı için daha iyi anlıyoruz. Öyleyse, iyi kötü bütün geçmiş ozanlara selam.
(Günlük-kitaplaşmamıştır)
CEMİL MERİÇ’TEN
26.2.1963
Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da vardır. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları, ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlar da var…
Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar, zincir kokar, küf kokar. Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın, ardına kadar.
Kuşlar gibi geçiyor günler önünden, cıvıldamıyorlar. Günler tren, günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine.
(Jurnal – Cilt 1)
Bu metinlerde yazarlar kişisel gözlem ve dikkatlerini metinlere yansıtmış, doğal, içten yalın bir dil kullanmışlardır.Samimi ve kişisel duyarlılığı yansıtan bir anlatım tavrı takınmışlardır.

GÜNLÜK TÜRÜNDEKİ METİNLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Kısa yazılardır.
Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
Yazarın yaşamından izler taşır.
Olaylar tarih atılarak günü gününe yazılır.
Birinci kişi ağzından yazılmış kısa ve özlü yazılardır
İnandırıcı, içten ve samimidirler.
Konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
yazarın kişiliğini, görüşlerini ve ruhsal yapısını yansıtırlar.
Gerçekler, yaşanılanlar değiştirilmeden, çarpıtılmadan yazılır
Tarih, biyografi anı, … için birer belge değeri taşırlar.
Günlükler roman,gezi yazısı, hatıra gibi türlerde kullanılabilir.

2.ETKİNLİK
“Görkemli bir görünüşü var buradan Paris’in Her yer cetvelle çizilmiş gibi.Ne kadar her şeyin hesaplı kitaplı yapıldığını buradan bakan bir göz daha iyi anlıyor.Gözü rahatsız eden hiçbir mimari kusur pek göremiyorsunuz.Caddeler, bulvarlar, sokaklar bıçakla kesilmiş gibi…”
“Parisliler çok bahtiyar, o kış kıyametlerde bu sıcacık tertemiz gayet sıhhi havalana metrolarda evlerine gidip geliyorlar.Bir de bizim zavallı İstanbulluların çektikleri”
“Demek ki karşınızdaki millet vatan için ölenleri unutmuyor, isimlerini bir gelenek halinde mermere tunca işliyor.Yetişen nesil vatan ve millet için ölmenin en şerefli olduğunu Paris’i dolaşırken her adımda yaşıyor olmalı….” gibi cümleler yazarın gözlemlerini yansıtıyor.
Yazar gördüklerini ve yaşadıklarını içtenlikle anlattığı için günlüklerde gözlem ve kişisel dikkatin önemi vardır.
Yazar gözlemlerini anlatırken izlennimlerine de yer vermiştir.”Parisliler çok bahtiyar, o kış kıyametlerde bu sıcacık tertemiz gayet sıhhi havalana metrolarda evlerine gidip geliyorlar.Bir de bizim zavallı İstanbulluların çektikleri” cümleleri bu izlenimlere örnek olabilir.

3.ETKİNLİK
Günlük yazıları içsel konuşmalardır.Günlüklerde anlatım yalın içten gözlem ve izlenimleri yansıtan bir şekildedir.
Günlükler insanın dertlerini, kederlerini, sevinçlerini kısaca tüm duygularını yansıtır.Günlük tutmak bir nev’i kişinin içsel konuşmasıdır.Gözlemlerinin ve izlenimlerinin içinden yankılanmasıdır.İnsan bazen kimseye anlatamadığı durumları sadece günlüğüyle paylaşır.Günlüğünü bir arkadaş bir sırdaş olarak görür..

4. ETKİNLİK
Günlükler roman,gezi yazısı, hatıra gibi türlerde kullanılabilir.
Yararlanılmıştır, çünkü yer ve tarih belirtilmiş.

SAYFA 57
5.ETKİNLİK
Kısa yazılardır.
Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır.
Yazarın yaşamından izler taşır.
Olaylar tarih atılarak günü gününe yazılır.
Birinci kişi ağzından yazılmış kısa ve özlü yazılardır
İnandırıcı, içten ve samimidirler.
Konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
Yazarın kişiliğini, görüşlerini ve ruhsal yapısını yansıtırlar.
Gerçekler, yaşanılanlar değiştirilmeden, çarpıtılmadan yazılır
Tarih, biyografi anı, … için birer belge değeri taşırlar.
Günlükler roman,gezi yazısı, hatıra gibi türlerde kullanılabilir.

6.ETKİNLİK:
ANLATIM TÜRLERİ BU ANLATIM TÜRÜNE ÖRNEKLER
Avrupa Yolculuğu:
Öyküleyici anlatım: “Yağmur olanca şiddetiyle bastırdı,genişçe bir çınarın altına sığındım
Açıklayıcı anlatım “Bizim postanelerde bulunmayan birçok yenilik var.parayı atıyorsunuz attığınız paraya göre pul düşüyor.”
Betimleyici Anlatım:”Bandırmada’yız,sahil boyunca yayılmış yamaçlara tırmanmış şirin bir yer…”
” Muhteşem bir kubbeyi tutan sütunlarla heykellerle büyük renkli duvar tablolarıyla süslü elliyi aşkın turistle birlikte…”

ÇALIKUŞU:
Öyküleyici anlatım: “Bugün akşama doğru bir Çeçen arabasıyla Zeynilere geldim.”
Betimleyici anlatım:”Beyaz peştemalını, taşlıklar, safalar ve merdivenlerde kendine göre bir ahenkle sürüdüğü şıp şıp terliklerini çıkarmış,arkasına soluk çuhadan yakası kapalı uzun ir ceket, ayaklarına imam galoşları giymişti.”

7. ETKİNLİK:
Kişilerin kaleminden günü gününe yazılan günlükler, tüm gerçekliğiyle yaşamı yansıtan birer ayna olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Günlükler, insanın iç dünyasını kurgusuz bir biçimde sergileyerek günlüğün sahibine ilişkin ayrıntılı bilgilere birinci elden ulaşmamızı sağladıkları gibi, yazıldıkları dönemin önemli olaylarına ilişkin tarihsel belgeler olarak da önem kazanırlar. Ayrıca insanlar yaşadıklarını günü gününe yazarak yazma alışkanlığı kazanır.Bu alışkanlık da kişinin yazma yeteneğini geliştirir, kendini daha iyi ifade etme imkanı bulur.

8.ETKİNLİK:
Bazı cümlelerde anlatım bozuklukları olmasına rağmen metin için açık, duru, yalın ve akıcı diyebiliriz.

SAYFA 58
9.ETKİNLİK
Metindeki yan anlamlı sözcükler: “bacak” sözcüğü
Mecaz anlamlı sözcükler ve sözcük grupları: “tatlılıkla,sarılı,sızdırmak, yol,hesaplı kitaplı yapmak, serilen, düşüncelerin kucağı, uzanan…”
Gerçek anlamlı sözcükler: “Caddeler, bulvarlar, sokaklar,garaj, meydan, yağmur, Beyazıt Kulesi, turist, kart, sembol, eşya…”
*Bu mecazlar farklı durum ve olayları ifade edilmek için kullanılmıştır.

10.ETKİNLİK:
Anlatım bozukluğu olan cümlelerin düzeltilmiş halleri:
“Gözü rahatsız eden mimari hiçbir kusur göremiyorsunuz.” (sözcük yanlış yerde kullanılmış,pek de gereksiz)
“Bavullarmızı, çantalarımızı hazırlayıp evden çıktık; ya da “Bavullarımız, çantalarımız hazır(dı), evden çıktık.”
“İlk kocam fazla içiyordu, bir düşme sonucu (kocamın) ayağı kırıldı…” (tamlayan eksikliği)
“Parislilerin ‘Tour Eiffel’ dedikleri ‘Eyfel Kulesi’ yakından bakınca hele dört bacakları (bacağı) altına gelince…” ( tamlama yanlışlığı) (Katkıları için Yusuf Taştan’a teşekkürler

11.ETKİNLİK
Günlüklerde dil göndergesel ve heyecana bağlı işlevde kullanılmıştır.Örnekler:
Bu gezimi günü günüe not edeceğim.( göndergesel işlev)
Ben 2.kat bileti aldım.(göndergesel işlev)
Ne yapsın mübarek adamcağız! (heyecana bağlı işlev)

12.ETKİNLİK
Sözcükler: Ses Olayı Oluşma nedeni
nasıl > ünlü düşmesi ne+asıl birleşmesi nedeniyle…
seyrediyorum >ünlü düşmesi,ünsüz yumuşaması seyir ismi yardımcı eylemle(et-)birleştiğinden
sıcacık> ünsüz düşmesi süreksiz sert ünsüzle biten sözcüğe küçültme eki geldiğinden
küçücük : ” ” ” ” ” ” ” ” ” ”
kitaplığa : ünsüz yumuşaması sonu süreksiz sertle biten sözcüğe ünlü ile başlayan ek(yönelme eki)gelmesi
işlemekte : ünsüz sertleşmesi(benzeşme) süreksiz sert ünsüzün (k) yanına (d) yumuşak ünsüzle başlayan ek gelmesi
paraya : kaynaştırma harfi(y) iki ünlü yan yana gelmediği için araya kayn.harfi gelmiş

SAYFA 59
ANLAMA-YORUMLAMA
1) Yazar bu metni Avrupa yolculuğunu günü gününe not etmek, günlük yazı türünün nasıl bir sonuç vereceğini denemek amacıyla yazmıştır.
2)”Dar atmak” , “dehşetli zevklenmek”, “müeessese”, “hüviyet” gibi sözcükler dönemin dil özellikleriyle ilgili söyleyişlerdir.

3) ANLATMAYA BAĞLI TÜRLERLE GÜNLÜK METNİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
1) Olay çevresinde gelişirler.
2) Olaylar belli bir zaman diliminde geçer.
3) Yer, zaman kişi ögeleri vardır.
4) Betimleyici, öyküleyici, açıklayıcı anlatım türleri kullanılır.
5) Zihniyet unsurlarından etkilenirler.
6) Metinlerin bir yazarı vardır.
7) Olayın mutlaka bir anlatıcısı vardır.
4) Yazarın anlattıkları günümüzde anlam değerini korumaktadır.Çünkü bu günlükten yazarın o dönem Avrupasıyla ilgili gözlem ve izlenimlerini öğreniyoruz.

SAYFA 60
13 .ETKİNLİK
“Beylik Sözler” metninde yazar eleştirel , sert bir üslup kullanılmış.Ayrıca tilcik,tüz,gönenmek gibi öz Türkçe sözcükleri kullanması yazarın dil anlayışında takındığı tavrı da göstermektedir.Avrupa Yolculuğu metni ise yazarın gezip gördüğü Paris’le ilgili gözlem ve izlenimlerini anlattığı bir metindir.
5) Yazar kendisine ilginç gelen, gezdiği gördüğü yerlerle ilgili belirgin ve ayırt edici durumlara günlüğünde yer vermiştir.
6) Yazar gezip gördüğü yerlerle ilgili gezi günlüğü tuttuğundan dili son derece açık, yalın ve sadedir.
7) Her okur kendi bilgi birikimine kültür düzeyine göre metinden çeşitli anlamlar çıkarabilir.
8) Metnin sizde uyandırdığı duygu ve düşünceleri belirtiniz.

14.ETKİNLİK
Yazacağınız günlükte mutlaka yer ve tarih belirtmeye, içten,yalın özlü bir üslup kullanmaya dikkat ediniz.

ÖLÇME-DEĞERLENDİRME
1) * öyküleyici, betimleyici, açıklayıcı anlatım türleri kullanılır.
* gezi yazısı, hatıra, roman ,hikaye
2)* (Y) “hemen”den kasıt günü gününe ise doğru cevap (Y)soru maalesef ki açık uçlu!(E.F)
*(Y)
*D)
3) (D)
4) (D)

OKUL DIŞI ETKİNLİK
SABİHA GÖKÇEN ANLATIYOR
“Bir Köylü Kadın ve Atatürk”
Gazi Çiftliği’nde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rastladık. Atatürk attan inerek bu ihtiyar kadının yanına sokuldu;
– “ Merhaba nine”
Kadın Ata’ nın yüzüne bakarak hafif bir sesle;
– “Merhaba” dedi.
– “Nereden gelip nereye gidiyorsun?”
Kadın şöyle bir an duraladı;
– “Neden sordun ki?” dedi. “Buraların sahabisi misin? Yoksa bekçisi mi?”
Paşa gülümsedi;
– “Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi sen nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?”
Kadın başını salladı;
– “Tabii söyleyecem beyim, ben Sincan’ın köylerindenim bey, otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindenim. Bizim mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara’ ya geldim.
– “Muhtar niçin Ankara’ya gönderdi seni?”
– “Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da…. Benim iki oğlum gavur harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Ben de gün demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angara’ ya, giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte agşamdan belli böyle kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.”
– “Senin Gazi Paşa’ dan başka bir isteğin var mı?”
Kadının birden yüzü sertleşti.
– “Tövbe de bey tövbe de! Daha ne isteyebilirim ki… O, bizim vatanımızı kurtardı. Bizi düşmanın elinden kurtardı. Şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa yüzünü görmek, ona sağ ol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım edive de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyive.”
Atatürk’ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden belliydi. Bana dönerek;
– “Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır… Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.
Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum;
– “Anacığım” dedim, “sen gökte aradığını yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa yani Atatürk iste karşında duruyor.”
Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere fırlatıp, Atatürk’ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. İkisi de ağlıyordu. İki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü Ata’ nın ellerini. Ata da onun ellerini öptü. Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir köy peyniri. Bunu Atatürk’e uzattı;
– “Tek ineğimin sütünden kendi ellerimle yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.”
Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi;
– “Bu anamızı alın burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün.
Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun.”
Bu anıdan Atatürk’ün milletine verdiği değeri ve önemi anlıyoruz.
17Mart 1923 Tarsus:
Mustafa Kemal İstasyon’dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O’nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.
Milli Mücadele’deki çete giysili bir kadın, Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
– “Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!”
Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.
Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
– “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.”
Atatürk Türk kadınına çok değer veren bir liderdi.
“Bunlar bir gün olacaktır…Görürsünüz,işitirsiniz…”
Prof.Dr.Afet İnan “Atatürk hakkında hatıra ve belgeler” adlı kitabında ilginç bir hatırasını naklediyor.
Atatürk 09 ocak 1936 Perşembe günü, dil ve tarih coğrafya fakültesi’nin açılış dersinde okuması için afet İnan’a : “tarih belgelerinin ilerideki keşifleri buna dayanacaktır.Her tarihi kişinin söylediği sözler toplanabilecek ve böylece biz onları kendi seslerinden ve sözlerinden dinleyebileceğiz.” diyerek yazıyı verir. Buna karşılık Afet İnan :
“Bu çok uzak bir gelecekte belki olabilecek keşfin benim ifadem olarak verilmesine cesaret edemeyeceğimi” kendisine söylediğim zaman canı sıkıldı ve şöyle dedi :
“Bunlar bir gün olacaktır…Görürsünüz,işitirsiniz…”
Atatürk ileri görüşlü bir liderdi.

SAYFA 61 – 3.ANI
HAZIRLIK
*Yaşadığımız her şeyden aynı şekilde etkilenmeyiz.Bazı olaylar ve durumlar bizi çok az etkiler veya hiç etkilemezken bazıları da bizde derin izler bırakır.Yıllar geçse de o olay veya durum hafızamızda tazeliğini korur.
*İnsan sosyal bir varlık olarak sürekli iletişimde olduğu için yaşadığı bazı olay ve durumları başkalarına anlatma, bunları paylaşma ihtiyacı duyar.
*Bir olayı yaşayan birinden dinlemek o kişinin yaşadığı olayla ilgili bilgi, gözlem ve izlenimlerini doğrudan doğrudan anlatması bakımından inandırıcıdır.
*İlginç bir anısı olan biri mutlaka vardır çevrenizde))
*Dinlediğiniz anılarda anlatıcı kahraman anlatıcı (olayı 1.derecedden yaşayan kişi) olduğu için bireysel duygu ve düşüncelerini, kendi gözlem ve izlenimlerini yansıtır.Bir olayı onu başkasından duyan birinin anlatmasıyla olayı bire bir yaşayan birinin anlatması arasında fark vardır.

1.ETKİNLİK
ANI ÖRNEKLERİ
Çanakkale Geçilmez.
10 Ağustos 1915. Conkbayırı’nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8. tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım:
– Mutlaka düşmanı yeneceğinize inanıyorum ancak siz acele etmeyin, evvela ben ileri gideyim, size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın şeklinde olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20 -30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı’ndan ses çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstüne kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 4:30 da kıyametler kopmuştu. İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. “Allah Allah” sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yıkıyordu.
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet Bey’den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde bulunan saat param parça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpmıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumla kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı.
Aynı günün gecesi, yani 10 Ağustos günü, beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşa’ ya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış, heyecanlanmıştı. Kendisi de alıp cep saatini bana hediye etti. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale’ nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular.
(Alıntıdır)

ANI ÖRNEĞİ-2:
Aa sen çok oruç tutmuşsun!
Anne-babam çalıştıkları için yazları beni memleketimiz Amasya’ya bırakırlardı. Ramazan da yaza denk geliyordu. İlkokul 1 ya da 2. sınıf dönemlerimdi.
O zaman çöl sıcağı vs. gibi yakınmalar bilmezdik; ama hava gene çok sıcaktı! Her gün oruç tutmak ister sahura kalkardım; ama bir türlü sonunu getirmek kısmet olmazdı. Çünkü akrabalara emanettim ve kimse bana kıyamazdı. Her gittiğim yerde “Oruç musun?” diye sorarlardı. Evet cevabını duyunca da şöyle diyaloglar yaşanırdı: “Ne zamandır yemedin? Sabah kalktıktan beri yemedim. Acıktın mı? Evet. Aa bu saat olmuş sen çok oruç tutmuşsun!” Hiç bana sormadan sofra hazırlanır ve ben de karşı koyamaz bi güzel kahvaltımı ederdim. Öğlen olunca yine aynı diyaloglar yaşanır. Öğle yemeğini de yedirirlerdi! 1 hafta kadar sonra da artık “çocuklar sahura kalkınca oruç tutmuş sayılırlar” fikri daha mantıklı gelmeye başladığı için günler böyle devam edip giderdi. Zayıf ve çelimsiz bir çocuk olduğum halde Amasya’da geçen günlerden sonra semirmiş bir çocuk olurdum. Murat Öz

ANI ÖRNEĞİ-3
O kadar utandı ki paketi alırken elleri titriyordu
Okul Aile Birliği başkanlığı yaptığım bir dönemde okulumuzdaki fakir öğrencilerin ailelerine Ramazan nedeniyle gıda yardımında bulunmak üzere bir çalışma programı düzenledik.
Çevremizdeki hayırsever insanlardan toplayabildiğimiz kadar gıda maddesi topladık. Bunları düzenli bir şekilde paketler oluşturduk ve dağıtıma hazırladık. Fakir öğrencilerimize gizlice velilerinin iftarla teravih namazı arasında okula gelmesini söyledik. Dağıtımlarımız devam ediyordu ki bir ara kimse kalmadı, ben de hava almak için dışarı çıkmıştım. Bir velinin okulun etrafında dolaştığını, bir türlü içeri gelmediğini gördüm. Hemen kestirmeden önüne çıktım ve birisini mi aradığını sordum. Mahçup, utangaç bir ses tonuyla bana toplantı için okuldan çağrıldığını söyledi. O saat de toplantı olmadığını bildiğim için gıda yardımı almaya geldiğini anladım. “Sizi ben çağırdım.” diyerek içeri götürdüm ve eline gıda paketini uzattım. Fakat o kadar utandı ki paketi alırken elleri titriyordu ve gözleri doldu. Paketi aldı ve birisi görecek mi diye hızlı hızlı adımlarla hiç sağa sola bakmadan karanlıkta kayboldu. Bu olay beni çok etkiledi. Her Ramazan ayında unutamayacağım bir olaydı.

ANI ÖRNEĞİ-4
HİLMİ YAVUZ’DAN YAHYA KEMAL ANISI:
İlk gençlik yıllarımızda İstiklal Caddesi’nde (o yıllarda şimdiki gibi omuz vurup geçenler ya da çantalarını savurarak yürüyenler henüz yoktu o caddede! Ve özür dileme unutulmamıştı!) yeniyetme ‘aylak adamlar’ olarak bir aşağı bir yukarı gezinirken, Tokatlıyan Oteli kahvesinin Cadde-i Kebir’e bakan büyük ve yekpare camlı vitrininde, Üstad’ı görmüştüm birkaç kez. Tıpkı şimdi Yıldız’a taşınmış olan heykelinde göründüğü gibi, iki eliyle bastonuna dayanmış, dalgın, önünden geçenleri seyrediyor gibiydi…
Elbette, Üstad’la tanışmam sözkonusu değildi. Şiirlerinin tümünü neredeyse ezbere okuyabilecek kertede hayranlık duyduğumdan olmalı, o büyük ve yekpare camlı vitrinin önünden geçerken, Üstad orada olsun ya da olmasın, tuhaf bir yürek çarpıntısı hissettiğimi hatırlıyorum. Şiir yazmayı öğrenmeye çalışan bir yeniyetmenin, büyük bir şairin bu kadar yakınından geçmesi! Aramızda o büyük ve yekpare cam vardı sadece…
Bu anılarla okuduğumuz metinde, anlatıcılar kahraman anlatıcıdır ve olaylar “ben” etrafında şekillnmiştir.Açık sade ve içten bir anlatımları vardır.Olaylar olduğu gibi çarpıtılmadan, abartılmadan yansıtılmıştır.İçerik olarak hepsi farklıdır.Hepsinde anlatıcıların yaşadığı farklı olaylar anlatılmıştır.1.anı Çanakkale Savaşı ile ilgili , 2.ve 3. Ramazan ayıyla ilgilidir, 4.de ise Hilmi Yavuz’un Yahya Kemal’le karşılaşmaları anlatılmıştır.

*Beğendiğiniz anıyı okuyup neden beğendiğinizi belirtiniz.
1 – Yaşanmakta olanı değil, yaşanmış bir konuyu anlatır.
2 – İnsan belleğinde iz bırakan olay ve olguları anlatır
3 – Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yaptığı için tarihçilere ışık tutar.
4 – Tanınmış, bilim, sanat ve politika adamlarının yaşamlarını çalışma ve araştırmalarını anlatır.
5 – Yazarın unutulmasını istemediği gerçekleri kalıcı kılar.
6 – Geçmiş birinci kişinin ağzından kişisel yargılar ve yorumlarla verilir.
7-Yazar her türlü kaynaktan yararlanabilir.
8-Anlatıcı yazarın kendisidir.
9-Açık sade içten bir anlatımı vardır.

2.ETKİNLİK
*Yazarın kendisidir.(kahraman anlatıcı)
*Anlatıcı olaya tanıklık etmiştir.Olay Atatürk’ün çevresinde gelişmektedir.

3.ETKİNLİK
Anlatıcı olayı inandırıcı kılmak için kendi bilgi ve izlenimlerini doğrudan doğrudan anlatmıştır.
Anılar objektif eserlerdir ve dönemle ilgili belge biteliği taşır.Bunun olabilmesi için de yazarın anlattıklarını kanıtlaması gerekir.

4.ETKİNLİK
Salih Bozok’un anlattıkları bir belge niteliği taşıyor.Çünkü yaşanılan dönemi kendi bilgi, gözlem ve izlenimlerine bağlı kalarak objektif bir şekilde anlatmıştır.

SAYFA 65
5.ETKİNLİK
*Anlatıcı yazarın kendisidir.(Kahraman anlatıcı)
*Yazar başka kaynaklara da başvurmuştur.Duyduğu ve gerçek olduğuna inandığı olayları kaynak göstermiştir.Yazar anılarda her türlü kaynaktan yararlanabilir…
*Bu sorunun cevabı bulduğunuz anılara göre değişebilir.
*Anılarda her türlü kaynaktan yararlanılabilir.Hatıra yazarlarının doğru olanı dile getirebilmek kaygısı ile kaleme aldığı devrelerle ilgili çeşitli belge, mektup günlük dergi ve gazetelerden faydalanabileceği de unutulmamalıdır.
*”Son” başlık metinde “büyük adamlar”, “küçük adamlar” ,”bunalttığı”,”boyun eğmek” “büyük kelimeler” gibi sözcükler mecaz anlamda kullanılmıştır.Mecaz anlamları kelimelerin farklı durumları karşılamak için kullanıldığını unutmayın.
*İncelediğiniz metinlerde çağrışım değeri yapan kelimeler şunlar olabilir: Adam yerine saymak,büyük adamlar, küçük adamlar, boyun eğmek” vb…Mecaz anlamları kelimelerin farklı durumları karşılamak için kullanıldığını unutmayın.

6.ETKİNLİK
“İzmir’e girmeden önce Dumlupınar,Alaşehir ve Uşak’ta gördüklerimi de yazmak isterim.”
“Gecenin ileri vaktinde yanımdaki odada bir gürültü işittim.”
“Ertesi gün erkenden yola cepheye gideceklerini söyleyerek ona göre hazırlıkta bulunmamı emir buyurdular.” “……. sabah olur olmaz otomobili emirlerine amade bulundurmuştum.
“”Dumlupınar’a karanlıkta geldik.”
“Ertesi sabah eşyamızı Afyon’dan getirttik.” gibi cümlelerdeki altını çizdiğim sözcük ve söz grupları yer ve zaman hakkında bilgi vermektedir.
Bu yer bildiren isimler ve zaman zarfları metinde kanıtlama ve açıklama amacıyla kullanılmıştır.Bu zarfların anıdaki işlevi ise eylemin gerçekleştiği yer ve zamanı bildirmektir.

7.ETKİNLİK
*Verilen parça genel olarak açık bir anlatımın özelliklerini taşımaktadır.Ancak dönemin dil özelliklerine göre Arapça ve Farsça sözcüklerin sıklıkla kullanılması akıcılığı, bazı gereksiz ek ve kelimelerin kullanılması da duruluğu bozmaktadır.
*Metindeki anlatım özellikleri anı türünde bulunması gereken özelliklerdir.

8.ETKİNLİK
Yaptığımız çalışmalar sonucu anı özellikleriyle benzer bir sonuca ulaştık.Anı özellikleri için
(bknz. 1.ETKİNLİK)

9.ETKİNLİK
Mustafa Kemal Paşa… metnindeki anlatım türleri ve bunlara örnekler:
Öyküleyici anlatım:”Kurtarıldıktan bir gün sonra biz de Afyon’a gelmiştik.””Ertesi sabah eşyamızı Afyon’da getirttik.” gibi birçok cümle…
“Betimleyici anlatım”: “Düşmanın bizim kuvvetlerimiz tarafından çevrilmiş olduğunu harita üzerinde göstererek fevkalade memnun ve mesrur (sevinçli) idiler…
Öğretici anlatım:”Başkumandan Muhaberesi oluncaya kadar hiçbir yerle muharebe edilmiyordu.Her tarafta muharebe men olunmuştu.Hatta Ankara’ya da bilgi verilmemişti.Ancak 26 Ağustosta başlayıp 30 Ağustos’ta son bulan muharebeden sonra Ankara’ya bilgi verildi.”
SON metninde
Öyküleyici anlatım: “İki hikaye işittim.”
Öğretici anlatım:””İlim ve vatan adamı olunuz.Hiçbiri yalnız başına ne sizi ne de milletinizi kurtarabilir.”

SAYFA 66
10.ETKİNLİK
İlk metinde “Esir fırka kumandalarından birisi Paşa’nın yanından çıktıktan sonra bize Türkçe olarak kiminle görüştüklerini söyledi.” cümlesinde Türkçe sözcüğünden sonraki “olarak” gereksizdir,bunun çıkartılması gerekir.
Metnin ikinci cümlesinde “Kurtarıldıktan bir gün sonra biz de Afyon’a gelmiştik” cümlesinde anlam belirsizliği var.(Neresi kurtarıldıktan sonra belli değil)
….bir maşa başında gülmekte olduklarını gördüm” cümlesinde “güldüklerini şeklinde olmalıydı.Ol- yardımcı eylemi gereksiz kullanılmış.
“Biz Atatürk’le birlikte 1.Ordu Karagahına gittik.” cümlesinde birlikte sözcüğü gereksiz kullanılmış.”le” edatı zaten birliktelik anlamı veriyor.

11.ETKİNLİK
Metinlerde dil ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılsa da alıcıyı harekete geçirme (İçeri gir de neler olduğunu anlatayım.”Kendilerinin istirahatini temin buyurunuz.”) işlevi de bazı cümlelerde görülüyor.
Verilmekten istenen ileti neyse dilin işlevi ona göre düzenlenir.Örneğin metnin yazılış amacı bilgi vermek, aydınlatmak, bir şeyi öğretmekse dil göndergesel işlevde kullanılır.

12.ETKİNLİK
:Uşak’ta > sert ünsüzlerin benzeşmesi (ünsüz sertleşmesi)
çev(i)rilmiş > ünlü düşmesi
hat(t)ı > ses türemesi vardır.
“Mustafa Kemal Paşa….” metnindeki ses olayları ve bunların oluşum sebepleri:

SERT ÜNSÜZLERİN BENZEŞMESİNE ÖRNEKLER:
yatmıştık,gülmekte,hazırlıkta,çıktıktan,anlattı,oc akta,yoktu,bitmiştir,kalktılar,gönderilmişti,görüş tü, etti, konuştuktan, çalıştık…” gibi sözcükler…
Bu ses olayını sebebi ise sonunda FSTKÇŞHP sert ünsüzleri bulunan bazı sözcüklere c,d,g(ğ) yumuşak ünsüzleriyle başlayan bir ek geldiğinde bu c,d,g seslerinin sertleşerek ç,t,k’ye dönüşmesidir.

ÜNLÜ DÜŞMESİNE ÖRNEKLER:
“emrini, yal(ı)n-ız>yalnız, sey(i)rederken,vak(i)tinde, iler(i)letmek, ay(ı)rılmadı, buyurursanız (ise’nin i’si düşmüş)” gibi sözcüklerde ünlü düşmesi vardır.
Bunun sebebi ise ikinci hecesinde dar ünlü (ı,i,u,ü)bulunan bazı sözcüklerin ünlü ile başlayan bir ek almasıdır.

SES TÜREMESİNE ÖRNEKLER:
hak(k)ıyla > “k” sesi türemiş
ileri-y-e
huzuru-n-a
anlat-a-y-ım> “y” yardımcı sesi türemiş
Bu sözcüklerdeki ses türemesinin sebebi Türkçede iki ünlü yan yana gelmesi araya yardımcı ses almasıdır. (ek bilgi: hakkı sözcüğü bu kuralın dışındadır.)

13.ETKİNLİK
Yazılış amacı: İkisi de bir kişinin başından geçen yaşanmışlıkları anlatmak için yazılır.
Ne zaman yazıldığı:Günlükler günü gününe, anılar yaşandıktan sonra yazılır.
Dilin işlevi:Her ikisinde de ağırlıklı olarak göndergesel işlevdedir.Ancak duruma göre diğer işlevleri de unutmamak gerekir.

Dil ve anlatım özellikleri: İki türde de samimi içten bir anlatım vardır.Objektiftirler.
Kullanılan anlatım türleri: Öyküleyici, betimleyici, öğretici anlatım türleri

Anı ve güncenin benzer ve farklı yönleri:
1. Anı da günlük gibi bir kişinin başından geçen gerçek yaşantılardan kaynaklanan yazı türüdür.
2. Günlük yaşanırken anı ise yaşandıktan sonra yazılır
3. Anıların öğretici yanı varken günlükler okuyucu için yazılmaz.
4. Anı yazılarının anlatım açısından kurgusal niteliklere sahip olduğunu da söyleyebiliriz Günlükler ise kurgudan uzak yoğun düşüncelerin toplamıdır.
5) İki türde de samimi , içten anlatım vardır.

SAYFA 67
1. Tema: Atatürk’ün hoşgörüsü ve insan sevgisidir.Bu tema Kurtuluş Savaşı döneminde esir düşen Yunanlı kumandalara gösterdiği anlayışla ilişkilidir.
2.Katmamıştır, bu da metnin nesnel anlatımı olduğunu gösterir.
3)Her ikisi de Kurtuluş Savaşı dönemini yansıtmaktadır.
4. Anlatıcı ile yazar aynıdır.Çünkü anılar yazarın kendi hayatıdır ve “ben” etrafında şekillenir.
5) Atatürkle ilgili birçok anıda onun milletini çok seven, milleti için çalışmaktan bıkmayan, azimli kararlı, vatansever, ileri görüşlü, hoşgörülü gibi kişilik özelliklerine sahip olduğunu görürürüz.

14.ETKİNLİK: (cümle içinde kullanmayı size bırakıyorum.)
mesrur: sevinmiş ,sevinçli
nizam: düzen, kuraidadi: eskiden lise derecesindeki okullara verilen ad.
veçhile: yönüyle
amade: hazır
fırka: 1 ) İnsan topluluğu 2) ( Askerlikte )Tümen 3 ) Siyasî parti
nefer: derecesi olmayan er, asker
ihtiyat : Herhangi bir konuda ileriyi düşünerek ölçülü davranma, sakınma
ricat etmek: gerilemek, geri çekilmek
refika: eş, karı, zevce

15.ETKİNLİK: (Bir anınızı yazınız.)
SAYFA 68:
1)* yaşandıktan sonra
*yazarın hayatından
*göndergesel
2) (Y) , (D) , (D) (Y)
3) (D)
4) (C)
5)(C)
6) (A) (EK BİLGİ: paragrafta ‘Mommo-Kız Kardeşim’ filminin yönetmeni Atalay Taşdiken’in Akşam yazarına verdiği söyleşideki cevabını görüyoruz.)
7) (C)

SAYFA 70
4.BİYOGRAFİ(HAYAT HİKAYESİ) OTOBİYOGRAFİ
HAZIRLIK
*Başarılı insanların hayatlarından etkilenebiliriz.Onların bu başarı öyküleri bize örnek teşkil eder, hedeflerimizi büyütmemizi, daha azimli ve gayretli çalışmamızı sağlar.
*Başkalarının yaşam öyküsünü bilenler onların hayattan edindikleri tecrübeler, aldıkları dersler sayesinde kendi hayatlarına yön verebilirler…
*Bir sanatçıyı tanımadan yapıtlarını tam ve hakkıyla tanımak,anlamak mümkün değildir.Çünkü eserler, sanatçıların hayatlarından izler taşır, onların duyuş, düşünüşünü yansıtır.Sanatçıların yaşadıkları olayları, devrinin şartlarını kişilik yapısını ,ailesini, çevresini …bilmek onların yapıtlarını daha iyi anlamlandırmamıza yardımcı olur.Örneğin Mehmet Akif’i tanımadan onun şiirlerini ve manzumelerini tam ve layıkıyla anlayamayız.
*Kendi yaşam öykümüzü yazmanın amacı bunun gelecek nesiller tarafından bilinmesi ve yaşadığımız olaylardan onların ders almaları olabilir…

*ÖNBİLGİ:
Kendi alanlarında ünlü olmuş, siyaset adamı, edebiyatçı, sporcu, bilim adamı, ses, sinema, tiyatro sanatçısı, gazeteci, ticaret adamı gibi kişilerin hayatlarını, neler yap-tıklarını, ülke ve dünya insanlığına neler kazandırdıklarını, hayatlarının önemli başarılarını ve dönüm noktalarını bütünüyle anlatan yazı ve kitaplara biyografi (yaşamöyküsü) denir.
Bir düşünürün, bir sanatçının, bir sporcu ya da tanınmış bir kişinin kendi yaşam öyküsünü anlattığı eserlerdir. Özyaşamöyküsü de denir. Kaynak olarak kişi kendini ve aile büyüklerinden aldığı bilgileri kullanır. Otobiyografi yazmak güçtür, çünkü insanın kendinden söz ederken objektif olması zordur. Otobiyografiler sayesinde o kişinin sanatı, düşünceleri, yaptığı işler hakkında bilgileniriz. Otobiyografiler aynı zamanda iyi bir belgeseldirler. Bu alanda çalışacaklara ve yazarın yaşadığı dönemin özelliklerine kaynaklık eder. Otobiyografileri okumak, insanın kendi deneyimlerine bir yaşam deneyimini, yaşayanın ağzından katmak demektir.

SAYFA 80
BİYOGRAFİ ÖRNEKLERİ
AHMET HAŞİM
1884’te Bağdat’ta doğdu, 1933’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. Fizan Mutasarrıfı Arif Hikmet Bey’in oğlu. Çocukluğu Bağdat’ta geçti. 12 yaşında annesinin ölümü üzerine babasıyla birlikte İstanbul’a geldi. Mektebe-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) yatılı okudu. Tevfik Fikret ve Ahmed Hikmet Müftüoğlu’nun öğrencisiydi. 1907’de mezun oldu. Bir süre Reji İdaresi’nde çalıştı. Bir yandan da Hukuk Mektebi’ne devam etmeye başladı. İzmir Sultanisi Fransızca öğretmenliğine atandı. Hukuk eğitimini bırakıp İzmir’e gitti. 1912-1914 arasında Maliye Nezareti’nde çevirmenlik yaptı. 1. Dünya Savaşı yıllarını Çanakkale ve İzmir’de yedeksubay olarak geçirdi. Mütareke’den sonra İstanbul’a döndü. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde estetik ve mitoloji öğretmenliği yaptı. Harp Akademisi ve Mülkiye Mektebi’nde Fransızca dersleri verdi. Düyun-u Umumiye İdaresi’nde, Osmanlı Bankası’nda çalıştı. Akşam ve İkdam gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1928’de böbrek rahaksızlığının tedavisi için yurtdışına gitti ama iyileşemeden döndü. Şiire lise öğrenciliği yıllarında başladı. İlk şiirlerinde Abdülhak Hamit, Cenap Şahabettin, özellikle de Tevfik Fikret etkileri görülür. Bilinen ilk şiiri “Hayal-i Aşkım”da bu yönelmelere rağmen yeni bir sanat yönelimi olduğu dikkat çeker. Gençlik şiirleri Mecmua-i Edebiye, Musavver Terakki, Aşiyan, Jale, Musavver Muhit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap dergilerinde yayınlandı. Bu şiirleri kitaplarına almadı. 2. Meşrutiyet’in yazınsal karmaşa ortamında onun şiiri ayrı bir ses olarak kendisini gösterdi. 1921’de basılan ilk şiir kitabı “Göl Saatleri”nin başındaki küçük manzumeler, bu dönemin asıl eserleridir. İzlenimci ressam etüdlerini andıran bu şiirlerle Ahmed Haşim, doğanın özünü sızdırmak ister gibidir. Şiiri, bir yandan Verlaine müziğine yaklaşırken, bir yandan Şeyh Gâlib’in parıltısını taşır. “Göl Saatleri”, “Göl Kuşları”, “Serbest Müstezatlar” ve “Muhtelif Şiirler” olmak üzere dört bölümden oluşan bu kitap Türk şiirinin Yahya Kemal Beyatlı’dan sonraki ikinci kanadını kurar. Beyatlı’nın geniş kesimleri kucaklayan toplumcu ve ulusçu şiirine karşılık Haşim daha dar ama daha derin bir kanalda akmayı tercih eder. İkinci ve son şiir kitabı “Piyale”nin girişinde “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” bölümünde şiirle ilgili görüşlerini açıklar: Şair ne bir gerçek habercisi, ne güzel konuşmayı sanat haline getirmiş bir kişi, ne de bir yasak koyucudur. Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, hissedilmek için yaratılmış, müzik ile söz arasında, ama sözden çok müziğe yakın ortalama bir dildir. Düzyazıda anlatımı yaratan öğeler şiir için sözkonusu olamaz. Düzyazı us ve mantık doğrur, şiir ise algı bölümleri dışında isimsiz bir kaynaktır. Gizliğe, bilinmezliğe gömülmüştür. Şairin dili, duyumların yarı aydınlık sınırlarında yakalanabilir. Anlam bulmak için şiiri deşmek, eti için bülbülü öldürmek gibidir. Şiirde önemli olan sözcüğün anlamı değil, şiir içindeki söyleniş değeridir. Şiiri ortak bir dil olarak düşünenler boş bir hayal kuruyor demektir. “Piyale” kitabındaki “Merdiven” ve “Bir Günün Sonunda Arzu” şiirleri, bu görüşleri yansıtan ve Türk edebiyatında görülmemiş bir şiirselliği ortaya koyan ürünlerdir. Bu kitapla birlikte Haşim’e saldırılar arttı. Ölçü ve Türkçe bilmemekle, toplum sorunlarına ilgisizlikle suçlandı. Yine de şiirleriyle 20’nci yüzyılın ilk çeyreğini etkilemeyi başardı.
ESERLERİ
ŞİİRLER:
Göl Saatleri (1921)
Piyale (1926)
FIKRA VE SOHBET:
Bize Göre (1926)
Gurabahane-i Laklakan (1928)
GEZİ:
Frankfurt Seyahatnamesi (1933)
ORHAN VELİ KANIK
Orhan Veli Kanık ya da Orhan Veli (13 Nisan 1914, İstanbul – 14 Kasım 1950, İstanbul), Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı.[4] Şair 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı.
Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz vezinlerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. “Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak” amacıyla yola çıkan Kanık’ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu.Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.
Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi.Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı.Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı.Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli’nin bu yönüne dikkat çekerek onu “üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair” olarak tanımladı.
Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli “tek tür” şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık’ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır. Oktay Rifat bu durumu “Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi.” ve “Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı.” sözleriyle açıkladı.

Benzerlikleri: Her ikisinde de ünlü iki yazarın yaşam öyküsü başka biri tarafından kaleme alınmıştır.Sanatçıların hayatı, edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir.Bu metinlerde dil göndergesel işlevde kullanılmıştır.Anlatımları nesneldir.Açık ve sade bir dil kullanılmıştır.
Faklılığı: İki farklı sanatçının hayatı üzerinde durulmuştur.
*Bilgi, belge, kanıt ve tanıklardan yararlanılmıştır.Bilgiler düzenlenirken kronolojik sıra izlenmiştir.
*Ön çalışma yapılmadan biyografi yazılmaz.

2.ETKİNLİK
*Okuduğumuz biyografide Atatürk’ün Selanik’te doğduğunu annesinin Zübeyde Hanım, babasının Ali Rıza Efendi olduğunu, annesinin ve babasını kişilik özelliklerini, babasını küçük yaşta kaybettiğini,sonrasında annesiyle dayısının yanına yerleştiğini , oradaki yaşamını, ilk okuduğu okulları….öğreniyoruz.
*Atatürk’ün zeki ve çalışkan,azimli, cesur, kararlı, vatanını ve miletini çok seven, bağımsızlığına çok düşkün, ileri görüşlü, mücadeleci, ulusçu, çağdaş,laik, inkılapçı… gibi kişisel özellikleri vardır.
Kişilik özelliklerinin oluşmasında annesinin, babasının Binbaşı Kadri Beyin, matematik öğretmeninin ve ülkenin içinde bulunduğu durumun çok etkisi vardır.Askeri okula gitmesi kişiliğini çok fazla etkilemiştir.

METNE GÖRE KRONOLOJİK SIRA: (bazı ayrıntılara da yer verilmiştir)
1881: Selanik’te doğdu
Önce mahalle mektebine sonra Şemsi Efendi Okuluna gitti.(metinde tarih yok)
1893: Askeri Rüstiye’ye girdi ve Kemal adını aldı.
1895: Selanik Askeri Rüstiyesi’ni bitirdi, Manastir Askeri Idadisi’ne girdi.
1899 Mart 13: Istanbul Harp Okulu Piyade sinifina girdi.
1902: Harp Akademisi’ne girdi ve burada gazete çikardi.
1905 Ocak 11: Harp Akademisi’ni Yüzbasi olarak bitirdi, Sam’a 5. Ordu’nun 30. Süvari Alayi’nda staj yapmak için atandi.
1906 Ekim: Sam’da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurdu.
1908 Temmuz 23: Mesrutiyet’in ilan edilmesi için çalismalari.
1909 Haziran 20: Rütbesi kıdemli yüzbaşıya yükseltildi.
1909 Mart 31: 31 Mart ihtilalinde Hareket Ordusu Kurmay Subayi olarak çalisti.
1911 Eylül 13: Mustafa Kemal, Istanbul’a Genelkurmay’a naklen atandi.
1911 Kasim 27: Mustafa Kemal, Binbasiliga yükseldi.
1912 Ocak 9: Mustafa Kemal, Trablusgarp’ta Tobruk saldirisini yönetti.
1913 Ekim 27: Mustafa Kemal, Sofya Atesemiliterligi’ne atandi.
1914 Mart 1: Mustafa Kemal, Yarbayliga yükseltildi.
1915 Subat 2: Mustafa Kemal, Tekirdagi’nda 19. Tümeni kurdu.
1915 Nisan 25: Mustafa Kemal, Ariburnu’nda Itilaf Devletleri’ne karsi koydu.
1915 Haziran 1: Mustafa Kemal’in Albayliga yükselisi.
1915 Agustos 9: Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanligi’na atandi.
1915 Agustos 10: Mustafa Kemal, Anafartalar’dan düsmani geri atti.
1916 Nisan 1: Mustafa Kemal’in Tuggenerallige yükselisi.
1917 Eylül 20: Mustafa Kemal, memleketin ve ordunun durumunu açiklayan raporunu yazdi.
1917 Ekim: Mustafa Kemal, Istanbul’a döndü.
1918 Ekim 26: Mustafa Kemal, Halep’in kuzeyinde bugünkü sinirlarimiz üzerinde düsman saldirilarini durdurdu.
1918 Ekim 30: Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasi.
1918 Ekim 31: Mustafa Kemal’in Yildirim Ordulari Grup Komutanligi’na atanmasi.
1918 Kasim 13: Yildirim Ordulari Grup Komutanligi’nin kaldirilmasi ve Mustafa Kemal’in Istanbul’a dönüsü.
1919 Nisan 30: Mustafa Kemal’in Erzurum’da bulunan 9. Ordu Müfettisligi’ne atanmasi.
1919 Mayis 15: Izmir’e Yunan’lilarin asker çikarmasi.
1919 Mayis 16: Mustafa Kemal, Bandirma vapuruyla Istanbul’dan ayrildi.
1919 Mayis 19: Mustafa Kemal, Samsun’a çikti.
1919 Haziran 15: Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettisi ünvanini aldi.
1919 Haziran 21: Mustafa Kemal, Ulusal Güçleri Sivas Kongresi’ne çagirdi.
1919 Temmuz 8 / 9: Mustafa Kemal, askerlikten çekildi. (Saat: 20:50)
1919 Temmuz 23: Mustafa Kemal’in baskanligi altinda Erzurum Kongresi’nin toplanmasi ve bir Temsil Kurulu seçerek dagilmasi. (7 Agustos 1919)
1919 Eylül 4: Mustafa Kemal’in baskanligi altinda Sivas Kongresi’nin toplanmasi ve 11 Eylül’de sona ermesi.
1919 Eylül 11: Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaayi Hukuk Cemiyeti Heyet Temsiliyesi Baskanligi’na saçildi.
1919 Ekim 22: Amasya Protokolü’nün imzalanmasi.
1919 Kasim 7: Mustafa Kemal, Erzurum’dan milletvekili seçildi.
1919 Aralik 27: Mustafa Kemal, Heyeti Temsiliye’yle birlikte Ankara’ya geldi.
1920 Mart 20: Istanbul’un Itilaf Devletleri tarafindan ele geçirilmesi, Mustafa Kemal’in protestosu, Ankara’da yeni bir Millet Meclisi toplama girisimi.
1920 Mart 18: Istanbul’da Meclis-i Mebusan’in son toplantisi.
1920 Mart 19: Mustafa Kemal tarafindan Ankara’da üstün yetkiyi tasiyan bir Millet Meclisi toplanmasi hakkinda illere duyuruda bulunulmasi.
1920 Nisan 23: Mustafa Kemal, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açti
1920 Nisan 24: Mustafa Kemal, Büyük Millet Meclisi Baskani seçildi.
1920 Mayis 5: Mustafa Kemal’in baskanliginda ilk Hükümet’in toplantisi.
1920 Mayis 11: Mustafa Kemal, Istanbul Hükümeti tarafindan ölüm cezasina çarptirildi.
1920 Mayis 24: Mustafa Kemal’in cezasi Padisah tarafindan onaylandi.
1920 Agustos 10: Osmanli Imparatorlugu delegeleriyle Itilaf Devletleri arasinda Sevr Antlasmasi’nin imzalanmasi.
1920 Ocak 9 / 10: Birinci Inönü Savasi.
1921 Ocak 20: Ilk Teskilat-i Esasiye (Anayasa) Kanunu’nun esas maddelerinin kabulü.
1921 Mart 30 / Nisan 1: Ikinci Inönü Savasi.
1921 Mayis 10: Mustafa Kemal tarafindan Büyük Millet Meclisi’nde Anadola ve Rumeli Müdafaai Hukuk Grubu’nun kurulmasi ve Mustafa Kemal’in Grup Baskanligi’na seçilmesi.
1921 Agustos 5: Mustafa Kemal’e Baskumandanlik görevinin verilmesi.
1921 Agustus 22: Mustafa Kemal’in yönetiminde Sakarya Meydan Savasi’nin baslamasi.
1921 Eylül 13: Sakarya Meydan Savasi’nin kazanilmasi.
1921 Eylül 19: Mustafa Kemal’e Maresallik rütbesinin verilmesi ve Mustafa Kemal’in Gazi ünvanini almasi.
1922 Agustos 26: Gazi Mustafa Kemal’in Kocatepe’den Büyük Taarruz’u yönetmesi.
1922 Agustos 30: Gazi Mustafa Kemal’in Dumlupinar Baskumandanlik Meydan Savasi’ni kazanmasi.
1922 Eylül 1: Gazi Mustafa Kemal’in: “Ordular! Ilk hedefiniz Akdeniz’dir, Ileri !” emrini vermesi.
1922 Eylül 9: Türk Ordusu’nun Izmir’e girmesi.
1922 Eylül 10: Gazi Mustafa Kemal’in Izmir’e gelisi.
1922 Ekim 11: Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasi.
1922 Kasim 1: Gazi Mustafa Kemal’in önerisi üzerine saltanatin kaldirilmasi.
1923 Temmuz 24: Lozan Antlasmasi’nin imzalanmasi.
1923 Agustos 11: Gazi Mustafa Kemal’in 2. Büyük Millet Meclisi Baskanligi’na seçilmesi.
1923 Ekim 29: Cumhuriyet’in ilan edilmesi.1923 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal’in ilk Cumhurbaskani olmasi.
1924 Mart 1: Gazi Mustafa Kemal’in Büyük Millet Meclisi’nde Halifeligi kaldirmasi ve ögretimin birlestirilmesi hakkinda açis nutkunu söylemesi.
1924 Mart 3: Hilafetin kaldirilmasi, ögrenimin birlestirilmesi,
1924 Nisan 20: Türkiye Cumhuriyeti Teskilati Esasiye (Anayasa) Kanunu’nun kabul edilmesi.
1925 Agustos 24: Gazi Mustafa Kemal’in ilk defa Kastamonu’da sapka giymesi.
1925 Kasim 25: Sapka Kanunu’nun Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmesi.
1925 Kasim 30: Tekkelerin kapatilmasi hakkindaki kanunun kabulü.
1925 Aralik 26: Uluslararasi takvim ve saatin kabulü.
1926 Subat 17: Türk Medeni Kanunu’nun kabulü.
1927 Ekim 15 / 20: Gazi Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Halk Partisi 2. Kurultayi’nda tarihi Büyük Nutku’nu söylemesi.
1927 Kasim 1: Gazi Mustafa Kemal’in 2. Kez Cumhurbaskanligi’na seçilmesi.
1928 Agustos 9: Gazi Mustafa Kemal’in Sarayburnu’nda Türk harfleri hakkindaki nutkunu söylemesi.
1928 Kasim 3: Türk Harfleri Kanunu’nun Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmesi.
1931 Nisan 15: Gazi Mustafa Kemal tarafindan Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasi.
1931 Mayis 4: Gazi Mustafa Kemal’in 3.kez Cumhurbaskanligi’na seçilmesi.
1932 Temmuz 12: Gazi Mustafa Kemal tarafindan Türk Dil Kurumu’nun kurulmasi.
1933 Ekim 29: Gazi Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’in 10. Yildönümünde tarihi nutkunu söylemesi.
1934 Kasim 24: Gazi Mustafa Kemal’e Büyük Millet Meclisi tarafindan ATATÜRK soyadinin verilmesi kanununun kabul edilmesi.
1938 Ekim 16: Atatürk’ün hastalik durumu hakkinda günlük resmi duyurularin yayinina baslanmasi.
1938 Kasim 10: Atatürk’ün ölümü. (Persembe, saat: 09.05)
Biyografilerde kronolojik sıra önemlidir.Kişinin yaşam öyküsünü oluş sırasına göre bilmek onu daha iyi tanımamıza yardımcı olur.
4.ETKİNLİK:
Biyografi ve otobiyografilerde kurmacaya yer verilmez.Çünkü bilgi, belge ve tanıklara dayandırılmayan biyografilerin gerçekliği kanıtlanamaz ve inandırıcılığını yitirir.
Biyografik roman roman türünün kurmaca dünyasına ait izler taşır, hem de belgesel niteliktedir.Biyagrofide ise kurmacaya yer verilmez.
5.ETKİNLİK:
Metindeki her paragraf Atatürk’le ilgili farklı bir konuyu işleyecek şekilde düzenlenmiştir.İki paragrafta Atatürkle ilgili farklı durumları anlatmaktadır.
6.ETKİNLİK:
Biyografilerde yaşamları öğrenim hayatları, mücadeleleri anlatılan örnek, tanınmış kişiler kendilerinden sonra gelen kuşaklara örnek olacaktır.Böylece yeni nesiller bu insanların hayatlarından ders alacak ve hayatlarına daha doğru bir şekilde yön vereceklerdir.

SAYFA 81
7.ETKİNLİK
* “Kendim Öyküm” metninde anlatıcı yazarın kendisidir.
* Atatürk’e ait biyografi başka bir yazar (Hakan Tarhan) tarafından yazılmıştır.Kendi Öyküm’de ise Fakir Baykurt’un kendi ağzından yazılmıştır.Atatürk’ün biyografisinde nesnel ifadeler, Kendi Öyküm’de öznel ifadeler vardır.

* 8.ETKİNLİK
* Anı ve günce yazılarında kahraman anlatıcı vardır.Yani metnin kahramanı yazarın kendisidir.Birinci ağızdan anlatım vardır.Biyografilerde ise metnin kahramanı ile anlatıcı farklı kişilerdir.Üçüncü ağızdan anlatım vardır.Kısaca anılarda ve güncelerde doğrudan anlatım , biyografilerde ise dolaylı anlatım vardır.
* Atatürk’ün biyografisi sergileyici yaşam öyküsüdür.Çünkü yazar, Atatürk’ün yaşamını hiç değiştirmeden ve onun yaşamını yönlendirmiş olayları birbirine bağıntılı şekilde vermiştir.

9.ETKİNLİK
* Verilen metin öğretici bir metin olduğu için akıcı, yalın ve açık bir metindir.Çünkü bu özellikler metnin anlaşılabilmesi için önemli ve gerekli özelliklerdir.

SAYFA 82
10.ETKİNLİK
ATATÜRK’ÜN BİYOGRAFİSİNDE KULLANILAN ANLATIM TÜRLERİ VE ÖRNEKLER
Öyküleyici anlatım: shf.71 “Annem ilahilerle okula başlamamı ve mahalle okuluna gitmemi istiyordu.” İlk önce bilinen törenle mahalle okuluna başladım.” vb… birçok örnek verilebilir.
Öğretici anlatım: (shf.73’te) “19.Fırka Komutanı olarak Çanakkale Savaşlarına katılır.”
“24 Ekim 1912’de Balkan Savaşı başlar.” (shf.73’te) vb…
Betimleyici anlatım: “1881 yılında mayıs ayının çiçekli, yeşil bir günü Selanik koyuna hakim yamaçtaki mahallenin üç katlı pembe evinde Zübeyde Hanımın oğlu olarak dünyaya gelmiştir.” (shf.70)

11.ETKİNLİK
Metindeki anlatım bozuklukları:
*”Binlerce kişiden ibaret olan Harbiye öğrencisine bu keşfimizi anlatma hevesine düştük.”cümlesi “Harbiye’nin binlerce öğrencisine bu keşfimizi anlatma hevesine düştük.” şeklinde olmalı.
*”Sınıf arkadaşlarıyla beraber toplantılarına devam eden…” cümlesinde beraber sözcüğü gereksiz.
*3.paragraftaki “…birkaç arkadaşıyla birlikte Şam’da Vatan ve Hürriyet adlı derneği kurar.” cümlesinde “birlikte” sözcüğü gereksiz.Çünkü “la” edatı birlikte anlamını zaten veriyor.

SAYFA 83
Ünsüz Yumuşaması: “derneğin”(k>ğ) , “amacı” (ç>c), “üsteğmenliğe” , “çoğunlukla”(kelimenin kökü “çok”) “kolağalığına”
ses olayının sebebi: süreksiz sert ünsüzle(p-ç-t-k) ile biten sözcüğe ünlü ile başlayan ek gelmesi
Benzeşme: “çekildikten” , “yakmaktır”, “düştük” sözcüklerinde vardır.
Sebebi:sonunda FSTKÇŞHP sert ünsüzleri bulunan bazı sözcüklere c,d,g(ğ) yumuşak ünsüzleriyle başlayan bir ek geldiğinde bu c,d,g seslerinin sertleşerek ç,t,k’ye dönüşmesidir.

Ses Düşmesi: “yükse(k)ldi)” , “keş(i)fimizi”, nak(i)lettirir
Sebebi: 1-ikinci hecesinde dar ünlü (ı,i,u,ü)bulunan bazı sözcüklerin ünlü ile başlayan bir ek almasıdır.
2- isim soylu sözcükle yardımcı eylemin (et-) birleşmesi
3- “k” sert ünsüzüyle biten sözcüğe “l” yapım ekiyle türetilmesi
Ses Türemesi: “sorgu(y)a” , keşfetme(y)e
Bu sözcüklerdeki ses türemesinin sebebi Türkçede iki ünlü harfinin yan yana gelmemesidir.

ANLAMA-YORUMLAMA
1) Göndergesel işlevde…
2) Bulduğunuz biyografilerdeki kişilerin hangi meslek dallarına ait olduğunu belirtiniz.Biyografilerin amacı tanınmış kişilerin hayat öyküsünü anlatmaktır.
3) Metindeki her paragraf farklı bir bir konuyu işleyecek şekilde kronolojik sıraya göre düzenlenmiştir.Bu da Atatürk’ün hayatını daha iyi yansıtabilmek ve anlayabilmek içindir.
4) Atatürk’ün verilen kişilik özelliklerine sahip olması Onun ne denli büyük bir lider olduğunu gösteriyor.Böylesine büyük bir devlet adamına sahip olmak da bizleri çok mutlu ediyor.
5) Metinde yoruma açık anlatımlar yok, çünkü biyografi öğretici bir metin türüdür.Öğretici metinler de nesnel olur.

SAYFA 84
ATATÜRK’ÜN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ
*idealist
*öğretici
*kararlı ve mücadeleci
*açık sözlü
*korkusuz
*lider
*birleştirici ve bütünleştirici
*vatanını ve milletini çok seven
*fedakar
*yenilikçi ….

ATATÜRK’ÜN DÜŞÜNCE HAYATI İLE İLGİLİ ÇIKARIMLAR:
Atatürk büyük bir fikir adamıydı.
Fikirlerini akla ve mantığa dayandırmıştır.
Fikir adamı olduğu kadar fikirlerini de uygulayan bir aksiyon adamıydı.
Değişik konulardaki fikirlerini oluştururken olaylardan ve okuduğu tarih kitaplarından yararlandı.
Çağdaşlaşma ve uygarlık fikir hayatının temel özelliklerinden biriydi.
Çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmadaki tek rehber olarak bilim ve tekniği görüyordu.
Atatürk’ün fikir hayatını şekillendiren en önemli etkenlerden biri de kültürümüzdür.

13.ETKİNLİK
* Yakın çevrenizden birinin yaşam öyküsünü yazınız.
* Tanımadığımız biriyle ilgili biyografi yazacak olsak (bunu neden yapalım?asıl soru bu bence)) onun doğduğu yer, aile çevresi-soyağacı, eğitim – öğretim durumu,kişilik yapısı, arkadaşlık ve akrabalık ilişkileri, sosyal yaşamı, yaptıysa evliliği ve çocukları,özel ve iş yaşamındaki başarıları (varsa tabii) ve başarısına ulaşma süreci … gibi konuları ele almamız gerekeceğinden bu bilgilere, belgelere, onun ailesine, yakın çevresine ulaşmak için epey çaba sarfetmemiz gerekirdi.Bu kişi eğer yaşıyorsa gidip hayatı, çalışmaları vb. gibi konularda ona sorular sorup verdiği cevapları not almalı ya da kaydetmemiz gerekirdi.Bu kişi şayet yaşamıyorsa işte o zaman işimiz daha zor olurdu, hayatını etraflıca araştırmamız aile bireylerine yakın çevresine ulaşmamız gerekir, hakkında bilgi belge toplamamız gerekirdi.

ÖLÇME-DEĞERLENDİRME:
1) araştırma
otobiyografilerin
2) (D) , (Y) , (Y) , (D)
3) (D)
4) (C)
5) (D)
6)(D)
7) Soru hatalı; A şıkkı da oluyor C şıkkı da…C şıkkına az sözcüğünü getirirsek o zaman doğru cevap A olur.Siz yine de c şıkkına “az” sözcüğünü ekleyin…
8) (B)
9) (D)

SAYFA 86:(okul dışı etkinlik) 
GEZİ (YAZISI) ÖRNEĞİ:

OTORAY YOLCULUĞU NİĞDE – KAYSERİ
Niğde’ye yaklaşıyorduk.
Yanımda oturan bir Niğdeli şehrin eteğini saran ağaç kümeleri arasında pek iyi seçemediğim bir noktayı işaret etti. — Faruk Nafizin hanı, dedi.
Büyük şairin han sahibi olduğu günleri de inşallah görürüz. Fakat yol arkadaşımın bana gösterdiği bina sadece Faruk Nafizin unutulmaz Han Duvarları şiirinde tasvir ettiği han idi.
Kıyafetinden anlaşıldığına göre Niğdeli arkadaş bir esnaf yahut işçi idi. Böyle olmakla beraber Han Duvarları’nı ve Faruk Nafiz’i biliyordu. Daha garibi trende ilk gördüğü bir yabancının bu şiiri, şiirde tasvir edilen hanı ve Faruk Nafiz’i tanımamasını kabul etmiyor, ateş ve su nev’inden herkesçe malûm şeylerden bahseder gibi iki kelime ile bana maksadını anlattığına inanıyordu.
Güzel şiirin kudreti! iyi yazılmış bir manzum hikâye koskoca bir hanı, koynundaki tapu senedine rağmen asıl sahibinin elinden alıyor, Faruk Nafiz’e malediyordu.
Maamafih arkamızda ayakta duran ve bizi dinleyen uzun boylu bir sakallının “yok yahu.. O han falanındır” diye öteki mal sahibinin hakkını da ziyadan kurtardığını itirafa mecburum.
Niğde ile Kayseri arasındaki yolu, Faruk Nafiz’in istiklâl muharebesi senelerinde kona göçe üç günde aştığı o uzun mesafeyi, ben bugün otoray denen yeni icat bir âlet içinde, âdeta uçarak geçiyorum.
Akşamın beş buçuğunda daha Niğde istasyonunda kahve içiyordum. Sokak fenerleri yanarken Kayseri’de olacağım.
Bisikletin ilk icadı zamanlarında ona verilen Şeytan Arabası ismini bu otoraya saklamak lazımmış! Otoray görünüşte yirmi otuz kişilik büyücek bir otobüs. Fakat ikisi arasında âdeta nalınlı adam ile patenli adam farkı var. Otobüsün mütemadiyen taşla, toprakla boğuşmasına mukabil Otoray, cilâlı çelik raylar üstünde yağ gibi kayıyor.
Ulukışla ile Kayseri arasında günde iki sefer yapan bu arabaların, birinci ve ikinci sınıf yolcuları için, şoförün arkasında dört maroken koltuğu, cemekânlı bir kapı ile buradan ayrılan geri tarafında da demokratlara mahsus, yirmi otuz kişilik kanapesi var.
Bazı şakacı yolcular lüks kısma Lortlar kamarası, ötekine Avam kamarası adını takmışlar.
Bu Otoray, yolları âdeta çocuk oyuncağına çevirmiş. Meselâ Kayserililer bizim Ada vapurları biletinden daha ucuz bir para ile günübirliğine Bor bahçelerinde eğlenmeye gidiyorlar.
Şoför, daha doğrusu makinistin bana anlattığına göre Adana ve Kayseri ‘de oturan iki akraba, meselâ bir ana kız pazar sabahları bulundukları yerden hareket ediyor, öğleyin Ulukışla’da birleşiyorlar; akşama doğru yine evlerine dönüyorlarmış.
Bu seyahat, artık yolculuktan usandığım bir zamana rastlamış olmakla beraber beni atlı karıncaya binmiş bir bayram çocuğu gibi eğlendiriyordu. Otoray, son derece munis bir dekor arasından akıp giderken kâh makinistin omuz başından önümüzdeki yola, kâh arkaya geçerek akşam ışıkları ile sararıp kızaran ovalara bakıyordum.
Yeni bir icat yalnız manzaraları ve hayatı değiştirmekle kalmıyor; duygularımıza, dünyayı görüş tarzımıza da tesir ediyor.
Yolculukta akşam, insanının gayri ihtiyarî garipsediği, kendini karanlık düşüncelere bıraktığı saattir. Halkın akşam garipliği terkibile anlattığı bu duyguda kendimizi uçsuz bucaksız mesafeler arasında kaybolmuş hissetmemizin, arkada bıraktığımız uzağı bir daha görmek şüphesinin, öndeki uzağa yetişememek korkusunun elbette bir payı vardır. Mesafelere hâkim olmak emniyeti işte bu şüphe ve korku mefhumunu kaldırıyor, insana bu geniş ovalarda kendi mahallesinde, evinin bahçesinde dolaşmak hissini veriyor.
Faruk Nafiz :
“Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar”
diye anlattığı bu yolu, vaktiyle bir yaylının şiltesine uzanarak, “kendini tekerleğin sesine kaptırarak” geçmiş olmasaydı da benim bindiğim otoray içinde tayyarede gibi geçseydi bu acı gurbet şiirini bilmem yazabilir miydi?

Reşat Nuri Güntekin
(Anadolu Notları’ndan)

Evliya Çelebi Darüşşifayı Anlatıyor
1682 yılında Edirne’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, külliyeden; “Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz “ diye bahseder. Ünlü seyyah, ayrıca külliye için şu ilginç tanımlamaları kullanmıştır:
“Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kiyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır. San’atkar iş üstadı, bu küçük kubbenin ta tepesine halis altın ile yaldızlanmış bir çeşit demir mil üzerine bir bayrak yapmış, ne taraftan rüzgar eserse, o bayrak o tarafa döner. Garip görünüşlüdür. Ama aşağı büyük kubbe sekiz köşelidir. Bu kemerli kubbe içinde dahi sekiz kemer vardır. Her kemerin altında bir kış odası vardır. Bu odaların her birinde ikişer pencere vardır. Bir penceresi odanın dışında olan gülistanlı ağaçlığa bakar, diğeri de bu büyük kubbenin ortasındaki büyük havuz ve şadırvana bakar. Bu sekiz adet kış odalarının önünde , yine büyük kubbe içinde sekiz adet yazlık odalar vardır.
Üç tarafı kafesli mermerler ile yapılmış bu büyük kubbe altındaki büyük havuzun çevresindeki sel sebillerden berrak su çağlayıp havuza girince , fıskiyelerden berrak su, kemerli kubbenin göbeğinde nihayet bulur.
Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur.
Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne’nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı aşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar… Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar.
Bahar mevsiminde çiçek kısmından sim ve zerrin, deveboynu, müşkü rumi, yasemin, gülnesrin, şebboy, karanfil, reyhan, lale, sümbül gibi çiçekler hastalara verilip güzel kokuları ile hastalar iyileştirilirler. Fakat delilere bu çiçekleri verince kimini yerler, kimini ayakları altında çiğnerler. Bazıları dahi meyveli ağaçları seyredip, ah daha hel hope pe pohe pelo deyip, çimenlik temaşası ederler…”

örnek gezi yazısı: 
ROMA’DA
Bu, Roma’ya üçüncü gelişimdir. Ama Roma,orada doğup orada büyüyenler için bile bitmez.Her heykel, her tablo, her anıt, size her görünüşünde güzelliğin yeni bir sırrını açacaktır.Roma’da heykel vatandaş olmuştur. 0, müzede değil, bizim gibi sokaklarda dolaşıyor,meydanlarda geziniyor, parklarda dinleniyor!
Sabahleyin ağzından sular dökülen aslanları seyrederek Doney’e gittim. Burası, büyük otellerin, şık mağazaların ve camlarından hare hare sular akan çiçeklerin sıralandığı büyük bir cadde üstünde, Via Veneto’da bir kahvedir ama Mehmet Akif’in “Mahalle Kahvesi’ değil, bir temizlik ve zarâfet sergisi…
Kaldırım üstündeki masalardan birine oturdum. Garson, ısmarladığım portakal suyunu getirdi. içinde dört köşe, pırıl pırıl bir buz parçası,yanında, ipek kâğıtlı keselere el değmeden doldurulmuş şeker…
Bardağı yudum yudum emerek caddeyi seyrediyorum: iskarpinler geçiyor… Siyah iskarpinler, beyaz iskarpinler… Bağlısı var, düzü var, fiyonklusu var. Ama iki şey yok: Boyasızı bir,çarpık ökçelisi iki.
Gözlerimi yavaş yavaş yukarı kaldırıyorum:Her kadın başı güzel taranmış ve her erkek çehresi jiletten yeni çıkmış. Roma sokaklarında dağınık kafa, kepekli saç ve tıraşsız surat göremezsiniz.Via Veneto yolcuları arasında bir şey daha yok: Hasta ve sarsak adam. Değil koltuk değnekleriyle asfaltı karıştıran topala, değil bastonuyla kaldırımları dürtükleyen köre, öksüren insana bile rastlayamazsınız. Avrupalı , öksürdü mü:
— Hastalandım, deyip yatağa giriyor.

Yusuf Ziya ORTAÇ
Göz Ucu ile Avrupa

İLK TÜRK GEZGİNİ EVLİYA ÇELEBİ 
Evliya Çelebi D.T (1611, İstanbul – Ö.T(1683), Mısır Türk gezgin ve yazar. Asıl adı Mehmet’tir.
Evliya Çelebi, 25 Mart 1611’de İstanbul’un Unkapanı semtinde doğdu. Babası, saray kuyumcubaşısı olan Mehmet Zılli Efendi’dir. Çelebi ailesi aslen Kütahyalı olup, fetihten sonra İstanbul’a yerleşmiştir.
Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebine gitti. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi’ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun’a devam etti.
Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur’an-ı Kerim, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur’an-ı Kerim’i ezberleyerek hafız oldu.
Evliya Çelebi, öğrenimini bitirdikten sonra sarayda görev aldı. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu.
Evliya Çelebi’nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı.
İlk gezisini, İstanbul ve çevresine yaptı. Daha sonra İstanbul dışına çıktı. Artık, gezileri birbirini izliyordu. Tam elli yıl boyunca durmadan gezdi. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı.
Evliya Çelebi, bu gezileri sırasında çok ilginç yerler gördü. Yeni insanlarla tanıştı. Birçok olayla karşılaştı. Savaşlara katıldı.
Gezmek için gittiği son yer Mısır oldu. 1683 yılından sonra vefat etti.
Evliya Çelebi’nin bugün bile önemini taşıyan Seyahatnamesi işte bu gezilerin ürünüdür.

SEYAHATNAME
Seyahatname Evliya Çelebi tarafından 17. yüzyılda yazılmış olan çok ünlü bir gezi kitabıdır. 10 ciltten oluşur.
Gerçekçi bir gözle izlenen olaylar, yalın ve duru, zaman zaman da fantastik bir anlatım içinde, halkın anlayacağı şekilde yazılmış, yine halkın anlayacağı deyimler çokça kullanılmıştır.
Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslûbu ile anlatmaktadır. Evliya Çelebi’nin on ciltlik Seyahatnâme’si, bütün görmüş ve gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Eser bu yönden Türk Kültür tarihi ve gezi edebiyatı açısından önemli bir yere sahiptir.

SAYFA 87
GEZİ YAZISI
HAZIRLIK
“Çok yaşayandan sorma, çok gezenden sor” atasözü gezen insanın farklı kültürleri , farklı coğrafyaları görüp, faklı insanlarla tanışarak bilgisini, görgüsünü kültürünü arttırdığı, bu şekilde gezilerin insanın ufkunu açtığını anlatır.
Gezi yazıları, gezilen yerler hakkında izlenim ve bilgilerin(coğrafi,tarihi özellikler,kültür ve tabiat zenginlikleri, gelenek görenekler…) diğer insanlara aktarmak için yazılabilir.

SAYFA 90
1.ETKİNLİK
Okuduğumuz gezi yazısıyla diğer gezi yazıları içerik ve bakış açısı olarak birbirinden farklıdır.Her yazar farklı bir yerle ilgili anlatmaya değer ilginç yönlerini kendi düşüncelerini ve yorumlarını da ekleyerek kendi bakış açısıyla ifade etmişlerdir.

Gezi yazılarının ortak yönleri:
Gezilip görülen yerlerle ilgili bilgi ve gözlemler anlatılmıştır.
Gezilip görülen yerlerin tarihi, sosyal,ekonomik, kültürel yaşantısı yansıtılmıştır.
Dil açık,sadedir.
Genelde göndergesel işlev kullanılmıştır.
Öyküleyici, betimleyici, açıklayıcı, öğretici anlatım türleri kullanılmıştır.
Yazarlar kendi yorumlarını da katmışlardır.

Farklı yönleri:
Her yazar farklı bir yeri kendi bakış açısı bilgi ve gözlemlerine göre anlatmıştır.

2.ETKİNLİK
“Beserabya Köyleri” adlı gezi yazısından…
Komrad’ın Beserabya’da (bugünkü Moldova) Gagavuz Türklerinin yaşadığı tek kasaba olduğunu
Köydeki yel değirmenlerinin bulunduğunu
Gagavuzların toplu halde yaşadığı ve birbirlerine çok bağlı olduğunu
Komrat’ın 14bin nüfuslu olduğunu
İnsanların yalnız çiftçilikle geçindiği
Gagavuzların kültürlerine son derece bağlı olduklarını
Ana yurttan çok önceleri koptukları halde Türklüklerini kaybetmediklerini… öğrendik.
Bu bilgiler daha önce hiç bilmediğimiz Beserabya köyleri hakkında az da olsa bilgi edinmemizi sağladı.
Yazar, gezdiği bu yörenin bütün özelliklerine yer vermemiştir.Çünkü gezi yazılarında görülen her şey değil sadece yazarın dikkatini çeken kültür ve doğa zenginlikleri, tarihi ve sosyal özellikler ve yaşama biçimi hakkında bilgi verilir.

3.ETKİNLİK
ÖRNEK METİN…
“Yamacındaki yemyeşil çam ağaçlarının aksinin vurduğu pırıl pırıl bir göl…Zümrüt teninin içinde bir cennet bahçesi saklayan enfes bir doğa harikası burası.Ciğerlere doldurulan bu tertemiz havada çamlara özgü o mis koku nefeslere karışıyor.Bir, kuş sesi eksik fonda.O mis kokuyu içime çekerken gözlerimi kapatıp ormanın derinliğinde kaybolmuş kuş seslerini duymaya çalışıyorum.Gözlerim kapalı, ne kadar kalıyorum böyle bilmiyorum; ama tam da kuşlar şakımaya başlıyor ki hayalimde birden…….” (devam edebilirsiniz)))

SAYFA 91
Herkesin duyuş ve düşünüşü, bakış açısı birbirinden farklı olacağı için yazılanlar arasında farklılıklar olacaktır.

4.ETKİNLİK
Metindeki anlatım türleri ve örnekleri

-Öyküleyici anlatım:“Komrat Lisesi’ni bitirmiş bir genç kız gördüm,Türkçe konuşmakta güçlük çekiyordu.”

-Betimleyici Anlatım:“Alabildiğine düz ve geniş bahçeler, bahçeler içinde beyaz boyalı muntazam, kiremitli, çoğu tek katlı evler…”

-Açıklayıcı Anlatım:
“Halkın büyük çoğunluğu Gagavuz olan on dört bin nüfuslu Komrat yalnız çiftçilikle geçinen bir kasabadır.”

-Söyleşmeye Bağlı Anlatım:
-Sen nesin?
-Gagavuz
-Gagavuz ne demek, Bulgar mısın?
-Yok, Bulgar değilim…”
-Peki, ya nesin?
-Türk 

Metnin yazılış amacı gezilip görülen Beserabya Köyleri hakkında izlenimlerin, gözlemlerin canlı ve etkili bir şekilde aktarılması olduğu için metinde bu anlatım türleri kullanılmıştır.

5.ETKİNLİK: Metindeki paragraflar metnin bütünlüğü bozmayacak şekilde birbirine bağlanmıştır.Paragrafların yapı unsurları olan cümleler birbirlerine bağlanmış, başka konulara atıfta bulunularak paragraflar arasında geçişler sağlanmıştır.Metindeki diğer paragraflar da Beserabya Köyleri hakkında okuyucuya bilgi vermek amacı etrafında yapı unsurlarıyla oluşturulmuş ve bu amaçla bütünsel bir biçimde birbirine bağlanmıştır.

6.ETKİNLİK: Metnin yapı unsurları metnin iletisini vermek amacıyla düşünsel bir bütünlük içinde bir araya getirilmiştir.Yapı unsurları metnin iletisini vermede ve somutlaştırmayı sağlamada birer araçtır.
7.ETKİNLİK: Duygularınızı belirtiniz.

SAYFA 92
8.ETKİNLİK
Tarihi, coğrafi özellikleri
Sosyal, ekonomik, kültürel yaşantısı
Ahlak, gelenek ve görenekler gibi bilgiler yer almıştır.
Bu bilgilerden yola çıkılarak gezi yazıları sosyoloji, tarih, coğrafya gibi bilim dallarına yarar sağlar.

9.ETKİNLİK
Okuduğumuz gezi yazıları açık, duru, akıcı ve yalındır.
Bu anlatım özellikleri gezi yazıları için önemlidir.Çünkü amaç, okuyucuya bilgi vermektir.

10.ETKİNLİK
Anlatım bozukluğu olan cümlelerin düzeltilmiş hali:
“Yabancı bir dille lise tahsili görmüş, kafasındaki kavramlar (artmış) ve dünyayı görüş seviyesi yükselmiş bir insan…” (fiilimsi eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu)
“Yalnız Hristiyan değil hatta müslüman birçok Türk kitlesinin …(tamlama yanlışlığı)

11.ETKİNLİK
1.cümlede:
ilerde: ses düşmesi
köyü-n-ü: ses türemesi ( Türkçe’de iki ünlü harf yan yana gelmediği için “n” kaynaştırma harfi gelmiş)
savaşçı : benzeşme
ses daralması yok…

2.cümlede
ses düşmesi yok
ses türemesi: hak-k-ım-da (“hak” sözcüğüne lütfen dikkat ediniz.Yardımcı eylem( et-) aldığında ses türemesi olmaz; ama “-ı,-a” gibi ünlü ekler aldığında ses türemesi olur.
ses benzeşmesi yok
gizlemiyorum: ses daralması ( “yor” eki kendinden önceki geniş ünlüyü (a-e) daraltır.

SAYFA 93
12.ETKİNLİK
Metinde dil ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılmıştır.

13.ETKİNLİK
GEZİ YAZISI-ANI KARŞILAŞTIRMASI
BENZER YÖNLER
İki türde de açık, sade, anlaşılır, içten bir dil kullanılır.
İki türde de dil göndergesel işlevde kullanılır.
Her iki türde de açıklayıcı, betimleyici, öyküleyici anlatım türleri kullanılır.
Her iki tür de başka bilim dallarına kaynaklık edebilir.

FARKLI YÖNLERİ
Anılarda amaç yazarın yaşamından ilgi çekici olayları anlatmakken gezi yazıları gezilip görülen yerler hakkında okuyucuya bilgi vermek için yazılır.
Gezi yazılarında gözlem önemli bir yer tutar, anılarda ise yazarın kendi yaşamına dair izlenimleri vardır.
Anılarda çevreye ait bilgiler gezi yazısı kadar ayrıntılı değildir.

ANLAMA-YORUMLAMA
14.ETKİNLİK
Yazara göre ana dilinin zenginliklerinden habersiz olan ve kendi milletiyle bağlarını koparmış insanlar ancak konuştuğu dilin dar çerçevesinde düşüncelerini anlatmak zorunda olur.Böyle bir insan dili daha zengin ve kalabalık yabancı topluluklar arasında kaldığında da kendi ana dilini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Yazar bu görüşünde son derece haklı, çünkü dilini kaybeden milletler yok olmaya mahkumdur.
Gezi yazısında işlenen konuyu yazar kendi kişisel gözlemlerine, izlenimlerine ve bakış açısına göre öznel bir şekilde anlatır.

15.ETKİNLİK
Evliya Çelebi son derece dikkatli bir seyyahtır. O, gezdiği yerlerin tarihini, coğrafyasını, iklim ve tabiatını, sanat eserlerini, insanlarını, insanlarının giyiniş, yaşayış, dil ve dinlerini, silahlarını, âdetlerini, tanınmış hususiyetlerini, yerleşme şekillerini, kısaca şahsi ve günlük hayattan, cemaat hayatına, manevi hayata kadar bütün unsurları eserine almıştır. Bu durum Seyahatname’nin dünyada eşine rastlanmayan bir zenginlikle önemli bir kaynak olmasını sağlamıştır. Düşünceye ve daha çok göze hitap eden güçlü tasvirler, sıcak bir mizah, mübalağa ve secilerle süslü üslubu onu farklı kılan unsurlardır.

ESERİ 10 CİLTTİR SIRALAMASI ŞÖYLEDİR
Seyahatine dair bıraktığı 10 ciltlik Seyahatname’nin konuları şu şekildedir.
I. Cilt: İstanbul ve civarı Eserin birinci cildinde İstanbul’un târihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul’daki mübârek makamlar, câmiler, Sultan Süleyman Kânunnâmesi, Anadolu ve Rumeli’nin mülkî taksimâtı, çeşitli kimselerin yaptırdığı câmi, medrese, mescit, türbe, tekke, imaret, hastane, konak, kervansaray, sebilhane, hamamlar… Fatih Sultan Mehmed zamânından îtibâren yetişen vezirler, âlimler, nişancılar, İstanbul esnâfı ve sanatkârları yer almaktadır.
II. Cilt: Nisan 1640’ta yaptığı Buca, Batum, Trabzon, Kafkasya, Girit seferi, 1645’te Erzurum, Azerbaycan ve Gürcistan. Osmanlı Devletinin kuruluşu, İstanbul’un fethinden önceki Osmanlı sultanları, Bursa’nın âlimleri, vezirleri ve şâirleri.
III. Cilt: Şam-Suriye, Filistin-Urmiye, Sivas, El-Cezire, Ermenistan, Rumeli (Bulgaristan ve Dobruca)
IV. Cilt: İstanbul’dan Van’a kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, Evliyâ Çelebi’nin elçi olarak İran’a gidişi, İran ve Irak hakkında bilgiler
V. Cilt: Van, Basra seyahatinin sonu, Oçakov seyahati, Rakoçzi’ye karşı sefer, Rusya seferi, Anadolu asilerine karşı hareket, Çanakkale yolu ile Bursa’ya avdet, Boğdan’a gidiş, Transilvanya seyahati, Bosna’ya gidiş, Dalmaçya seferi, Sofya’ya avdet.
VI. Cilt: Transilvanya seferi, Arnavutluk’a gidiş, İstanbul’a avdet. Macar seferi, Uyvar’ın muhasarası, müellifin 40.000 Tatarla, Avusturya, Almanya, Flemenk’e ve Baltık Denizine kadar gitmesi. Uyvar’ın zaptı, Belgrad’a avdet. Hersek’e gönderilmesi, Raguza seyahati, Karadağ seferi, Kanija seferi ve Kanizsa-Hırvat memleketi.
VII. Cilt: Avusturya, Kırım, Dağıstan, Deşt-i Kıpçak, Esterhan.
VIII. Cilt: Kırım, Girit, Selanik, Rumeli.
IX. Cilt: Garbi Anadolu, Suriye, Mekke ve Medine seyahati.
X. Cilt: Mısır.

-Seyahatname yazıldığı dönemde de bugün de değerinden hiçbir şey kaybetmemiştir.O, eşsiz bir kültür hazinesidir.

-Öznel anlatıma yer verilmiştir.Örneğin Reşat Nuri’ni hazırlık çalışmasında verilen “Otoray Yolculuğu ” adlı metindeki “Yolculukta akşam, insanının gayri ihtiyarî garipsediği, kendini karanlık düşüncelere bıraktığı saattir.” cümlesi ; “Beserabya Köylerinde” adlı metinde ise “Binbir gece masallarının sihirli değneğini hayal ediyorum.Bir mucize olsa diyorum günün birinde gözlerimizi açtığımız zaman bu güzel ve bayındır köylerin Türk halkıyla beraber Anadolu ya da Trakya’nın bereketli ovalarında yükseldiğini görsek.” cümleleri öznel anlatıma örnektir.

-Dil öğretici metinlerde göndergesel işlevde kullanılır.Çünkü amaç okuyucuya bilgi vermektir.

16.ETKİNLİK:
İlk anlam: rüzgar ,lehçe, kelime , köy ,Türkçe
Yan anlam: kanat
Mecaz anlam: hafif, ağır, örülmüş, kuşatmıştır
terim anlam: lehçe

SAYFA 94
17.etkinlik
bir gezi yazısı yazınız.Aşağıdaki plan size yardımcı olabilir:
Giriş bölümünde gezi için yapılan hazırlıklar;
Gelişme bölümünde
yolculuk,
yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar;
varış
varıştaki ilk izlenimler
Sırasıyla gezilen yerler ve bunların ilginç, belirgin ve ayırt edici özellikleri(betimlemeler,açıklamalar)
Sonuç bölümünde ise bu gezinin sizde bıraktığı etki…

ÖLÇME-DEĞERLENDİRME
1. öyküleyici, betimleyici ve açıklayıcı
öğretici
tarihi,coğrafi,ekonomik ve kültürel

2) 
(Y)
(D)
(Y)
(D)
3) (E)
4) (E) “Şiir ve İnşa” Ziya Paşa’ya ait makaledir.

SAYFA 95
5) (D)
6) (C)
7) (B)

SAYFA 96
8) (A)
9) (C)
10) (D)

SAYFA 97
SÖYLEŞİ(SOHBET)
Hazırlık
Bir yazarın eserini okurken yazarın herhangi bir konuyla ilgili duygu ve düşüncelerini, hayata bakış açısını vb. birçok özelliğini sanki yazarla karşılıklı oturup konuşuyormuşuz gibi öğrenebiliriz.
Her metin yazarının hayatının, kültürünün, zevkinin izlerini taşır. Bunun için yazarın sanatının oluşmasında etkili olan hayat hikâyesinin bilinmesinde yarar vardır.
Bir edebî metnin tamamen yazarın hayatının ve kişisel özelliklerinin yansıması olduğunu düşünmek yanlıştır. Bunun yanı sıra edebî metinde yazarın kendi hayatını yansıtmadığını düşünmek de o kadar yanlıştır.
Her edebî eser, yazarının hayatından, hayata bakış açısından, gözlemlerinden az çok izler taşır.
Hazırlık çalışmasının diğer sorularını kendi bakış açınıza göre değerlendiriniz.
1.ETKİNLİK:
Meslek seçiminde nelere dikkat ettiğiniz konusunda söyleşi yapınız.

SAYFA 101
SÖYLEŞİ ÖRNEKLERİ
Söyleşi örnekleri için tıklayınız.
Bu söyleşi örnekleriyle Şevket Rado’nun söyleşi metninin içerik, dil ve anlatım yönünden incelenmesi
Herkesi ilgilendiren konular seçilmiştir.
Yazarlar soru-cevaplı cümlelerle konuşuyormuş hissi verirler.
Sıcak içten, doğal ve senli benli anlatımları vardır.
Bazı cümleler konuşmadaki gibi devriktir.
Açık bir anlatımın özelliklerini taşırlar.

SÖYLEŞİ METİNLERİNİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Herkesi ilgilendiren konular seçilir.
Cümleler konuşma üslubundadır ve genellikle devriktir.
Yazar karşısında biri varmış gibi sorular sorar, cevaplar verir, düşüncelerini günlük konuşma dili içtenliğinde açıklar.
Sıcak içten, doğal ve senli benli anlatımları vardır.
Sohbetlerde konu uzatılmaz, fazla ayrıntıya girilmez,anlatılanlar kanıtlanmaya çalışılmaz.
Sohbet yazılarının amacı okuyucuyu konu üzerinde düşünmeye sevk etmektir.
Yazar deyimlerden, ata sözlerinden, hatıralardan,, nüktelerden, özlü sözlerden sıkça yararlanır.
Eskiden bu yazılara ” muhasebe” denirdi.
Bu türün en önemli temsilcileri Ahmet Rasim, Şevket Rado, Nurullah Ataç, Falih Rıfkı Atay, Suut Kemal Yetkin, Ferit Kam’dır.

3.ETKİNLİK
“Huzura Götüren Yol” metninde “aile hayatında mutlu olmanın yolları” iletisi okuyucuya verilmeye çalışılmıştır.Meslek seçimi konusunda yaptığınız söyleşinin amacı da meslek seçerken nelere dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında arkadaşlarınıza bilgi vermektir.
Sözlü ve yazılı söyleşilerde senli-benli, sıcak, samimi ,doğal, gereksiz ayrıntılara yer verilmeyen, günlük konuşma dilinin özelliklerini taşıyan bir anlatım tarzı kullanılır.
Yapılan söyleşilerde amaç ,herhangi bir konuda duygu ve düşüncelerin sıcak ve samimi bir şekilde dinleyiciler/okuyucularla paylaşmak olduğu için kullanılan anlatım tarzı da buna göre şekillenir.

4.ETKİNLİK
Metinden verilen paragraflar yazarın “aile hayatında mutluluk yolları” konusundaki düşüncelerini ortaya koymak amacıyla oluşturulmuş ve metnin tamamında ortaya konacak ana düşünceyi oluşturmak amacıyla birbirleriyle ilişkilendirilmiştir.

5.ETKİNLİK
“Huzura Götüren Yol” metninde yazar düşüncelerini kanıtlama ve derinlemesine ele alma yoluna gitmemiştir.Çünkü sohbet yazılarında okuyucu ikna edilmeye çalışılmaz,gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
Bu düşünceler “aile/evlilik hayatında mutluluğun yolları” düşüncesi etrafında ilişkilendirilmiştir.

SAYFA 102
6.ETKİNLİK
Metinde kişisel ve yöresel söyleyişlere yer verilmiştir.
Metinde yazar kişisel ve yöresel söyleyişlere yer vererek okuyucuyla arasındaki iletişimi, sıcaklığı sağlamak böylece düşüncelerini daha rahat ve doğal bir şekilde ifade etmek istemiştir.

7.ETKİNLİK
Metinde ağırlıklı olarak açıklayıcı anlatım türü kullanılmıştır.
Örnek cümle: “İşte böyle anlarımızda size biraz önce bahsettiğim kendimize mahsus zevklerimiz, eğencelerimiz, meraklarımız, marfietlerimiz imdadımıza yetişir ve ancak olnlar sayesinde yalnız kalmamız mümkün olur.Mesela, okuma zevki, bahçe merakı, dikiş dikmek, örgü örmek bir musiki aleti çalmak gibi…”

8.ETKİNLİK
Açıklık:Metin açık bir anlatıma sahiptir.Metinde belirtilmek istenen duygu ve düşünceler kolay anlaşılır herhangi bir açıklamaya gerek duymadan kavranabilir niteliktedir.
Örnek cümle:”Kadın erkek herkesin bir merakı olmalıdır.”
Akıcılık: “Metinde paragrafı oluşturan cümlelerde telaffuzu ve anlamayı zorlaştıran sözcüklerin kullanılmamış, paragraflar kolayca okunabilir ve anlaşılabilirdir.
Örnek cümle: “Aile hayatında şüphesiz mecburiyetler vardır.”
Yalınlık: “Metinde aşırı söz sanatı yapılmadan, yabancı sözcüklere yer verilmeden oluşturulan cümleler yalındır.”
Örnek cümle: “Çünkü evlilik kısa süren bir beraberlik değildir.
“Duruluk:Metindeki cümleler genel olarak durudur, gereksiz söz ve söz gruplarına yer verilmemiştir.
Örnek cümle:”İnsanın boş zamanı olup da bu boş zamanını nasıl dolduracağını bilmemesi en sıkıntılı ve tehlikeli halidir.”

SAYFA 103
METİNDE ANLATIM BOZUKLUĞU OLAN CÜMLELER
“Bu ayırmayı yaparken maddi bakımdan yani kiloca hafif veya ağır insanları kastetmiyorum.” cümlesinde altı çizili kelime “ayrımı” şeklinde olmalıydı.
“Nezaket sanatı başkalarıyla beraber olduğumuz zaman onları hoşlarına gidecek şeyler yapmamızı bize emreder.” cümlesinde altı çizili kelime gereksizdir.
Sayfa 99’da ilk paragrafta “…………karı-kocanın ilk tanışma devrelerinde ve tabiatıyla evliliğin ilk senelerinde kendiliğinden vardır.” cümlesinde altı çizili “ilk” sözcüğü gereksizdir.
Hemen alttaki “Genç kız veya delikanlı sevdiği ve evlenmeyi gözüne koyduğu müstakbel eşini sıkmamak için elinden geleni yapar, (eşi) darılacak diye türlü fedakarlıklara seve seve katlanır.”cümlesine parantez içindeki kelime getirilmeli.
Sayfa 99 son paragrafta “Eğer bir ailenin içinde karı-kocada bu tür zevkler yoksa gündüz sabahtan akşama kadar çalışıp eve gelmiş olan koca….” ile devam eden cümlede “gündüz” sözcüğü gereksizdir.Ayrıca “eve gelmiş olan koca” yerine “eve gelen koca” denirse daha duru bir cümle olur.
100.sayfa ikinci paragraftaki “Olsa olsa ahenksizlik vardır; karşılıklı kavgalar, çekişmeler veya…”
ile devam eden cümlede karşılıklı sözcüğü gereksizdir.

10.ETKİNLİK
Bitişik yazılan”ki”, “de” Nedeni
altında HâL eki(bulunma hali) olan “de” bitişik yazılır.
evlilikte HâL eki(bulunma hali) olan “de” bitişik yazılır.
hayatında HâL eki(bulunma hali) olan “de” bitişik yazılır.

karşınızdakine Aitlik zamiri olan “ki” bitişik yazılır.
karşımdaki Aitlik zamiri olan “ki” bitişik yazılır.

Ayrı Yazılan “ki”, “de”, “mi” Nedeni:
biraz da Bağlaç olan “de/da” ayrı yazılır.
iki taraf da Bağlaç olan “de/da” ayrı yazılır.

ne yazık ki Bağlaç olan “ki” ayrı yazılır.
mecbur muyum Soru eki “mi” ayrı yazılır.
değil midir Soru eki “mi” ayrı yazılır.

ANLAMA-YORUMLAMA
1) Söyleşi yazıları da öğretici metin olduğu için dil ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılır.
2) Bu sözle birbirine karşı yük olmamak, eziyet ve sıkıntı vermemek, çekilebilir, dayanılabilir olmak ifade edilmiştir.
3) Yazar “hafif insan” ve “ağır insan” sözleriyle varlıklarıyla karşı tarafa yük olan veya olmayan insanları kastetmiştir.
4.Metne göre gerçek evlilik eşlerin birbirini iyice tanıyıp ağırlıklarını hissetmeye başladıkları andan itibaren başlar.
5) Okullarda şiddet olaylarının sebepleri:
Aile içi şiddetin yansıması,
Maganda kültürü,
günlük hayattaki şiddetin yansıması,
Başarısız öğrencilerin ve öğrenme problemi olan çocukların tepkisi,
Bazı tv. dizilerindeki kahramanlara(?) özenti
ailelerin düşük eğitim düzeyi
büyüdüğünü(!!!) kanıtlamak
İdealsizlik, hedef olmaması gibi pek çok sebep sıralanabilir.
6) Yazar, evlilik konusunda kendi yaşamından, çevresinden, aile yaşamından örnekler vermiş, bu konudaki gözlemlerini ana düşünceye paralel olarak çarpıcı biçimde metne yansıtmıştır.

SAYFA 104
ÖLÇME-DEĞERLENDİRME
1.
Sohbetlerde sıcak, samimi,konuşma havası içinde bir üslup kullanılır.
Söyleşi yazılarında açıklayıcı, kanıtlayıcı, öğretici anlatım türleri kullanılabilir.
2) (Y,(D), (Y)
3) (D)
4) (B)
5) (A)
6) (E)
7) (B)

SAYFA 108
1.ETKİNLİK: Aynı haberin değişik gazetelerde ele alınış şekillerinin farklı olması haberi yayına hazırlayan editörlerin farklı bakış açıları, kişisel tercihleri , gazetenin yayın politikası vb. etkenlerdendir.

HABER YAZILARININ ORTAK ÖZELLİKLERİ:
Haber yazılarının günlük ve önemli olması gerekir.
Haberler doğru olmalıdır.
Kolay anlaşılır; akıcı, açık ve duru olmalıdır.

Haber yazıları toplumun büyük bir kısmını ilgilendirmelidir.
Yazan kişi anlattıkları karşısında tarafsız kalmalı, yorumdan kaçınmalıdır.
Yanlış anlaşılmalara yer verecek cümlelerden kaçınılmalıdır.
Anlatılanlar ilgi çekici olmalıdır. 5N 1K (ne, niçin, nasıl, nerede, ne zaman, kim) ifadesi haber yazıları oluşturmada önemlidir. Haber yazıları, 5N lK’da yer alan sorulara verilen cevaplarla genişler.
Haber yazısının belirleyici özellikleri nelerdir?
• Haber plânı tersine dönmüş pramit diye bilinir. Tersine dönmüş pramitte, haberin giriş bölümünde olay birkaç cümle ile özetlenir.
Gelişme bölümünde sözü uzatmadan gerekli ayrıntılar verilir.
Sonuç bölümünde ise olayın etkisi, olaya el koyma anlatılır.
• Haber ilginç olmalıdır. Haberin başlığı da ilginç olmalı, başlığa gözü takılan okuyucu, gerisini okumak için can atmalıdır.
• Haber duyulmamış olmalıdır. Okuyucu duyduğu bir olayı ikinci kez okumaz.
• Haber önemli olmalıdır. Haberin ilgilendirdiği okuyucu kitlesi çok olmalıdır.
• Haber doğru olmalıdır. Muhabir haberi tarafsız yazmalı, habere yorum katmamalıdır. Yorum köşe yazarlarının işidir.
• Haber yazılarında, muhabir okuyucuyu haberle başbaşa bırakmalı, okuyucusuna kendi varlığını hissettirmemelidir.

SAYFA 109
2.etkinlik
YENİLİK Haber bilimdeki yeni bir gelişmeden söz ediyor.

İlginçlik ve önemlilik
Haber ilginç ve önemlidir.
Doğruluk: Haberin doğruluk değeri vardır.
Kolay anlaşılırlık Sade ve yalın diliyle haber kolay anlaşılırdır.

SAYFA 110
3.ETKİNLİK
EK BİLGİ
Haber kaynakları üçe ayrılır:
Resmî haberler : En etkili kişilerden öğrenilir.
Özel haberler : Halk arasındaki olayların halk tarafından muhabirlere bildirilmesiyle elde edilir.
Ajans haberleri : Dünya olaylarını toplayıp her yana bildiren kurumların verdikleri haberlerdir.
Buna göre:
“Küresel Isınma Yoksulu Vuracak” resmi haber
“O Bir Zehir Avcısı” Resmi Haber
“Park Yerini 7 Ay aradı.” Ajans haberi (ANADOLU AJANSI-AA)

SAYFA 111
NE? Park yerini 7 ay aradı.
NE ZAMAN? Haberde olayın zamanı verilmemiş.
NASIL? Komşuların polise terk edilmiş araç ihbarı yapması üzerine
NİÇİN? Park ettiği arabasının yerini hatırlayamadığı için
NEREDE? İngiltere ST.Edmuns merkezinde
KİM? Eric Kings

5N 1K (ne, niçin, nasıl, nerede, ne zaman, kim) ifadesi haber yazıları oluşturmada önemlidir. Haber yazıları, 5N lK’da yer alan sorulara verilen cevaplarla genişler…

5.ETKİNLİK
Tablodaki özellikler verilen haber metinlerin hepsi için geçerlidir.

6.ETKİNLİK
Haberler , insanların sosyal, siyasal kültürel ve günlük hayatla ilgili bilgi almasını sağlar.

SAYFA 112
8.ETKİNLİK
Haber yazılarında sözcükler ilk(gerçek) anlamlarında kullanılır.

9.ETKİNLİK

UYARI: (LÜTFEN DİKKATLE OKUYUNUZ)
Cümle türü ile ilgili sınıflamalarda -özellikle yapısına göre cümleler konusunda- dilbilgisi yazarları arasında ortak bir görüş oluşmamıştır. Söz gelimi “sıralı cümleler”i kimi yazarlar bileşik cümlenin bir türü gibi kimileri de ondan ayrı bir yapı olarak değerlendirmektedir.

Haber yazılarının işlevi okuyucuya bilgi vermek olduğundan cümlelerin yapı ve anlam özellikleri bu şekildedir.

10.ETKİNLİK:
İncelediğimiz haber yazıları kolay anlaşılır, açık, sade ve durudur.

11.ETKİNLİK:
1.Haber 
Anlatım Türü : Açıklayıcı, öğretici anlatım
Bu anlatım türüne örnekler : Şu anda atmosferde bir milyonda 380 (ppm) oranında karbondioksit bulunmakta… vb.

2.Haber 
Anlatım Türü : Açıklayıcı, öğretici anlatım
Bu anlatım türüne örnekler : Adil Denizli sadece ayrıştırılmak istenen maddeyi tanıyarak tutabilecek polimerlerle kan ve suyun zehirlerden arındırılmasında dünya çapında başarılı çalışmalara imza atmış…vb

3.Haber 
Anlatım Türü : Açıklayıcı, öğretici anlatım
Bu anlatım türüne örnekler : İngiltere’de dalgın bir sürücü, park ettikten sonra yerini hatırlayamadığı otomobiline 7 aylık çaba sonucu kavuştu…

4.Haber
Anlatım Türü : Açıklayıcı, öğretici anlatım
Bu anlatım türüne örnekler : Yaklaşık 40 milyon kişiye hizmet veren SSK kuyrukları bitirmenin yolunu işlemleri elektronik ortama taşımakta buldu.

SAYFA 113
12.ETKİNLİK
Verilen metinlerde anlatım bozukluğu yoktur.

13.ETKİNLİK
ÖRNEK HABER METİNLERİ
Gözlerinizi korumak için ellerinizi yıkayın
Memorial Şişli Hastanesi Göz Merkezi Başkanı Doç. Dr. Barış Sönmez, basit birkaç önlemle göz sağlığını korumanın mümkün olduğunu söyledi.
Sönmez, üst solunum yolu enfeksiyonlarıyla birlikte seyreden ve viral etkenler nedeniyle ortaya çıkan kırmızı gözün, sıklıkla ek bir tedavi gerektirmediğini dile getirerek, “Bazı kırmızı göz olguları ise aksine daha şiddetli seyreder ve oldukça bulaşıcıdır. Bunun en önemli örneği de adenovirus konjonktiviti salgınlarıdır.” dedi. Adenovirus nedeniyle gelişen kırmızı gözün genellikle kreşler, okullar, hastaneler ve toplu taşıma araçlarıyla hızla yayıldığını aktaran Sönmez, ellerin sık yıkanması, hasta olan insanlarla tokalaşma ve öpüşmekten kaçınılması gerektiğini aktardı.

TV’yi yakından seyreden çocuk miyopi olabilir

-“Uzağı net görememek” olarak tanımlanan miyopi, doğuştan olabileceği gibi, erişkinlik çağlarında da başlayabiliyor. 7-16 yaşları arasında başlayan miyopiye ise “okul miyopisi” adı veriliyor.
Acıbadem Maslak Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Banu Coşar; “Ebeveynler ve öğretmenler de gerek çocuğun gözünü kısmasından, gerekse tahtayı iyi okuyamamasından veya televizyonu yakından seyretmesinden göz bozukluğunu tahmin edebiliyor.” dedi. Coşar, ancak sadece tek göz bozuksa bu durumun kolay tespit edilemediğini, erken tedavi edilmediği için de göz tembelliğine yol açtığını ifade etti. Coşar, pek çok bilimsel çalışmada, miyop çocukların zekâ katsayılarının (IQ) normalden 7-8 puan daha fazla bulunduğunu belirterek, “Bu istatistikler 2 türlü açıklanabilir: ‘Ya miyopi ile zekâ geni aynı kromozomda birlikte kalıtlanıyor ya da daha zeki olanlar okumayla daha çok zaman harcıyor ve gözde miyopi oluşuyor.” diye konuştu.

Doğru bilinen yanlışlar 
Yanlış: Miyopi için düşük numaralı gözlük takılırsa numaralar daha az ilerler.
Doğrusu: Gözde mevcut numaralar ne ise ona uygun numara kullanılmalı.
Yanlış: Miyopi için sürekli gözlük takılmasına gerek yok.
Doğrusu: Çocukluk döneminde, doktorun önerdiği gözlükler sürekli takılmalı.
Yanlış: Yaş ilerledikçe miyopi azalır.
Doğrusu: Miyopi ilerleyen yaşla birlikte azalmaz.

Okuduğumuz haber yazıları nesneldir.Anlatıcıları kendi duygu ve düşüncelerini metne katmadan, yorum yapmadan objektif bir tavır takınmışlardır.

14.Yazım ve noktalama yanlışı yoktur.

ANLAMA-YORUMLAMA
1.Haber yazılarında dil göndergesel işlevde kullanılmıştır.
2.Haber yazılarının amacı bilgi vermektir.Haber yazıları, en doğru, en ilginç haberleri okuyucuya ulaştırmaya çalışır.İnsanlar yaşadıkları yer ve dünyada olup biten olaylar hakkında bilgi edinme ihtiyacı duyarlar.Bunun için de tv., gazete, internet gibi haber kaynaklarından yararlanırlar.
3.Metnin ana düşüncesi “Küresel ısınmanın gittikçe artan tehditlerine karşı siyasi ve sosyal engeller aşılıp buna çözüm bulunmalıdır.” Haber yazarı ana düşünceyi desteklemek için resmi raporlardan, bilim adamlarının görüşlerinden, sayısal verilerden yararlanmıştır.
4.Metindeki terim ve kavramlar “sera gazları, karbondioksit , eko-sistem…iklim değişikliği “dir.Bu terim ve kavramlar haberin konusu bilimsel bir alanla ilgili olduğu için kullanılmıştır.

5.KÜRESEL ISINMAYA KARŞI ALINABİLECEKÖNLEMLER
-Sera gazı salımını kontrol edecek günlük hayattaki bazı önlemler şöyle sıralanıyor:
-Standart ampulü, tasarruf ampulü ile değiştirmek, yılda 75 kilogram (kg) karbondioksit tasarrufu sağlıyor.
-Daha az araba kullanmak. Daha sık yürüyüp, bisiklet kullanmak ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanmak. Araba kullanılmayan her 2 kilometre için 0,75 kg. karbondioksit tasarruf edilecektir.
-Otomobillerin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına dikkat etmek. Çok tozlu ortamlara yaptığınız yolculuklardan sonra mutlaka filtreler temizlenmeli. Kirli filtreler fazla yakıt harcanmasına yol açmaktadır.
-Geri dönüşüme katkıda bulunmak. Evlerden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda 1200 kg. karbondioksit tasarrufu sağlanabilir.
-Lastikler kontrol etmek. Düzgün şişirilmemiş lastiklerle litre başına alınan yol yüzde 3 oranında artar. Buradan sağlanacak her 4 litre benzin tasarrufu 10 kg. karbondioksiti atmosferden uzak tutar.
-Daha az sıcak su kullanmak. Suyu ısıtmak için çok fazla enerji kullanmak gerekiyor. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg, giysileri soğuk su ya da ılık suda yıkayarak da 250 kg. karbondioksit tasarrufu yapabilabilir
-Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçınmak. Çöpü yüzde 10 oranında azaltarak 600 kg. karbondioksit tasarrufu yaptirir.
-Su ısıtıcısını ayarlamak. Isıtıcıları kışın 2 derece yukarı, yazın 2 derece aşağı ayarlamak. Bu basit ayarlamayla yılda 1000 kg karbondioksit tasarrufu yapilabilir.
-Elektronik cihazları tamamen kapatmak. Evde ortalama 8 saat stand by konumunda bırakılan TV, DVD, müzik seti gibi elektronik cihazlar, yılda 450 kg karbon gazının atmosfere yayılması anlamına gelir.
-Her yıl en azından bir ağaç dikmek. Bir ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emmektedir.
-Özellikle ısınmada güneş enerjisi ile çalışan sistemleri kullanılmak. Bu çok büyük tasarruflar sağlayacaktır.
-Ormanlarda piknik yapmak yerine daha çok az ağaçlık küçük park ve bahçelerde piknik yapmak, orman yangınlarını engelleyecektir
-Orman içlerinde yakıcı ve yanıcı maddelerle piknik yapılması engellemek. Orman içlerinde daha çok, önceden hazırlanmış yiyeceklerin tüketilmesine izin vermek.
-Orman içlerinde yapılan pikniklerde kullanılan ve mercek görevi yaparak ormanların yanmasına neden olan cam kırıklarının toplatılması için gönüllü toplayıcı ekiplerinin oluşturmak. Bu sistem yerel yönetimler tarafından oluşturulabilir.

6.Bu tür konuların haber yapılması insanların bu konularda bilinçlenmesini ve yetkililerin daha duyarlı olmalarını sağlar.
7• Haber plânı tersine dönmüş pramit diye bilinir. Tersine dönmüş pramitte, haberin giriş bölümünde olay birkaç cümle ile özetlenir.
· Gelişme bölümünde sözü uzatmadan gerekli ayrıntılar verilir.
· Sonuç bölümünde ise olayın etkisi, olaya el koyma anlatılır.

SAYFA 114
ÖLÇME-DEĞERLENDİRME
1.
resmi haberler, özel haberler, ajans haberleri
yorumlarını
ilgi çekici
2) (Y) ajans haberleri denir.
(D)
(D)
(D)
3) (C)
4) /E)
5) (D)
6) (B)

8.FIKRA


SAYFA 116


HAZIRLIK

Fıkralar her konuda yazılmakla birlikte özellikle herkesi ilgilendiren günlük olaylardan seçilmiş konularda yazılır.Günlük gazetelerdeki köşe yazılarında yurt ve dünyadaki güncel olaylar hakkında görüş belirtilir.
Bu söz fıkra yazılarının kısa; ama özlü, yoğun bir anlatımı olduğunu vurguluyor.

SAYFA 117
Gazete ve dergi gibi süreli yayınlarda, bir yazarın periyodik olarak genel bir başlık altında günün sosyal ve siyasî olaylarını kendi bakış açısına, siyasî, ideolojik eğili-mine ve düşünce yapısına göre değerlendirdiği kısa yorum yazılarına fıkra denir. Yazarın, gündelik olayları, özel bir görüşle, güzel bir üslupla, kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa, günübirlik yazılardır.
* Gazete yazısıdır.
* Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez.
* Dil tabiidir. Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer verilir.
* Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava sezdirilir.
* Türün ünlüleri, Ahmet Rasim, Falih Rıfkı, A. Haşim, H. Cahit Yalçın, Peyami Safa.

Bir yazarın herhangi bir konu veya günlük olaylar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini ayrıntılara inmeden anlattığı gazete ve dergilerde yayımlanan kısa fikir yazılarına Fıkra denir. Bu tür yazıların diğer adı da ‘Köşe Yazısı’dır. Fıkralar, gazete ve dergilerin belli sütun veya köşelerinde yayımlanır.

Yazılı kompozisyon türü olarak fıkra düşünsel ağırlıklı, günlük, kısa yazılardır. Siyasi ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntılara yer verilmez. Fıkra yazarı geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır olmalıdır. Her konuda fıkra yazılabilir.

Fıkranın Özellikleri
1. Günlük olaylar veya düşüncelerle ilgili konular işlenir.
2. Konular tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır.
3. Düşünceyi ön plânda olmalıdır.
4. Konular çok değişik açılardan ele almadan, ayrıntılara inmeden işlenir.
5. Yazılanlara okuyucuyu inandırma zorunluluğu yoktur.
6. Yazılanlar okuyucunun ilgisini çekmelidir.
7. Nükteli fıkralardan, kıssalardan, vecize ve atasözlerinden faydalanılmalıdır.
8. Açık, sade ve akıcı bir dil kullanılmalıdır.

Fıkranın Yazılma Amacı
Fıkraların amacı, siyasî, kültürel, ekonomik, toplumsal vb. konuları çok defa eleştirel bir bakış açısıyla anlatarak kamuoyunu yönlendirmektir. Fıkralarda kesin olmaktan ziyade güzel, hoş sonuçlara varmaya; canlı, ilgi çekici olmaya özen gösterilmelidir. Yazar kendi duygu ve düşüncelerini en başarılı şekilde yansıtarak okuyucu ile arasında sıkı bir bağ kurar.
Not: Bu tür fıkraları, kısa hikâye niteliğindeki, nükteli, mizah öğesi taşıyan fıkralarla karıştırmayınız. Bu tür fıkralarda dinleyeni güldürmek, eğlendirmek ön plandadır. Oysa köşe yazılarında okuyucuyu düşündürmek, güncel bir sorunu dile getirmek esastır.

Fıkra ile Makalenin Farkı
1. Makalelerde yazılanları ispatlama kaygısı vardır; ancak fıkralarda yazılanları ispatlama kaygısı yoktur.
2. Makalelerde ciddi, yapmacıksız, bilimsel bir anlatım vardır. Fıkralarda açık, sade ve anlaşılır bir dil kullanılır.
3. Fıkralar günübirlik yazı türüdür. Makalede ise böyle bir durum yoktur.
Edebiyatımızda Fıkra yazan ilk kişi Ahmet Rasim’dir. Bunun dışında Falih Rıfkı Atay, Peyami Safa, Burhan Felek ve Çetin Altan en tanınmış fırka yazarlarıdır.

Türk edebiyatında fıkra yazarlığı ne zaman başlamıştır?
Türk edebiyatında fıkra yazarlığı, Şinasi’nin 1860 yılında Agâh Efendi ile birlikte çı-kardıkları Tercüman-ı Ahval gazetesindeki yazılarıyla başlamıştır. O zamandan günümüze kadar fıkra yazan başlıca yazarlar şunlardır: Namık Kemal, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Falih Rıfkı Atay, Burhan Felek, Peyami Safa, Refi Cevat Ulunay, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Bedii Faik, Necip Fazıl Kısakürek, Nazlı Ilıcak, Rauf Tamer, Ahmet Kabaklı, Çetin Altan, Oktay Ekşi, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, İlhan Selçuk, Ergun Göze, Hasan Pulur, Mehmet Barlas, Fehmi Koru, Ta-ha Akyol, Gürbüz Azak, Ahmet Taşgetiren, Cengiz Çandar, Yavuz Gökmen, Gülay Göktürk. Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi Kaynak: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

SAYFA 118
SÖZLÜ ANLATIM TÜRÜ FIKRA İLE GAZETE YAZISI FIKRA ARASINDAKİ FARKLAR
-Sözlü anlatım türü olan fıkralar nükteli küçük hikayelerdir.Bunlar olayları gülünç, şakalı anlatarak insanları düşündürmeyi amaçlar.Gazetelerde yayımlanan fıkralar ise olayları yorumlayan ciddi veya nükteli yazılardır.
-Sözlü anlatım türü fıkralarda olay örgüsü varken gazete fıkralarında yoktur.
-Birisi olay çevresinde gelişen bir türken diğeri düşünce yazılarıdır.
-Sözlü anlatım türü fıkralar anonimdir , gazete fıkralarının ise yazarı bellidir.

3.ETKİNLİK
“Dünün Edebiyatını da Okuyun” metni “gençlerin dünün edebiyatçılarını okumaması” konusunda
“Padişaha Bir Gömlek” metni “mutluluk” konusunda
“Dört Santimlik Dünya” metninde ise “gençlerin teknoloji bağımlılığı” konusu işlenmiştir.

Fıkralar güncel konularda yazılmıştır.

4.ETKİNLİK

SAYFA 121

5.ETKİNLİK: Metinler açık, akıcı, duru ve yalın anlatım özelliklerini taşımaktadır.

6.ETKİNLİK
Ø Fıkralarda öne sürülen düşüncelerin belgelerle kanıtlanma gereği duyulmaz.Fıkra yazarının okuyucuya yazılanları inandırma zorunluluğu yoktur.Görüş ve düşünceler kişiseldir, serbest bir tarzda belli kalıba bağlı kalınmadan görüşler anlatılır.
Ø “Yer Altı Zenginlikleri” adlı metinde yazar , düşüncelerini kesin bir sonuca bağlamıştır.Fıkra yazılarında konu kısaca incelenir ; ancak mutlaka bir sonuca varılır.

8.ETKİNLİK
3.METİNDE “Genç kuşaklardan okurlarla konuşuyorum.” cümlesinde “kuşaklardan” sözcüğü gereksizdir.
İlginç yorumlar üretiyorlar.Yargılıyorlar. (İkinci cümlenin nesnesi eksik)
Yeni yazarlar kadar hızlı satmıyorlar gerçi; ama (yapıtlarının) sürekli okurları var.(tamlayan eksikliği)

Dört Santimlik Dünya” metninde “Aslında bu tip filmlere meraklı değilim, (bu filmleri) görmesem de bir şey kaybetmem.” (nesne eksikliği)

“Büyük sinema salonu tenhaydı, salonda toplasan yirmi kişi (vardı), (bunların) çoğu gençti.(dolaylı tümleç eksikliği, yüklem eksikliği, tamlayan eksikliği)

“Film başladıktan sonra da sürekli olarak…”cümlesinde altı çizili sözcük gereksiz…

Ø “Öte yandan , Türkiye’nin 21.yüzyılda…” ile devam eden cümlede Türkiye’nin sözcüğünden sonra virgül kaldırılmalı…(Tamlamaların arasına virgül konmaz.)
Son cümlede “Şairin” sözcüğünden sonra iki nokta ( getirilmeli.

8.FIKRA KONUSU CEVAPLARI

SAYFA 116

HAZIRLIK
Fıkralar her konuda yazılmakla birlikte özellikle herkesi ilgilendiren günlük olaylardan seçilmiş konularda yazılır.Günlük gazetelerdeki köşe yazılarında yurt ve dünyadaki güncel olaylar hakkında görüş belirtilir.
Bu söz fıkra yazılarının kısa; ama özlü, yoğun bir anlatımı olduğunu vurguluyor.

SAYFA 117
Gazete ve dergi gibi süreli yayınlarda, bir yazarın periyodik olarak genel bir başlık altında günün sosyal ve siyasî olaylarını kendi bakış açısına, siyasî, ideolojik eğili-mine ve düşünce yapısına göre değerlendirdiği kısa yorum yazılarına fıkra denir. Yazarın, gündelik olayları, özel bir görüşle, güzel bir üslupla, kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa, günübirlik yazılardır.
* Gazete yazısıdır.
* Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez.
* Dil tabiidir. Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer verilir.
* Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava sezdirilir.
* Türün ünlüleri, Ahmet Rasim, Falih Rıfkı, A. Haşim, H. Cahit Yalçın, Peyami Safa.

Bir yazarın herhangi bir konu veya günlük olaylar hakkındaki görüşlerini, düşüncelerini ayrıntılara inmeden anlattığı gazete ve dergilerde yayımlanan kısa fikir yazılarına Fıkra denir. Bu tür yazıların diğer adı da ‘Köşe Yazısı’dır. Fıkralar, gazete ve dergilerin belli sütun veya köşelerinde yayımlanır.

Yazılı kompozisyon türü olarak fıkra düşünsel ağırlıklı, günlük, kısa yazılardır. Siyasi ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntılara yer verilmez. Fıkra yazarı geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır olmalıdır. Her konuda fıkra yazılabilir.

Fıkranın Özellikleri
1. Günlük olaylar veya düşüncelerle ilgili konular işlenir.
2. Konular tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır.
3. Düşünceyi ön plânda olmalıdır.
4. Konular çok değişik açılardan ele almadan, ayrıntılara inmeden işlenir.
5. Yazılanlara okuyucuyu inandırma zorunluluğu yoktur.
6. Yazılanlar okuyucunun ilgisini çekmelidir.
7. Nükteli fıkralardan, kıssalardan, vecize ve atasözlerinden faydalanılmalıdır.
8. Açık, sade ve akıcı bir dil kullanılmalıdır.

Fıkranın Yazılma Amacı
Fıkraların amacı, siyasî, kültürel, ekonomik, toplumsal vb. konuları çok defa eleştirel bir bakış açısıyla anlatarak kamuoyunu yönlendirmektir. Fıkralarda kesin olmaktan ziyade güzel, hoş sonuçlara varmaya; canlı, ilgi çekici olmaya özen gösterilmelidir. Yazar kendi duygu ve düşüncelerini en başarılı şekilde yansıtarak okuyucu ile arasında sıkı bir bağ kurar.
Not: Bu tür fıkraları, kısa hikâye niteliğindeki, nükteli, mizah öğesi taşıyan fıkralarla karıştırmayınız. Bu tür fıkralarda dinleyeni güldürmek, eğlendirmek ön plandadır. Oysa köşe yazılarında okuyucuyu düşündürmek, güncel bir sorunu dile getirmek esastır.

Fıkra ile Makalenin Farkı
1. Makalelerde yazılanları ispatlama kaygısı vardır; ancak fıkralarda yazılanları ispatlama kaygısı yoktur.
2. Makalelerde ciddi, yapmacıksız, bilimsel bir anlatım vardır. Fıkralarda açık, sade ve anlaşılır bir dil kullanılır.
3. Fıkralar günübirlik yazı türüdür. Makalede ise böyle bir durum yoktur.
Edebiyatımızda Fıkra yazan ilk kişi Ahmet Rasim’dir. Bunun dışında Falih Rıfkı Atay, Peyami Safa, Burhan Felek ve Çetin Altan en tanınmış fırka yazarlarıdır.

Türk edebiyatında fıkra yazarlığı ne zaman başlamıştır?
Türk edebiyatında fıkra yazarlığı, Şinasi’nin 1860 yılında Agâh Efendi ile birlikte çı-kardıkları Tercüman-ı Ahval gazetesindeki yazılarıyla başlamıştır. O zamandan günümüze kadar fıkra yazan başlıca yazarlar şunlardır: Namık Kemal, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Falih Rıfkı Atay, Burhan Felek, Peyami Safa, Refi Cevat Ulunay, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Bedii Faik, Necip Fazıl Kısakürek, Nazlı Ilıcak, Rauf Tamer, Ahmet Kabaklı, Çetin Altan, Oktay Ekşi, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, İlhan Selçuk, Ergun Göze, Hasan Pulur, Mehmet Barlas, Fehmi Koru, Ta-ha Akyol, Gürbüz Azak, Ahmet Taşgetiren, Cengiz Çandar, Yavuz Gökmen, Gülay Göktürk. Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi
Kaynak: [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.ForumTR üyesi olmak için tıklayınız]

SAYFA 118
SÖZLÜ ANLATIM TÜRÜ FIKRA İLE GAZETE YAZISI FIKRA ARASINDAKİ FARKLAR
Sözlü anlatım türü olan fıkralar nükteli küçük hikayelerdir.Bunlar olayları gülünç, şakalı anlatarak insanları düşündürmeyi amaçlar.Gazetelerde yayımlanan fıkralar ise olayları yorumlayan ciddi veya nükteli yazılardır.
Sözlü anlatım türü fıkralarda olay örgüsü varken gazete fıkralarında yoktur.
Birisi olay çevresinde gelişen bir türken diğeri düşünce yazılarıdır.
Sözlü anlatım türü fıkralar anonimdir , gazete fıkralarının ise yazarı bellidir.

3.ETKİNLİK
“Dünün Edebiyatını da Okuyun” metni “gençlerin dünün edebiyatçılarını okumaması” konusunda
“Padişaha Bir Gömlek” metni “mutluluk” konusunda
“Dört Santimlik Dünya” metninde ise “gençlerin teknoloji bağımlılığı” konusu işlenmiştir.
Fıkralar güncel konularda yazılmıştır.

EKOYAY 11.SINIF DİL VE ANLATIM KİTABI SAYFA 125-136 ARASI CEVAPLARI

9.DENEME KONUSU CEVAPLARI

HAZIRLIK

İlk üç soruyu kendi düşüncelerinize göre cevaplayınız.
deneme : 1 ) Denemek işi, sınama, tecrübe
Cümle 1: Bunun deneme olduğunu müdürden başka kimseye söylemediği için, ilk deneme fabrikayı biribirine kattı. – H. Taner
2 ) ( İsim ) Son biçimi bulmamış, taslak durumunda olan eser
Cümle 1: İlk gençliğimin şiir denemeleri… – Y. Z. Ortaç
Cümle 2: İlk yazı denemelerim için gazete bulmaya çalışıyorum. – F. R. Atay
3 ) ( Edebiyat ) Herhangi bir konuda yeni ve kişisel görüşlerle bezenmiş bir anlatım içinde sunulan düz yazı türü

SAYFA 127
1.etkinlik:
DENEMELERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Yaşam içindeki her şey denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı okuyucuya iletmek istediği fikri bilimsellikten uzak, ispatlama amacı gütmeden, etkileyici bir üslupla anlatır, ortaya koyar.
Denemede, yazar kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi bir anlatımı tercih eder.
Denemede bir sonuca ulaşmak önemli değildir.Denemenin inandırıcılığı kanıtlardan, belgelerden değil, anlatımındaki samimiyetten gelir.
Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine sıçrayıverir. Makalede olduğu gibi bir düşünsel düzenin katı kalıpları içine hapsolup kalmaz.
Denemede yazarın kendi beni ortaya çıkar. Çünkü deneme yazarı, her olaya, her duruma “ben”i açısından bakmaktadır.

2.ETKİNLİK
“Yaşama Öğretisi” metninde yazar son derece samimi, akıcı, lirik ve anlaşılır bir dil kullanmıştır.

SAYFA 128
3.ETKİNLİK
Yaşama Öğretisi adlı metnin yazılış amacı yaşama öğretisi konusunda okuyucuyu düşündürmektir.
“Olgu ve Düşünce” adlı metinde “Yaşama Öğretisi” metnine göre daha ağır ve ciddi terim ve kavramların yer aldığı bir dil ve anlatım kullanılmıştır.Yaşama Öğretisi metninde yazarın samimi, içten ve yalın bir anlatımı vardır.
Seçilen sözcükler, kullanılan ifadeler ,hedef kitleye ve metnin yazılış amacına uygun olmak durumundadır .

SAYFA 131
4.ETKİNLİK

Denemeler, konularına ve yazılış amaçlarına göre şu şekilde gruplandırılabilir:
Kişisel duyarlılık ve dikkatleri konu alan denemeler
Öğretici ve eleştirel denemeler
Sosyal ve felsefi konularda bireysel düşünceyi ifade eden denemeler
“Kültürlü İnsanlar” metni yazarın sosyal bir konuda bireysel düşüncesini ifade etmek için yazılmıştır.
Muşmula İle Köpek metni ise eleştirel bir amaçla yazılmıştır.
Metinlerde konuya yaklaşım biçimi yazarın söyleyişini etkilemiştir.

5.ETKİNLİK
“Huzura Götüren Yol” metni okuyucuyla konuşuyormuş gibi yazılmıştır.”Yaşama Öğretisi” adlı metinse ben merkezlidir.

SOHBET-DENEME FARKI
Sohbette yazarın okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir tavrı vardır.Denemede ise yazarın kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi bir tavrı vardır.
Sohbette nüktelerden, halk söyleyişilerinden ve fıkralardan yararlanılır.Sohbetin dili ve anlatımı yalındır.Denemede ise daha ciddi bir dil kullanılır.
Sohbette kısa ve yüzeysel bir anlatım vardır, denemede ise derinlemesine bir anlatım vardır.
Sohbette okuyucu etkileme,yazarın kendi düşüncesi doğrultusunda okuyucuyu yönlendirme çabası vardır, denemede bir amaç yoktur.

6.ETKİNLİK
İYİ BİR DENEME YAZARININ ÖZELLİKLERİ
İyi bir deneme yazarı olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve tecrübeleriyle onları okuyucular için ilginç gelebilecek şekilde yazıya dökebilen insandır. Sıradan insanın ‘baktığı’ şeyi deneme yazarı ‘görür’.
iyi bir deneme yazarı.dili doğru ve güzel kullanmalıdır.
Gerekli kültür birikimine. sahip olmalıdır.
Düşünce dünyası gelişmiş olmalıdır.
Kendi doğru dışında da doğrular olabileceğini bilmelidir.

SAYFA 132
METİNLERDEKİ ANLATIM TÜRLERİ VE BU ANLATIM TÜRLERİNE ÖRNEKLER
Metinlerde verilen paragraflarda açıklayıcı, öyküleyici ve betimleyici anlatım kullanılmıştır.Örnekler:
Öyküleyici anlatım: “Erkenden kalkmıştım.Perdeleri araladığımda günün yeni ışığını ayırt ettim…”
Betimleyici anlatım: “Tepemizde bunaltmayan bir mayıs güneşi vardı.İstasyona giden toprak yola…” ; metnin verilen 2.paragrafında açıklayıcı anlatım vardır.

11.Sınıf Edebiyat Kitabı Cevapları 2012-2013

Burada 11.sınıf edebiyat kitabının bütün cevapları bulunmaktadır.Eksik sayfa bulunuyorsa yorumlarda belirtiniz.

Cevapları işaretlerken konuyu öğrenmenizi tavsiye ederiz.

1.a.)Edebi Eserlerin Toplum Üzerindeki Etkileri Nelerdir?

Edebi eserlerin sosyal çevre üzerinde etkileri oldukça fazladır…toplumsal bir soruna değinen eser o toplumu harekete geçireceği ve toplumun bir şekilde kendini ifade edebilmesine olanak tanıyacağı için şüphesiz etkisi vardır….buna en basit örneğinden Namık kemal’in ‘vatan yahut siliste’ eserini örnek verebilriz…bu eser o dönemin halkının egemenlik ve bağımsızlık duygularını kamçıladığı için toplum üzerinde bir etki yaratmış Namık kemal bu eserinden sonra halkı kışkırttığı iddiasıyla zindana atılmıştır.

b.)“son osmanlı:yandım ali” filmi de kurtuluş savaşı dönemini anlatıyordu…
filmin dekorusahne replikleriortamın (tabiri caizse)atmosferi tam anlamıyla o anları belirtir….
filmlerbulundukları dönemin şartları itibariyle değerlendirildiklerinde ne kadar muazzam bir özenin eseri olduğu farkedilir…
bu filmdehayali bir kahraman olan”yandım” lakaplı Ali isimli kabadayının başından geçenler anlatılır…
olayosmanlının yıkılmaya yüz tuttuğu dönemi ele almakta…
siyasi anlamda türlü dalaverelin döndüğü bu dönemdeülkesinin bağımsızlığından umudu kesmiş bir hayali kahraman üzerine senaryo yazılmış…
sosyal anlamda filmdeosmanlı figürleri(giyim şekillerişivelerjest ve mimikler)ni yoğun olarak görmek mümkün…
siyasi anlamda daosmanlının fiilen parçalanan bir ülkeden ibaret olduğubunun aslında sadece film gibi göründüğü ama tamamen gerçek olduğu izleyiciye hissettirilmiş…

2.)Verilen eserleredebi eserlerin yazıldıkları dönemi yansıttığını göstermektedir.

SAYFA 9;

İNCELEME

1.) serbest fıkra hatılaraları ve yol ayrımı….
Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki yıllarındaki tek partiden çok partili döneme geçişi anlatıyor
Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurucuları arasında yeralan Ahmet Ağaoğlu Serbest Fırka Hatıralarında yakın dostu Fethi Beyle partinin kuruluş aşamalarını tartışmalarını Gazinin kuruluşa ilişkin çabalarını parti üzerinde yapılan bütün hesapları altüst eden ünlü İzmir Hadiselerini İnönü ve çevresinin oyunlarını TBMMde SCFye yapılan hücumları ve partinin feshini anlatmaktadır…

Yol Ayrımı
Eski Şehir üçlemesinin üçüncü ve son kitabı olan Yol Ayrımında Kurtuluş Savaşının kazanılmasındn sonraki dönem ele alınmaktadır.1930larda devlet güçlerini kendi kişisel çıkarları için kullanmaya yeltenenlerin kendi aralarındaki çekişmeler ve bu durum karşısında gerçek Kuvayi Miliyecilerin kapıldıkları şaşkınlık ve üzüntüler anlatılmaktadır.

(HER İKİ METİN PARÇASINDA DA 1930’LU YILLARDAKİ ÇOK PARTİLİ YAŞAMA GEÇİŞLE BİRLİKTE KURULMASI PLANLANAN SERBEST FIRKA’NIN DOĞUŞU ANLATILMAKTADIR.)

2)Her iki yazarında sosyal ve tarihi şartlardan etkilendiklerini göstermektedir.Aradaki farklılık Serbest Fırka Hatıraları’nın anıYol ayrımı’nın roman türünde yazılmış olmasıdır.

3)Yazarlar da toplumun bir ferdi olarak yaşadıkları dönemdeki olaylardan etkilenirler ve bu da kaçınılmaz olarak eserlerine yansır.Ahmet ağaoğlu yaşadıklarını anı olarak anlatırkenKemal Tahir dönemini edebi ölçütlere göre düzenleyip bir sanat eseri içinde anlatamıştır.
(yazarlar yaşadıkları dönemden etkilenip dönemin sosyal siyasive kültürel zihniyetini yansıtmişlardır)

4)Serbest Fırka Hatıraları adlı metinde işlenen gerçeklik Yol Ayrımı adlı metinde kurmaca gerçeklik biçimine sokularak anlatılmıştır.

5)Demorasi kavramı sosyoloji(sosyoloji:toplumun yapısına toplumsal kurumlar toplumsal ilişkiler sosyal grup kültür ve bu unsurlardan meydana gelen değişme ve gelişmelerdir.)bilim dalına ait bir kavramdır.bu kavram Yol Ayrımı’ndaki kahramanların demokrasi çabaları içindeyeni bir partinin kurulmasımuhalefet fikrinin oluşmasıhürriyet rüzgarlarının daha kuvvetli esmesi için yapılanlarla somutlaştırılmıştır.

6)Verilen şemaya göredönemin siyasi rejiminin parlementer sisteme dayandığı ”parti.muhalefet.başvekilSerbest Fırka”ifadelerinden anlaşılmaktadır.
Sosyal yaşamda ”vapur.balo.gazete”sözcükleriteknik anlamda ise ”telgraf”sözcüğü döneminin zihniyetini gösteren anahtar sözcüklerdir.

Sayfa 10;

ANLAMA YORUMLAMA

1.)EDEBİYATuygu düşüncehayalgözlem ve deneyimlerimizin estetik bir biçimde sözlü ve yazılı olarak anlatılmasına kaynaklık eden güzel sanatların dallarından birisidir.Bu yüzden güzel sanatların diğer dalları gibi sosyal hayatsiyasi hayat ve düşünce hayatıyla iç içedir.Güzel sanatların doğuşu insanların ihtiyaçlarından ve bununla birlikte sayamayacağımız çeşitli sebeplerden dolayıdır.İnsandan dolayı varolan bu kavram yine insanın içinde bulunduğu sosyal ve siyasi hayat ile birlikte düşünce hayatından etkilenir.

2)Serbest Fırka Hatıraları ve Yol Ayrımı adlı metin parçaları anlamlı birimlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş bir yapıya ”demokrasi” temasına sahiptir.
Dil ve anlatım açısından ise döneminde kullanılan bugün kullanımı daralan ya da kullanımından düşen sözcüklerin de yer aldığıkısa cümlelerin bulunduğu yer yer konuşma diline de başvurulan bir anlatıma sahiptir.

SAYFA 11

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

1-) dyd
2-) boşluklara sırasıyla ;
siyasi hayattan
düşünce hayatından
sosyal hayatından
tarihtenkültür ve dinden

3-) Eşleştirmeler :

Kuruluş dizisi: Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemi
Yol ayrımı romanı : Cumhuriyet’in ilk yıllaru
Nutuk : Kurtuluş savaşı
Orhun abideleri : Köktürkler dönemi

4-) D

5-) Edebi eserleri daha objektif felsefi eser ve daha bilimseldir.
Vede nesneldir. Felsefi bilimde yapma kaygısı edebi eserde sanatsal yapma kaygısı vardır

Sayfa 12;
1.Etkinlik

Osmanlı devletinde yenileşme dönemi 19 yy�da başlamıştır. yenileşme dönemini hazırlayan en önemli etken Osmanlının girdiği savaşları kaybetmesidir.
Modernizm: kültürel anlamda modernizm 19 yy�da geleneksel anlamdaki edebi sanatsal sosyal organizasyon ve gündeik yaşamın geçerliliğini yitirdiği fikriyle ortaya çıkmıştır.
Modernleşme:Osmanlı devletinde modernleşme 1770-1876 yılları arasında yaklaşık bir asırlık dönemde dönemde Osmanlı devletinin ıslahat olarak adlandırılan düzeltmeleri ve reformları kapsayan dönemdir. 1699-1770 yılları arasında yaklaşıkbir asırlık dönemde Osmanlı devletinin sürekli toprak kaybetmesizayıflaması ve otoritesinin zayıflığı merkezi yönetimi güçlendirmenitelik ve modern teknik donanımasahip bir askeri örgütlenmeyi zorunlu kılmıştır.osmanlı devletinde modernleşmeyi ikiye ayırabiliriz.
1.1770-1830 yılları arasında
2.1830-1876 yılları arasında
Pozitivizm: genel olarak modern bilimi temel alan ona uygun düşen ve batıl inançları metafizik ve dini insanlığın ilerlemesini engelleyen bilim öncesi düşünce tarzları yada formlar olarak gören dünya görüşüdür.

4. Etkinlik

Tanzimat fermanı 3 kasım 1839 da Gülhane parkında padişahdiğer devlet büyükleriulemalonca ve esnaf temsilcileri ve halkın ”Gülhane Hattı Hümayunu” adıyla Mustafa Reşit Paşa tarafından okundu.Bu fermanla Osmanlı devletinde İslam hukuku ve geleneksel kurumların bıraktığı hızlı bir değişim süreci başladı.

SAYFA 13

2.SORU:YENİLEŞME DÖNEMİ HAKKINDA

Yenileşme dönem 17. Yy ın sonundaki Karlofça (1699) antlaşması ile başlamıştır. Ancak 19 yy da hız kazanmıştır. Bu yüzden yenileşme dönemi 19 yy ı kapsamaktadır.

19. yüzyılda siyasi alanda yapılan yenilikler:

-Yönetim merkezi olan babıali güçlendirildi

-Meclis-i ahkam-ı adliye (mahkeme) kuruldu

-Yeni meclisler komisyonlar kuruldu

-Ceza ve ticaretle ilgili yasalar çıkarıldı yabancılarında katıldığı karma ticaret mahkemeleri kuruldu.

-Padişahın yetkileri kısıtlandı yönetim yetkisi meclise verildi.

– Ülke vilayetlere sancaklara kazalara köylere ayrıldı valiler kaymakamlar görevlendirildi.

19. yüzyılda sosyal hayatta yapılan yenilikler

-Posta telgra teşkilatı kuruldu haberleşmede gelişme sağlandı.

-Yeni yollar yapıldı ilk demiryollarının yapımına başlandı.

-Belediyeler kuruldu

-İlk nüfus sayımı yapıldı (askere gidecekleri belirlemek için)

-Kıyafet değişikliği yapıldı devlet memurlarına ceket gömlek fes giyme zorunluluğu getirildi.

-Halk avrupai yaşama özenmeye başladı evlerde yurtdışından mobilyalar ve ev eşyaları kullanılmaya başlandı eğlence şekilleri değişti.

19 yüzyılda askeri alanda yapılan yenilikler

-Yeniçeri ocağı kaldırıldı

-Nizam-ı cedid kuruldu

-Ordunun eğitim şekli değişti.

-Ordu beş ordu şeklinde teşkilatlandırıldı.

-Askerlik süresi beş yıl olarak belirlendi.

-Askere alma işi kura ile yapılmaya başlandı.

19. yüzyılda eğitim alanında yapılan yenilikler

-İlk eğitim bakanlığı kuruldu (meclis-i maarif-i umumiye)

-Rüştiyelerin (ortaokul) sayısı arttırıldı.

-İlk kız rüştiyesi kuruldu

-Rüştiye üzerinde eğitim veren idadilerin ilki kuruldu.

-Robert koleji galatasaray sultanisi duşşafaka adlarında ilk özel okullar açıldı.

-Mektebi mülkiye (siyasal bilimler fakültesi) açıldı.

-Darülfünun (üniversite) kuruldu

-Avrupaya öğrenci gönderilip öğretmenler getirildi.

Yapılan savaşlar ve bu savaşların sonuçları:

Boğazlar sorunu sonucu : Boğazların yönetimi Londra antlaşması ile Osmanlı’da kalacak barış zamanı boğazlar savaş gemilerine kapalı ticaret gemilerine açık olacak.

Kırım savaşası ve sonucu : Rusya ie Paris antlaşması yapıldı.Ruslar karadenize giremeyecek. Osmanlı devleti avrupa devleti sayılacaktı.

Osmanlı ve Rus Savaşı sonucu : Romanyakazdağısırbistan tam bağımsız olacak.Kars batum ardahan ruslara bırakılacak.Teselya ruslara verilecek.Bosna-Hersek geçici olarak avusturyaya bırakılacak..

Sırp isyanı ve sonucu : isyan ruslar tarafından desteklendi.Bükreş antlaşması ile ayrılacak Edirne antlaşması ile iç işlerinde bağımsızlık berlin antlaşması ile tam bağımsızlık verildi..

Yunan isyanı ve sonucu : Edirne antlaşması ile tam bağımsızlık verildi

Mısır sonucu ve sorunu : Mısırın sorunu londra antlaşması ile Mehmed ali paşa’ya ve oğullarına bırakıldı.Mısır’ın dış işlerinde osmanlı devletine bağımlı olmasına ve vergi verilmesine karar verildi.

3.SORU:Yenileşme kavramı var olanın çağın gereksinim ve özelliklerine göre yeniden düzenlenmesidir.

4.SORU:Burada yenilik kavramına en uygun hareket konağı restore ettiripihtiyaca göre eklemeler yapmaktır.Çünkü konağıyıkıp yerine yeni bir bina yapmak yenilik değilköklü bir değişimdir.

SAYFA 15

1. METİN

1.On dokuzuncu asır şiirindeki 913141516172021 ve 22. beyitler ortaçağa özgü dünya görüşünü yansıtmaktadır.diğer beyitlerde ise şairmodern dünyada yaşananları dile getirmiştir.Modern dünyaya ait ifadelerin bulunması Sadullah Paşa’nın döneminin zihniyetinden etkilendiğini göstermektedir.Sadullah paşa ortaçağdan beri süregelen inanışları da bilmekle beraber modern dünyaya da kayıtsız kalmamıştır.
2.Şairtercihini modern dünya görüşünden yana kullanmaktadır.çünkü modern dünya aklı ve deneyi baz alarak bilinmezlere veya yanlış bilinenlere ışık tutmuştur.
3.Verilen beyitler Sadullah paşanın “insan hakları” “eşitlik” ve “basın-yayın””bilimsellik” ile olan ilgisini göstermektedir.
4.Ziya paşanın yakınması Doğu medeniyetinin geri kalmışlığı ve cehaleti ile ilgilidir.Buna rağmen batısürekli gelişmiş ve bilimin öncülüğünde güçlü bir medeniyet kurmaya başlamıştır.Bu durumda hem aydınların hem de toplumun Batı’ya yönelmesine sebep olmuştur.

2.METİN

1.Ziya paşa Osmanlı devletinin İstanbul�un fethiyle başlayan yükselme dönemi ile 19.yüzyıldaki çöküş dönemini karşılaştırmaktadır.bu karşılaştırma ihtişamlı bir devletin nasıl çöküşe gittiğini göstermektedir.
2.—-

1.ETKİNLİK

****Osmanlı devletinde yönetim kurumlarıyla birlikte askeri kurumlarında gerilemesinin en büyük sebebibilim ve teknik alanda meydana gelen değişiklik ve gelişmeleri takip edemeyiştir.bu sebeple çağın gerisine düşmeye başlayan Osmanlı devletinde askeri başarısızlıklar görülmeye başlamıştır.Gerilemenin görüldüğü ilk alan olan askeri alanyeniliklerin de başlangıç merkezi olmuştur.
3.Osmanlı devletindeki yenilikler öncelikle askeri alanda yapılmıştır.
4.Tanzimat fermanı 3 kasım 1839 da “Gülhane Parkı’nda” padişahdiğer devlet büyükleriulemalonca ve esnaf temsilcileri ve Mustafa Reşit paşa tarafından ilan edilmiştir.
5.Tanzimat�ı ortaya çıkaran nedenleri iç ve dış faktörler olarak iki kısma ele alabiliriz.İç faktörler Tanzimat�ın bir sonuç olarak ortaya çıktığı Osmanlı batılaşma hareketlerini anlatırken genel olarak üzerinde durulan hususlardır. Dış faktörler ise cereyan eden hadiselerdir.Osmanlının sahip olduğu üstünlüğünü kaybedip devlet kurum ve kanunlarının asrın ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olmaması devletin maddi ve manevi gücünü kaybetmiş olması bunun sonucunda her sahada yenilgiye uğraması yeniden ve geniş bir ıslahat hareketini zorunlu kılıyordu.

SAYFA 18

ANLAMA YORUMLAMA

1.On dokuzuncu Asır adlı manzuma kaside nazım şeklinin özellikleriyle yazılmış doğu-batı teması üzerine kurulmuşdöneminin Osmanlı Türkçesi dil özelliklerini taşıyan bir eserdir.Osmanlı devletinin gerileme sebepleri adlı metin parçası ise düz yazı şekliyle kaleme alınmış doğu-batı teması üzerine kurulu bir makaledir.Bunlardan hareketle yenileşme döneminin bilimteknikgelişme gibi kavramlarının her iki metinde de ele alındığı görülmektedir.
2.Tablonun içi sırayla;BilimHukukTeknikRönesansReformPovitiz m
3.Osmanlı devletinde modernleşme hareketleri yapılan yenilikler göz önüne alınırsa yönetici sınıf tarafından gerçekleştirilmiştir.Çünkü devletin devamlılığının tehlikeye girdiğinibu sebeple başta askeri alan olmak üzere birçok yenilik yapılması gerektiğini görenler devlet yöneticileri olmuştur.
4.Tanzimat fermanının ilan edilmesinde iç etkenlerin de rolü olmasına karşın dış etkenler çok daha baskındır.
5.Günümüzde sosyalsiyasikültürel alanda çağın gereklerine uygun yenilikler yapılmaktadır.

SAYFA 19

ÖLÇME DEĞERLENDİRME
1. D D Y

2.Abdülmecit= Tanzimat fermanı
ll.Mahmut=Yeniçeri ocağının kaldırılması
Baron De Tott= Hendesehane

3. cevap : E şıkkı

SAYFA 20

1.ÜNİTE ÖlÇME VE DEĞERLENDİRME
1.cevap: E
2.…..sosyalsiyasi ve tarihi…….
3.burada soru hatalı çünkü edebi eser seçeneklerde verilenlerin tamamıyla ilişkili.
4.Temel sebepbilim ve teknik sayesinde modernleşen batı ordularının osmanlı ordularından üstün hale gelmesidir.

1.ETKİNLİK
***Askeri alanda Nizam-ı Cedid ordusu oluşturuldu. lll. Selim tahttan indirildi.Nizam-ı Cedid ordusu dağıtıldı ve yenilgiyi destekleyen devlet adamları ve kişiler cezalandırıldı.

2.ETKİNLİK
***Devlet yöneticileri tarafından istenmiştir.

3.ETKİNLİK
***İlk Türkçe gazete 1831’de çıkan Takvim-i Vekayi’dir.Tanzimat döneminde çıkan ilk gazete ise Ceride-i Havadistir. Ceride-i Havadis bir meslek gazetesi olan Vekayi-i Tıbbiye izledi.Yeni Türk nesrinin doğmasında en büyük rolü oynayan en önemli görevi yüklenen başlıca gazete ve dergiler:Takvim-i Vekayi(1831)Ceride-i Havadis(1840) gibi resmi gazetelerle Namık kemalin yayınladığı İbret (1871)Hadika(1872)Ali Suvai’nin yönettiği Muhbir(1866)Ahmet Mithat’ın çıkardığı Devir (1872)

4.ETKİNLİK
***Gazete ile birlikte makale fıkra gibi türlerle roman hikaye ve tiyatro gibi türlerde Tanzimat’la birlikte ortaya çıkmıştır.

5.ETKİNLİK
***Surlar içinde İstanbulOsmanlı sosyal yaşamının geleneksel yapısını koruyan ve yaşatan kısacası Türk İstanbul’un canlı bir merkezidir.Beyoğlu ise eskiden beri gayrimüslimlerin zorunlu ikamet yeri olarak Batılı bir yaşamı sürdüren Batı’dan gelen yeniliklerin görüldüğü ilk yer olma özelliğine sahip bir yerdir.

soru 1:nizam-ı cedit ordusu kuruldu.
*giderlerini karşılamak için nizam-ı cedit hazinesi kuruldu.
*tersane ıslah edildi.
*avrupa’nın önemli merkezlerinde sürekli elçilikler açıldı.
*resmi devlet matbaası kuruldu.
*Frasnsızca devletin ilk resmi yabancı dili olarak kabul edildi.
*merkeze bağlı eyaleteler yeniden düzenlendi.

bu yenilikler askerimalikültürel alanları kapsamaktadır
soru 2:can güvenliğiırznamus ve malın korunmasında yenilikler yapılmıştır.
askeri alandan askerlerle ilgili yenilikler yapılmıştır.

soru 3:evet kapsar.yapılan yenilikler birşekilde halkıda etkilemiştir.Fermanın içerdiği yenilikler halkın karşılaştığı sorunlara çözüm yolu getirir.

soru4:Osmanlının aydınları istemektedir.Çünkü Osmanlının Batılı devletlerin gerisinde kaldıklarını düşünüyorlardı.

soru5:Birçok yenilik yapılmış bu yeniliklerin uygulanması zaman almıştır.Halk yeniliklere karşı çıkmıştır.Edebiyat alanında da yapılan yenilikleri halkın içine sindirilmesi gerekiyordu.Bu yüzden geç olmuştur.

sayfa 25 ve 26 cevapları;

soru 1:*ceride-i havadis
*tercüman-ıahval
*tasvir-i efkar
*muhbir
*ibret

soru 2:devletin milletin gelişmesini ve kalkınmasını sağlar.
ilim tüm insanların hizmetine sunulur
halkı bilinçlendir.

soru 3:gazete o devrin en önemli iletişim aracıydı.Bu devirde yapılan yenilikler halk tarafından şüpeyle karşılanmıştır.Halkın aydınlatılmasıdünya ve ülkeden haberler vermek için gazate ihtiyacı duyulmuş ve gazete ortaya çıkmıştır.

soru 4:yeni edebi türler:makaleromantiyatrohi kayeanıtenkit(eleş tiri)türleridir.

gazeteyle ilişkisi:bu türler halkın alışması için gazetelerde yayınlanmıştır.Bu yüzden aralarında ilişki vardır.

soru5:halkı aydınlatmakonlara ders vermek için çıkarıldığını söyleyebiliriz.Ortaya çıkan yeni edebi türler ve fikirler halka ulaştırılır.Halk biliçlenir.

soru 6:evet kurulur.Tanzimat döneminde batıya yçneliş vardır.Bu dönemde yaşayan edebiyatçıların pek çoğu Batı dilini özellikle Fransızcayı çok iyi biliyorlardı.

anlama yorumlama

1:tanzimat döneminde halka faydalı olacak konular işlenmiş.Bu devrin edebiyatçıları haklı bilgilendirmekeğitmek istemişler.Bu nedenle eserlerinde üslüp kaysıgı yoktur.yani bu dönemle ilişkilendirilemez.

soru

2:tanzimat fermanı halka okunmak için yazılmıştır.paragraflar halinde yazılan fermanda ifadeler açık cümleler kısadır.mecaz ve yan anlamalara yer verilmez.

gazetede ise cümleler daha uzundur.mecaz ve yan anlamlar bunlunabilir.Halkı aydınlatmak için yazılır.

soru 3:Abdülmecit ve Abdülaziz batı tarzında giyinmişlerdirdaha modern elbiseleri vardır.Kavuğun yerini feskaftanın yerini ceket almıştır.Geleneksel giyime sahip padişahların sakalları varken batılaşmayı benimsemiş padişahların sadece bıyıkları vardır.

soru 4:televizyon ve internet almıştır.

SAYFA 27 – 28

1-) Boşluk doldurmalar
dyy

2-) gazeteromantiyatro
3-) Eşleştirmeler bu şekilde olacak

1 & 3
2 & 2
3 & 1

4-) E
5-) Askeri alanda yapılmıştır. Öncelikle bu alanda yapılmıştır.

SAYFA 28

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

1-) Halka yönelik uygulamalar vardır kralın yetkileri kısıtlanmıştır.
İkiside yenilikçi ve özgürlükçüdür.

2-) yok

3-) Makalegezi yazısıfıkra çünkü bunlar gazetede kullanılmıştır.

SAYFA 29 – 30

2.ETKINLIK

Şema
Birbiriyle bağlı konular metinde verilmek istenen mesajı ortaya çıkarırlar.

1-) Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi Ana düşüncesi : Gazete
Müsavat Ana düşünce : Kanun önünde eşitlik
2-) Resimmüzik tiyatro
3-) Toplumun yaşayışı ve gerçekliği metni yazan kişiyide etkiler.
Kişi bu metinde yaşananları yazdığı için bu kavramlar ana düşünceyi etkiler.
4-) a.Ali Suavi kanun önünde herkesin eşit olduğunu savunur. Şinasi’de bu gazetenin önemini ve gazatelerin Türkçe yazılması gereksinimi olmasını savunur.
b.Halkı bilinçlendirmek amacıyla.

5-) boşluk doldurma

1.tablo

hükümet >politika gazeteleri
vekiller meclisi >bilim kuvveti
medeni millet >matbaa

2.tablo

eşitlik > hak
kanun > hukuk
islam hukuku > kanunsal haklar
kanun > zengin fakir
6-) Öğretici metinlerdir.
7-) a.Tutarlı hükümler vermiştir bazı kelimeler anlaşılabilir değildir.
b Vardır. Çünkü ortaya çıktığı zaman kullanılan dil metinde kullanılır.
😎 Batı kültüründe gelişen Türkçe tanzimatla geldiği için vardır.
9-) Resmi dil değişse bile kullanılan dilin değiştirilmesi zaman almıştır.

10-) Metin Türleri : Makale
Metinlerin yazıldıkları tarih : 1860
Metnin bağlı olduğu gelenek : Tanzimat edebiyat geleneği yapı şekli divan edebiyatı

11-) Edebiyatta tanzimat edebiyatıyla ortaya çıkan yeni türdür.Önemli bir eserdir ve öğreticidir.

Sayfa 29

2. Etkinlik:
Anlam birliği şu şekilde oluşturulur:
Birtakım heceler bir araya gelerek kelimeleri oluşturur. Bu kelimeler cümleleri cümleler paragrafları paragraflar da verilmek istenen iletiyi meydana getirir. Tercüman-ıAhval ve Musavat metinlerinde paragraflar metinleri meydana getirmiştir.
Sayfanın Devamındaki sorular:
1- Tercüman-ı Ahval Mukaddimesinin ana fikri gazetenin faydalarıdır. Musavat metninin teması ise Eşitliktir. Bu iki tema yenileşme ve Tanzimat dönemlerinde sıklıkla işlenmiş temalardır. Bu devirde avrupadan alınan yeniliklerin ve kavramların halka anlatılması ve benimsetilmesi için yeni yollar aranmıştır. Çeşitli kavramların anlatılması için iletişim araçların kullanılmasının öneminden bahsedilmiştir. Bu durum gösterir ki bu iki metinin teması evrenseldir ve her çağda görülebilir temalardır.
2- Metinlerin anafikirleri günümüzde ki iletişim araçlarıyla anlatacak olsaydım televizyon ve interneti kullanırdım . bu sayede sadece dili değil dilin yanında görselliği de kullanmış olurdum. Ayrıca bu iletişim araçlarını kullanarak istediğim bölgede birçok insana ulaşabilirdim.
3- Her iki metinde Tanzimat döneminde yazılmıştır. Bu dönemde batıdan bolca fikir ve kavram alınmıştır. Bu kavramların halka aktarılması içinde o günün şartlarında en çok kişiye ulaşabilecek iletişim aracı olarak gazete kullanılmıştır. Sonuç olarak o dönemin sosyal yaşantısı gerçeğe yakın olarak edebi metinlerde halka aktarılmıştır.
4- A) Şinasi insanların faydalı fikirlerini gazeteler vasıtasıyla başka insanlara sunabilecğini belirtmektedir. Bununla ilgili olarak çoğunlukta olan Müslüman insanların bu haklarını tam kullanamadığını kendisi de bu hakkın nasıl kullanılacağını anlatmaya çalışmaktadır. Ali Suavi ise eşitlik kavramının ne olduğunu nasıl uygulanacağını anlatmaya çalışmaktadır.
B) bu metinler halka bilgi vermek için yazılmıştır.
C) ulaşamayabilirlerdi. Çünkü roman veya tiyatro daha çok sanat yapmak için yazılan erlerdir. İki yazar ise halka bilgi vermeyi amaçlamışlardır. Bu şekilde ki eserlerde ise dil süslü ve sanatlıdır. Şiirsel bir anlatım görülür. Bu yüzden roman veya tiyatro eserleriyle halka bilgi zor bir olaydır.
5- Kanun à kanuni vazife
Devlet-i Aliyye à kazanılmış hak
Milli Eğitim Bakanlığı Meclisi à Mazbata (tutanak)
Vekiller meclisinde à izin

Musavat isimli metinde:
kanun à her vatandaşın eşit olması
mahkeme à eşit yargılanma
Devlet-i Aliyye à kazanılmış hak
Bu kavram ve ifadeler bize Tanzimat fermanı ile birlikte gelmiştir. Bu kavram ve ifadeler Avrupa devletlerinin oluşturdukları sosyal siyasi dini ve ekonomik yapının bir sonucudur. Osmanlı Devleti�nde bu kavram ve ifadeler ile ilgili Avrupalılar gibi bir düzenleme yapılmamıştır. Bunların Osmanlı Devleti�nde uygulamaya konulması eski ve yeni arasında bir ikiliğin oluşmasına neden olmuştur.
3. Etkinlik:
Terimler:
Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi: kaznılmış hak Devlet-i Aliyye Tanzimat hükümet meclis gazete mazbata
Müsavat:  müsavat kanun İslam hukuku kamusal hak

Kavramlar:
Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi:  halk vazife adalet
Müsavat:  sınıf adalet ilim fazilet görev şeref zenginlik

Günlük hayatla ilgili kelimeler:
Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi: � menfaat milletler dil fikir hal dili tarife hacet olmak vs.�
Müsavat: � sınıf zümre hamal memur kişi şahıs vs. �

Bütün bu kavram terim ve gün****k kelimeler yazarın topluma iletmek istediği iletinin yapıtaşlarıdır. Bunlar olmadan metnin iletisi okuyucuya sağlıklı bir şekilde ulaşamaz. Yine bu kavram ve terimlere bakarak dönemin zihniyetinin öğretici metinlere nasıl yansıdığını anlayabiliriz.

6- Metinlerde öğretici açıklayıcı ve kanıtlayıcı anlatım kullanılmıştır.
a. Öğretici anlatım:
� Açıklama bilgi verme amacıyla yazılırlar.
� Bu tür metinlerde söz sanatlarına ve süslü anlatımlara yer verilmez.
� Her okuyanda aynı etkiyi uyandırır.
b. Açıklayıcı anlatım
� sorunu ortaya koyan cümlelerle anlatıma başlar.
� Sorunu çözümleyen açıklamalar örnekler ve karşılaştırmalar ile devam eder.
� Özetleyici ve yargı bildiren ifadelerle metin sonlandırılır.
� Bu tür anlatımlarda kesin ve açık ifadeler olması gerekir.
c. Kanıtlayıcı Anlatım:
� İnandırma aydınlatma bir başkasına kendi görüşünü kabul ettirme için yazılırlar.
� Bu anlatım türünde kavram tanımlanır veya açıklanır.
� Okuru etkilemek için bazı kelime öbeği veya cümleler aralıklarla metinde tekrar edilir.
7- Her iki metinde de anlatım açık ve anlaşılabilirdir. Bunun nedeni iki metinin de öğretici metin olmasından kaynaklanır. Misalen: �madem ki bir sosyal toplulukta yaşayan halk bunca kanuni vazifelerle yükümlüdür elbette sözlü ve yazılı olarak kendi vatanının mefaatine dair fikir ileri sürmeyi kazanılmış haklarından sayar.� Diğer metin için: � mesela bir hamal ile bir büyük memurun hukukça kanun önünde eşit tutulması hatta muhakeme bile olunması kısacası en sıradan kişinin hakkının kaybolmamasıdır. Öğretici metin olmasından dolayı anlatım açık ve anlaşılırdır. Yani metnin türü ile anlatım biçimi arasında bağlantı vardır.
8- Tanzimat kazanılmış hak gazete müsavat kanun kamusal hak sınıf hürriyet adalet yenileşme vb.
9- Metinlerde kullanılan dil yaşadığı döneme göre sadedir. Değerlendirme yapacak olursak Naima�nın eserinde birden fazla kelimelerle oluşturulmuş tamlamalar Arapça ve farsça sözcükler görebiliriz. Diğer metinler Naima�nın eserine göre daha sadedir ancak günümüz Türkçesi ile inceleyecek olursak Tanzimat dönemi eserlerini anlamakta güçlük çekebiliriz.
10- Tercüman-ı ahval ve müsavat öğretici metin olup Tanzimat döneminde yazıldığı bariz bir şekilde ortadadır.
11- Gazeteler kültürsanat siyaset günlük yaşam kısaca hayatımızın her alanından bize bilgiler sunan bir kaynaktır. Gazete insanı direkt olarak etkisi altına alan bir iletişim aracıdır. Onun dili sade ve süssüz olduğu için her okuyan metni anlayabilir. Bu sebepten gazetelerin etkisi günümüzde bile inkar edilemez.
12- a) Ali suavi eserinde eşitlik kavramını verdiği örneklerle somutlaştırmıştır. bir hamal ile en üst düzey bir memurun gerektiğinde hukuk önünde muhakame edilebileceğini belirtmesi örnek olarak gösterilebilir.
b) Şinasinin metninde ise hürriyet kavramı gazete çıkarmak isteyenlerin hakkı olduğu ifade edilerek somutlaştırılmıştır.
13- Tercüman-ı Ahval Muk. Tema: hürriyettir. Müsavatta ise tema: eşitliktir.
Benzerlik ve farklılıkları:
� İki temada gazete yazısında ortaya konmuştur.
� Temaları anlatmak için metnin türüne uygun bir dil anlatım kullanılmıştır.
� İki temada Tanzimat döneminde ortaya çıkmıştır.
� Daha önce bu temayla ilgili hiçbir eser yazılmamıştır.
� Tercüman-ı Ahval mukaddimesi gazetenin giriş yazısıdır. Diğeri ise bir makaledir.
14- Yazarlar hakkındaki bilgi internette zaten mevcut.
15- Elde edilen bilgiler ışığında iki yazar hakkında karşılaştırma yapılabilir.

3. Metin

Sayfa 33

teki sorular:
1- Atatürkçü düşüncede çağdaşlaşma uygarlaşma ve batılılaşma kavramları birbirleriyle bağlantılıdır. Çağdaşlaşma ülkenin refaha kavuşması için yapılan etkinliklerin tümüdür. Bu kavramla körü körüne taklit hedeflenemez. Ülkenin ilerlemesi için batılı ülkelerden alınan yenilikler ülkenin değerleriyle birleştirildikten sonra kullanılmalıdır. Bu kavramlar Atatürkçü düşüncede birbirlerinden ayrılamazlar.
2- Metne göre çağdaşlaşma Türk toplumu için vazgeçilmez bir idealdir. Bu idealin dayandığı temel �Büyük davamız en uygar ve en refaha kavuşmuş millet olarak varlığımızı yükseltmektir.� Şeklinde ifade edilmiştir.
3- Tanzimat döneminden itibaren gerçekleştirilen yeniliklerle Atatürk ilke ve inkılapları çağdaşlaşma ve uygarlaşmanın � siyasal sosyal kültürel ve ekonomik yönlerini� kapsadığını söyleyebiliriz.

1- Kafiye redif vs. eklemek uzun sürecek o yüzden bu soruyu size bırakıyorum.
2- Terkibent devrin söyleyiş tarzından çok farklıdır. Şiirin şekli ve dili tamamen eski şiir geleneğiyle ilgilidir. Tanzimat dönemi sanatçıları halkı eğitmek istedikleri için genel olarak halkın anlayacağı kelime ve ifadelere yer verirler. Bu şiirde şair tümüyle süslü ve sanatlı şiir dilini kullanmıştır.
3- Birimler birbirine beyitlerle bağlanmışlardır. Bu birimler bir araya gelerek şiirin temasını oluşturmaktadır. Şiirin bütün beyitlerinde neredeyse birbirine yakın anlamlar işlenmiştir. Sadece şiirin son dizesinde dünyayı anlamanın akılla olmayacağını belirterek tezatlık oluşturulmuştur.
2. Etkinlik:
Ziya Paşa’nın Terkibibenti: Şiirin birimleri beyittir. Kafiye ve redifler vardır. Bu birimler birleşerek temayı ortaya çıkarır.

Terkibibentin Yapısal Özellikleri:
a) bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir.
b) Her bent sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur.
c) Bent sayısı 5-10 arasındadır
d) Genellikle talihten şikayet dini tasavvufi ve felsefi konular işlenmiştir.
Bu yapısal özellikler divan şiirinin ana damarıdır. Yukarıda ki eserlerde bu özellikleri yapılarında barındırmaktadırlar.
4- 9. Beyit hariç diğer beyitler bir şekilde sosyal yapı ve tarihi değerler ile ilişkilidir.
5- Tema: bu dünyanın insanları sınamak için yaratılmış olduğu ve akılla bu dünyanın tam anlamıyla kavranamayacağıdır. Şiirin yazıldığı dönemde bazı şairler iki arada bir derede kalmışlardır. Eski ile yeni çatışması içine düşmüşlerdir. Bu yüzden bazı şairler hak adalet hürriyet gibi kavramlar üzerine şiir yazarken bazıları da bu şekilde felsefi konularda şiirler yazarak eski geleneği devam ettirmeye çalışmışlardır.
6- Ziya Paşa terkibibentinde tasavvufi bir konuyu işlemiştir. Bu dünyanın insanı sınamak için yaratıldığını ve insanın sadece kalbiyle anlayabileceğini belirtmiştir. Bağdatlı Ruhi ise aşk temasını işlemiştir. Bu yüzden iki eser arasında büyük farklılıklar vardır.
7- Ziya Paşanın terkibibentinin teması günümüzde de geçerli olabilir. Şair aklı kullanarak bu dünyanın anlaşılamayacağını belirtmiştir. Bu kuram günümüzde de geçerlidir. Akıl bazı şeyleri kavrayabilir. Bu yüzden akıl günümüzde ne kadar önemli görünse de kalple birleşmeden pek bir anlam ifade etmez.
8- ilk beyitte insanların birbirlerini kıskanmalarından bahsedilmiştir. Cahil insanlar yarasaya benzetilmiş ve bu kişilerin bilgili ve olgun kişileri kıskandıkları söylenmiştir. Akıllı insanlar ise ışığa benzetilerek bu kişilerin çevrelerini aydınlattıkları belirtilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde Osmanlı Devletinde cahil insanlar önemli yerleri işgal ettikleri için yazar devlet büyüklerine atıfta bulunmuştur. İkinci beyitte akıl iyi ile kötüyü tartan bir teraziye benzetilmiştir. Beyin şeklen de vücudun en ufak organlarından olmasına rağmen yaptığı iş boyutuyla tamamıyla ters orantılıdır. İnsan dünyayı aklıyla kavrar o olmadan ceza ve mükafat sisteminin tamamen dışında kalır şair dünyayı anlamanın ne kadar zor olduğunu belirtmek için anlamı terazide tartılamayacak kadar ağır bir varlık gibi düşünerek somutlaştırmıştır. İnsan dünyayı akılla kavramaya çalışırken bile dünyanın kavranamayacağını anlatarak beyitin anlamını tasavvufi yoruma açık hale getirmiştir.
3.Etkinlik: Ziya Paşanın metni tasavvufi ve felsefi bir anlama sahiptir Bağdatlı ruhinin metni daha çok aşk konusuyla ilgilidir.
� İki metinde de kafiye redif söz sanatları gibi ahenk unsurları görülmektedir.
� İki metnin de nazım birimleri aynıdır
� İki metinde devrin zihniyetini yansıtan ifadelere rastlanılmaktadır.
o 2. Grup Sadullah paşanın manzumesi zihniyet bakımından bu metinlerden çok farklıdır.
Bu manzume batı zihniyetinin değerlerini yüceltmek eskinin düşünce sisteminin çarpıklıklarını ortaya çıkarmak için yazılmıştır.
Diğer metinler eskiyi eskinin dünya ve aşk anlayışlarını yansıtmaktadır.
Ziya Paşa dünyanın gidişatıyla ilgili kötümser Sadullah Paşa iyimserdir.
9- Ziya Paşanın terkibibenti hayatın muammasını tezadını ortaya koyar. Şair dünyayı anlamak için kendince bir sürü yorum yapar onun bu yorumları kendisini rahata ulaştırmaz. Şair dünyanın bu kötü durumu karşısında şaşkın bir halde değer verdiği aklında işe yaramayacağını fark ederek varlıkları inceleyen ona hayret eden bir aciziyette kendini konumlkandırmıştır.
10- Ziya paşa hakkında gerekli olan bilgi internet ortamında zaten mevcuttur.

Sayfa :35

1.Etkinlik:
Tanzimat Edebiyatında genellikle Kaside nazım biçimi kullanılmıştır. Kasidenin özellikleri:
– Klasik Türk Edebiyatı nazım biçimidir.
– Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılırlar.
– Aruz ölçüsüyle yazılır.
– Nazım birimi beyittir.
– En az 31 en fazla 99 beyitten oluşur.
– Altı bölümden oluşur.
– Kafiye düzeni: aa ba ca şeklindedir.

2.Etkinlik:
17. ve 18. Yüzyıllarda Avrupada sanat felsefe ve siyaset alanında devrimci gelişmelere yol açan düşünce akımıdır.
Aydınlanma insanın kendi aklı ve deneyimleri ile geleneksel görüşler ve ön yargılardan kurtulmak ve akla dayanarak dünyayı kavramak düzenlemeye çalışmaktır. Bu anlamda Aydınlanma Çağı insan aklının bağımsız olması gerektiği düşüncesine dayanır. Öyleyse benimsenmesi gereken tavır inanmak değil bilmek olmalıdır.
Bu genel belirlemeden anlaşıldığı üzere burada sorgulanmak istenen insan varlığının anlamı ve bu Dünya’daki yeridir. Nitekim Aydınlanma’nın gelenekselleşmiş bir tanımını veren Kant’a göre Aydınlanma insanın kendi kusurları sonucu düşmüş olduğu olumsuz durumdan yine kendi aklını kullanmak suretiyle çıkma çabasıdır. Gerçekte insan içinde bulunduğu olumsuz duruma aklın kendisi yüzünden değil ama onu gerektiği gibi kullanmayı bilmemesi yüzünden düşmüştür. Bu yönüyle Aydınlanma’nın Ortaçağ düşüncesine ve yaşam anlayışına karşıt bir dünya görüşü olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
Aydınlanma’nın temel özelliklerinden birisi de doğa ile akıl arasında bir uygunluk olduğunu ve akılsal yapıda olan bu doğayı aklın rahatlıkla kavrayabileceğidir.
a. Doğa ve Bilgi Felsefesi
Bu dönemde bilginin doğasına ilişkin tartışmalar yoğunlaşmış ve Tümevarım Yöntemi Hume tarafından sorgulanmıştır. Fransız ansiklopedistlerinden D’Alembert ve Diderot gibi araştırmacılar Rönesans’tan bu yana üretilen yeni bilimsel bilgi birikimini Ansiklopedi adlı yapıtta bir araya getirmeye çalışmışlardır.
b. Matematik
Bu dönemde Euler ve Lagrange integral ve diferansiyel hesabına ilişkin on yedinci yüzyılda başlayan çalışmaları sürdürmüş ve bu çalışmaların gök mekaniğine uygulanması sonucunda fizik ve astronomi alanlarında büyük bir atılım gerçekleştirilmiştir. Mesela Lagrange Üç Cisim Problemi’nin ilk özel çözümlerini vermiştir.
Leonardo da Vinci
Rönesans’ın habercilerinin başında gelen Leonardo da Vinci (1452-1519) sistematik bir eğitim görmemiş olmasına karşın bilgi dağarcığını iyi geliştirmiş ve bilim ve teknolojiye önemli katkılarda bulunmuş ansiklopedik nitelikte bir bilim adamıdır. Leonardo öncelikle bir ressam olarak ad yapmıştır; onun muhteşem yapıtları bazı kiliselerin duvarlarını; günümüzdeki önemli müzeleri süslemektedir. Ancak resim çalışmalarını sağlıklı bir şekilde yürütebilmek için bir seri anatomi ve perspektif çalışmaları yapmak ihtiyacını hissetmiştir. Bu çalışmalardan perspektifle ilgili olanını Leon Battista Alberti ve Pietro della Francesco gibi devrinin matematikçileriyle birlikte yürütmüştür. Bunlardan Francesco matematiğin yanı sıra resimle de ilgilenmiştir.
Diğer yandan Leonardo yapı bilgisine gereksinme duymuş ve başta insan yapısı olmak üzere bazı canlı yapıları kapsayan bir anatomi çalışması yürütmüştür. Bu çalışmalarında enjeksiyon tekniğini uygulayarak yani dokular arasına kısa zamanda donan bir maddeyi zerk ederek yapıyı tespit edip onu en ince ayrıntısına kadar en doğru şekilde belirlemeye çalışmıştır. Bu gayretleri sonucunda özellikle kalp mide muhtelif damarlar ve kasların yapısını günümüze uygun olarak belirlemeyi başarmıştır. Kalbin kapakçıkları ve hareketi üzerinde dikkatini yoğunlaştırarak kalbin adeta bir tulumba şeklinde çalıştığını belirtmiştir.
Leonardo anatomi çalışmalarını karşılaştırmalı olarak yürütmüş insanın anatomik yapısı ile muhtelif hayvanların anatomik yapılarını karşılaştırmıştır. Bunlardan biri de atların bacak ve ayak kemikleri ile insanınki arasında yaptığı ilginç ve günümüzde de doğru olarak kabul edilen karşılaştırmasıdır. Teknoloji ile ilgili olarak bazı projeler geliştiren Leonardo kuşların kanat ve kas yapısından hareketle insanların da belli bir düzenek sayesinde uçabileceği anlayışını geliştirmiş ve bu yolda bazı araştırmalar yapmıştır. Aynı şekilde balıklar gibi insanların da denizin altında yaşayabileceğini varsayan Leonardo’nun ilk denizaltı projelerini geliştirdiği görülmektedir.
Leonardo bir ressam bir bilim adamı ve bir mühendistir; ancak o günlerde yaygın olarak kabul gören hümanizm görüşünü de desteklemiş ve klasik Yunan düşünürlerinin ve yazarlarının yeniden incelenmesi ve benimsenmesi gerektiğini hararetle savunmuştur. Ona göre bilim adamları tıpkı Aristoteles ve Platon gibi kendi düşüncelerini hiçbir etki altında kalmadan geliştirmeli ve savunmalıdır.
On altıncı yüzyıl bilimlerde otoritelerin yıkıldığı bir dönemdir; astronomide Batlamyus sistemi yıkılırken tıpta Galen otoritesi son bulmuştur.
c. Astronomi
Yakın dönem astronomi çalışmalarının genellikle üç alanda yoğunlaştığı görülmektedir:
1. Özellikle Herchell ve Halley’in yapmış oldukları gözlemler sonucunda Güneş sistemine ilişkin gözlemsel veriler artmıştır.
2. Astronominin kuramsal yönünü oluşturan ve elde edilen gözlemsel verileri değerlendirerek gökcisimlerinin hareketlerinin matematiksel açıklamasını veren dinamik astronomi gelişmiştir. Mesela Laplace Güneş sistemindeki bütün gezegenlerin hareketlerinin matematiksel olarak gösterilebileceğini öne sürmüştür.
3. Fizik ve kimya alanlarında yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda yıldızların yapısını inceleyen astrofizik ve evrenin yapısını inceleyen kozmoloji gibi yeni bilim alanları ortaya çıkmıştır. Özellikle astrofizikte Frounhofer ve Kirchoff’un kozmolojide ise Kant ve Laplace’ın yapmış olduğu araştırmalar çığır açıcı niteliktedir.
d. Fizik
Bu dönemdeki fizik araştırmalarının özellikle elektrik konusunda yoğunlaştığı ve Gilbert ve Otto von Guericke’in ardından Du Fay Franklin Cavendish Coulomb Galvani Ampere ve Volta’nın çalışmaları sonucunda elektriğin bağımsız bir fizik dalı olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
Ayrıca ses ışık ısı ve enerjinin doğasını açıklamaya yönelik çalışmalar yoğunlaşmış ve bu fiziksel varlıklar arasındaki ilişkiler matematiksel olarak gösterilmiştir.

Dalton kimyasal tepkimeleri açıklamak için Atom Kuramı’nı Young ise ışığa ilişkin çağdaş Dalga Kuramı’nı geliştirmiştir.
f. Biyoloji
Bu dönemde doğa bilimlerinden botanik ve zooloji alanlarındaki çalışmalar gelişmiş ve özellikle Darwin’in dedesi Erasmus Darwin ve Lamarck’ın yapmış olduğu araştırmalar sonucunda yeni bitki ve hayvan türlerinin oluşumunu açıklamaya yönelik Evrim Kuramı’nın temelleri atılmıştır.
g. Coğrafya
Bu dönemde on beşinci yüzyılda başlayan coğrafî keşifler Cook ‘un özellikle Antarktika ve Dünya’nın diğer bölgelerine yapmış olduğu gezilerle tamamlanmıştır.
h. Teknik
Bu dönemde Sanayi Devrimi’nin temelleri atılmış ve bu sayede üretime makinalar hakim olmaya başlamıştır. Deniz ve kara araçlarının yanı sıra hava araçları da geliştirilmiştir. Montgolfier Kardeşler’in bu alandaki çalışmaları sonucunda havacılığa ve uzay çalışmalarına giden yol açılmıştır.
Kimyanın gelişmesine bağlı olarak madencilik ve metalürji sanayi de ilerlemiş ve üretim biçimi ve buna bağlı olarak ürün verimi köklü bir değişim geçirmiştir. Ayrıca tarımda da sanayileşme sürecine girilmiştir.
3 Etkinlik
Klasisizm:– Akıl sağduyu gerçek tabiat temeline dayanır.
– Ferdi değil evrenseldir
– Eski yunan ve Latin sanatkarlarını eserlerini örnek alır
– Kuralcıdır kurallara bağlıdır
– Zevk vererek eğitmeyi amaçlar yüce değerlere ulaştırmak erdemli ahlaklı olmak
– Eserlerde bütünlük ve mükemmellik aranır
– Milli bir dil kullanılır. Bu dil seçkin kişilerin kullandığı dildir.
– Konudan çok konunun işlenişine önem verilir.
– Yalnız seçkin olgun kişiler ele alınır.
– İnsan dışındaki her şey ihmal edilmiştir.
Romantizm:– Romantizm hürriyetçidir kural tanımaz her türlü doğmatik düşünceye karşıdır
– Ferdidir. İnsanı aklı ve duygularıyla bir bütün olarak görür insanı yüceltir.
– Akıldan çok hayal duguları ön plana çıkar
– Melankoli hüzün ve kötümserlik hakimdir.
– Liriktir duygusaldır.
– Tabiata yönelme tabiat tasvirleri önemli yer tutar.
– Milli ve mahalli değerleri evrenselden üstün tutar.
– Tasvire geniş yer verirler
– Dünlük herkesin konuştuğu bir dil kullanmak önemlidir suni ve süslü anlatıma karşıdırlar.
– Sanatçılar eserlerde kendi kişiliklerini gizlemezler.
– Klasisizme tepki olarak ortaya çıkmıştır.
4. Etkinlik:
Namık Kemal
Türk milliyetçiliğinin öncülerinden Genç Osmanlı hareketi mensubu ünlü yazar ve şairdir. Özellikle “İntibah” isimli romanı ve “Vatan Yahut Silistre” isimli tiyatro oyunu ile tanınır. Asıl adı Mehmed Kemal’dir.
1888’de mutasarrıflıkla sürgüne gönderildiği Sakız Adası’nda vefat etmiş Türk Edebiyatında öncü niteliği bulunan şair ve tiyatro yazarıdır. “Vatan şairi” olarak da anılır

Yaşamı Namık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey’dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa’nın yanında Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul’a babasının yanına döndü.
1863’te Babıali Tercüme Odası’na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865’te kurulan ve daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867’de kapatıldı.
Namık Kemal İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Erzurum’a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Ziya Paşa’yla birlikte Paris’e kaçtı. Bir süre sonra Londra’ya geçerek M. Fazıl Paşa’nın parasal desteğiyle Ali Suavi’nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi’yle anlaşamaması üzerine Muhbir’den ayrıldı. 1868’de gene M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar sonucu Avrupa’da desteksiz kalınca 1870’te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa’nın çağrısı üzerine İstanbul’a döndü.
Nuri Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872’de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay süreyle kapatıldı. Namık Kemal gene İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu 1873’te Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul’a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgüne gönderildi.
1876’da I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi’yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid’in Meclis-i Mebusan’ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası’na sürüldü. 1879’da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884’te Rodos 1887’de Sakız Adası’na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu’da Bolayır’da gömüldü.
Edebi kişiliği
Namık Kemal ilk şiirlerini çocuk denecek yaşlarda yazmaya başlamıştır. İstanbul’a geldikten sonra eski ve yeni kuşaktan şairlerin bir araya gelerek kurdukları Encümen-i Şuârâ’ya ve kimi Divan şairlerine nazireler yazmıştır. Şinasi’yle tanışıncaya değin şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilenmiştir. Şinasi’yle tanışmasından sonra şiirlerindeki içerik de değişmiştir.
Günlük konuşma dilinden alıntıların yanı sıra o zamana değin geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan “hürriyet kavgası” “esaret zinciri” “vatan” “kalb-i millet” gibi yepyeni kavramlarla birlikte doğrudan doğruya düşüncenin aktarılmasını amaçlayan bir tür “manzum nesir” oluşturmuştur. Bosna-Hersek Savaşları 93 Harbi gibi olayların yarattığı sonuçlar onun yazdığı vatan şiirlerini etkilemiştir. Bu şiirlerin en tanınmışları arasında “Vâveyla” “Vatan Mersiyesi” “Vatan Şarkısı” ve “Hürriyet Kasidesi” yer alır. Namık Kemal şiirleriyle şiir tekniğine büyük bir katkıda bulunmuş sayılmazsa da o günler için alışılmamış diri bir sesle konuşmuş olması ve yapıtlarına kattığı yeni kavramlarla Türk şiirini
Divan şiirinin edilgen edasından kurtarmıştır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına yol açmıştır.
Tiyatro türüne özellikle önem veren Namık Kemal altı oyun yazmıştır. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistire yalnız ülke için değil Avrupa’da da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir. Magosa’dayken yazdığı Gülnihal’de baskıya ve zulme karşı duyduğu tepkiyi dramatik bir biçimde dile getirmiştir. Oyunun sahnelenmesinde pek çok bölüm sansür tarafından çıkarılmıştır.
Namık Kemal yine Magosa’da yazdığı Akif Bey’de yurtsever bir deniz subayının göreve koştuğu sırada karısının kendisine bağlılık göstermeyişini anlatırken ahlaksal bir yorum da getirir. Zavallı Çocuk’ta görücü yoluyla evlenmeye karşı çıkar. On beş per****k Celaleddin Harzemşah Namık Kemal’in en beğendiği yapıtı olarak bilinir. Oyun Moğollar’a karşı İslam dünyasını koruyan Celaleddin Harzemşah’ın kişiliği çevresinde gelişir. Bu eserde Namık Kemal İslam birliği düşüncesini kapsamlı bir biçimde sergilemiştir. Namık Kemal’in ilk romanı olan “İntibah” 1876’da yayımlanmıştır. Ruhsal çözümlemelerinin bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Namık Kemal’in bu romanda yüksek bir edebi düzey tutturamadığı görüşünde birleşirler.
Dört yıl sonra yayımladığı “Cezmi” tarihsel bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Giray’ın yaşadığı aşk ve Cezmi’nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda Namık Kemal’in tam anlamıyla Avrupa Romantizmi’nin etkisinde olduğu izlenir. Namık Kemal’in yaşamı boyunca ilgi duyduğu alanlardan birisi de tarihtir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerini anlattığı Devr-i İstila yayımlandığında büyük ilgi görmüştür. 1872’de çıkan Evrak-ı Parişan’da Selahaddin Eyyubi Fatih gibi tarihi kişilikleri Barika-i Zafer’de İstanbul’un alınışını anlatır.
Ahmed Nâfiz takma adıyla yayımladığı Silistire Muhasarası ve Kanije yine Osmanlı tarihine ilişkin kahramanlık olaylarını ele alan kitaplardır. Namık Kemal’in tarih konusunda en kapsamlı çalışması olan Osmanlı Tarihi’nde Hammer’in etkisinde kaldığı yapıtın bilimsel olmaktan çok eğitici değer taşıdığı konusunda görüşler ileri sürülmüştür. Yarım kalan bu yapıtın ilk basımı II. Abdülhamid tarafından yasaklanmıştır. 1975’te yayımlanan Büyük İslam Tarihi adlı yapıtındaysa Namık Kemal İbn Haldun İbn Rüşd gibi yazarlardan yararlanmış olduğunu belirtmiştir. Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur.
En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip’dir. Eleştirilerinde canlı dolaysız bir üslup kullanmıştır. Tahrib-i Harâbât Ziya Paşa’nın Harâbât adlı güldestesine karşı yazılmış sert bir eleştiri niteliğindedir. Takip de yine aynı güldestenin ikinci cildini eleştirir. Mukaddeme-i Celal eleştirisinde Namık Kemal Batı edebiyatı ile Doğu edebiyatını karşılaştırmış tiyatro roman türleri üstünde durmuştur. Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat sanat dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadardır. Bunlarda düzyazıdaki üstün yeteneğini ortaya koyduğu ve çok etkili bir üslup oluşturduğu kabul edilir.
Siyasi görüşleri
1868 yılında Hürriyet adlı gazetede yayınlanan bir makalesinde Namık Kemal İslam’ın başlangıç dönemlerinde bir çeşit cumhuriyet olduğunu ve eğer halkın egemenliği ilkesi kabul edilirse kimsenin bir cumhuriyet yönetimi kurulmasına karşı gelme hakkı olmayacağını yazmıştı. [1]
Sanatsal özellikleri
* Tanzimat döneminin en önemli düşünce sanat ve siyaset adamıdır.
* �Toplum için sanat� anlayışı benimsemiştir. Sanatı toplumun Batılılaşması için bir araç olarak kullanmıştır.
* Eserlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmayı amaçlamıştır.
* Divan edebiyatının süslü-sanatlı düz yazısı yerine belli bir düşünceyi iletmeyi amaçlayan yeni bir düzyazıyı kullanmıştır.
* Eserlerinde noktalama işaretlerini kullanmıştır.
* Gençliğinde Divan Edebiyatı tarzında şiirler yazmış Avrupa�ya gittikten sonra yeni edebiyatı benimsemiş ve o yolda ürünler vermiştir.
* Namık Kemal Fransız edebiyatını örnek almış; klasizmin ve romantizmin etkisinde kalmıştır.
* Şiirleri biçim bakımından eski konu bakımından yenidir. Yurt ulus özgürlük gibi konuları işlemiştir.
* Ayrıca şiirlerinde mücadeleci tipte bir insan yaratmıştır.
* Tiyatroyu �eğlencelerin en faydalısı� olarak nitelemiş halkın eğitilmesinde okul gibi görmüş sahne dili ve tekniği yönünden başarılı yapıtlar vermiştir.
Ziya Paşa
Hayatı1825’te İstanbul’da doğdu. Galata Gümrüğü’nde katiplik yapan Erzurum’un İspir ilçesinden Ferideddin Efendi’nin oğludur. Bayezit Rüşdiyesi’ni bitirdi. Özel derslerle Arapça ve Farsça öğrendi. Bir süre Sadaret Mektub-i Kalemi’nde çalıştı. 1855’te Mustafa Raşid Paşa aracılığıyla sarayda Mabeyn Katipliği’ne atandı. Bu sırada Fransızca öğrendi. Ali Paşa sadrazam olunca saraydan uzaklaştırıldı.
1861’de Kıbrıs 1863’te Amasya Mutasarrıfı ve Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye üyesi oldu. 1865’te Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katıldı. Yeniden Kıbrıs’a atanınca 1867’de Namık Kemal ile birlikte Londra’ya kaçtı. Birlikte Yeni Osmanlılar’ın yayın organı olan Hürriyet gazetesini yayınladılar. Namık Kemal’in ayrılmasından sonra gazetenin sorumluluğunu üstlendi. 1870’te Cenevre’ye gitti. Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1871’de İstanbul’a döndü.
1872-1876 arasında Şurayı Devlet üyeliği ve maarif müsteşarlığı yaptı. Anayasayı hazırlayan Kanun-i Esasi adlı kurumda görevlendirildi. 1’inci Meşrutiyet’in ilanından sonra 1877’de vezir rütbesiyle önce Suriye Valiliği’ne ardından Adana Valiliği’ne atandı. 17 Mayıs 1880’de Adana’da yaşamını yitirdi.Paris’te bulunduğu yıllarda çeviriler de yapmıştır.
Ziya Paşa Namık Kemal ve Şinasi’yle birlikte Tanzimat’la başlayan Batılılaşma hareketinin etkisinde gelişen Batılılaşma Dönemi Türk edebiyatının ilk aşamasını oluşturan üç yazardan biridir. Padişaha ve Reşid Paşa’ya kasideler yazmıştır. 1859’da yazdığı “Tercî-i Bend” şiiriyle tanınmıştır. Hece ile yazılmış birkaç şarkısı dışında Divan şiiri geleneğine bağlı kalmıştır.
Eserlerinin Özellikleri
Eserlerinde 2. Abdülhamit yönetimine karşı özgürlükleri ve meşrutiyeti savundu. Batılılaşma yanlısı yenilikçi Tanzimat Edebiyatı’nın öncüleri arasında yer aldı. Namık Kemal ve Şinasi ile birlikte yeni Türk edebiyatının temellerini attı. Türk edebiyatının kendi geleneğine sahip çıkmasını istedi şiir ve yazı dilinin halkın dili olması gerektiğini savundu. Şiirlerinde divan şiir biçimlerini kullandı ama içerikte hak adalet uygarlık hürriyet gibi temaları işledi. “Terci-i Bend” ve “Terkîb-i Bend” isimli iki şiirinde ise insanın yargısı ve gerçeği kavramanın olanaksızlığı Tanrı’nın mutlak egemenliği gibi metafizik konular üzerinde durdu. 1874-1875’te Arap Fars ve Türk şairlerin şiirlerini “Harabat” adlı 3 ciltlik ansiklopedide topladı.

Abdülhak Hamit Tarhan
Tanzimat döneminde batı tesirlerini Türk şiirine sokan şair tiyatro yazarı ve diplomat. 5 Şubat 1851�de İstanbul�da doğdu. Babası dedesi ve soyu ilim aleminde isim yapmış şahsiyetlerdi. Dedesi Abdülhak Molla İkinci Mahmud ile Abdülmecid Hanın hekimliğini yapmış şiir ve tarihle uğraşmıştı. Babası Hayrullah Efendi ise meşhur bir tarihçi ve diplomattı.
Abdülhak Hamid ilk tahsiline Evliya Hoca Behaeddin ve Hoca Tahsin Efendi gibi özel hocaların huzurunda başladı. Özellikle Hoca Tahsin Efendinin Abdülhak Hamid üzerindeki etkisi büyüktür Daha sonra Bebek Köşk Kapısındaki mahalle mektebi ile Rumelihisar Rüşdiyesine kısa süre devam etti. Ailesi tarafından Paris�te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris�e gitti. Orada özel bir koleje başladı. Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 15 sene tahsilden sonra yanlarına gelen babası ile İstanbul�a döndü. İstanbul�da Fransız mektebine başladı ve Fransızcasını ilerletmek için Babı ali�de tercüme odasına girdi. On dört yaşlarındayken Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran�a gitti ve 15 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867�de vefatı üzerine İstanbul�a döndü.
İstanbul�a döndükten sonra önce Maliye mektubi daha sonra sadaret kaleminde vazife yapan Abdülhak Hamid buralarda Ebüzziya Tevfik ve Recaizade Mahmud Ekrem’le tanıştı. Sami Paşa�dan Hafız Divanı�nı okudu. Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebeb olan Fatma Hanımla evlendi. 1876 senesinde hariciye mesleğini seçen Abdülhak Hamid Paris Sefareti ikinci katibliğine tayin edildi ve iki buçuk sene vazife yaptı. Bu arada Fransız edebiyatını yakından tanıma fırsatını buldu. Paris dönüşü bir süre açıkta kalan Abdülhak Hamid 1881�de Poti 1882�de Golos bir sene sonra da Bombay başşehbenderliklerine tayin edildi. Bombay�da üç sene kaldı. Eşi Fatma Hanımın rahatsızlığının artması üzerine İstanbul�a dönmek için yola çıktı ise de Fatma Hanım Beyrut�ta vefat etti.
Abdülhak Hamid Bombay dönüşünde Londra elçiliği başkatipliğine tayin edildi. Fakat Zeynep isimli manzum piyesi yüzünden vazifeden alındı. Bir süre boşta gezdikten sonra edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine tekrar Londra�daki eski görevine gönderildi. Bu gidişinde İngiliz olan Nelly Hanım ile evlendi. 1895 senesinde Lahey büyükelçiliğine iki sene sonra tekrar Londra elçiliği müsteşarlığına tayin edildi. Hanımının rahatsızlanması üzerine 1900�de İstanbul�a dönen Abdülhak Hamid 1906�ya kadar İstanbul�da kaldı. 1906�da Brüksel büyükelçiliğine tayin edildi. 1911�de hanımı Nelly�nin ölümü üzerine Belçikalı Lüsyen Lucienne Hanım ile evlendi. Balkan savaşları sırasında kabine tarafından azledilince İstanbul�a döndü. Maarif nezareti teklif edildi ise de kabul etmedi. Bir süre açıkta kaldıktan sonra ayan üyeliğinde bulundu. Mütareke yıllarında Viyana�ya gitti. Burada sıkıntılı günler geçirdi. Cumhuriyetin ilanından sonra anavatana döndü. 1928 senesinde İstanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar mebus olarak kaldı. Kendisine vatana üstün hizmet fonundan maaş bağlandı. Ayrıca belediye de dayalı döşeli bir apartman dairesi verdi. 12 Nisan 1937�de İstanbul�da öldü. Mezarı Zincirlikuyu�dadır.
Abdülhak Hamid Tanzimat sonrası bütün edebi ve siyasi devirleri yaşamış bir şairdir. Tanzimatı meşrutiyetleri ve cumhuriyeti görmüştür. Bu devirlerdeki Tanzimat Servet-i Fünun Edebiyat-ı Cedide Milli Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıdı. Ayrıca uzun seneler doğuda ve batıda diplomat olarak bulunması her iki edebiyatı tanımasına sebep oldu. Bu sebeple Türk şiirine batıdan yeni konular serbest düşünce ve şekiller getirdi. İlk başlarda Tanzimat ekolünün tesirinde kalmış sonra batıyı tanıyınca klasik edebiyattan ayrılarak batı tekniği ile eser vermiştir. Edebiyatımızın yeni bir çehre kazanmasında Recaizade Ekrem daha çok teorik yönünü işlerken Hamid yazdıklarıyla bunu uygulamıştır. Eserlerinde batı edebiyatından bilhassa Shakespeare ve Victor Hugo�nun tesirleri açıkça görülür. Şiirlerindeki başlıca konu romantik ve felsefi düşünceler ölüm duyguları ve insan kaderi hakkındadır. Şiirlerinde pekçok yabancı kelime vardır. Batı yazarlarından etkilenerek yazdığı dramalar Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Kendisine son zamanlarda Şair-i azam (en büyük şair) ünvanı verilmiştir.
ESERLERİAbdülhak Hamid�in eserleri iki grupta toplanmaktadır:
Şiirleri: Makber **ü (1885) ***** (1885) Bala�dan Bir Ses (1911) Validem (1913) Yadigar-ı Harb (1913) İlham-ı Vatan (1918) Tayflar Geçidi (1919) Garam (1919) Yabancı Dostlar (1924).
Tiyatroları: Hamid�in tiyatroları mensur ve manzum olmak üzere iki kısımdır. Mensur tiyatroları: Macera-ı Aşk (1873) Sabrü Sebat (1875) İçli Kız (1875) Duhter-i Hindu (1876) Tarık yahut Endülüs�ün Fethi (1879) İbn-i Musa (1880) Finten (1898). Manzum tiyatroları: Nesteren (1878) Tezer (1880) Eşber (1880) Sardanapal (1908) Liberte (1913).

Sayfa 36

Hazırlık Çalışmaları
1) Kaside:
a. Klasik Türk Edebiyatı nazım biçimidir.
b. Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılırlar
c. Aruz ölçüsüyle yazılmıştır.
d. Nazım birimi beyittir
e. En az 31 en fazla 99 beyitten oluşur.
f. Altı bölümden oluşur
g. Kafiye düzeni aa ba ca da şeklindedir
2) Hayır olamaz. Çünkü bir insanın bilmediği bir şey hakkında bişeyler yazması imkansız gibi bişeydir. Robot teknolojileri 1960�lardan sonra geliştirilmeye başlandığı için robot şiiri kesinlikle 1870-1920 yıllarına ait olamaz.
3) Bu dönemin nasıl ortaya çıktığını hangi olayların etkili olduğundan bahsedere söze başlardım. Bu dönemde yazılan şiirlerden örnekler verir dönem şiirinin özelliklerini çıkarmaya çalışırdım.

Sayfa 38:

Sorular
1) Şair bu tür ses benzerlikleriyle şiirde ahengi yakalamaya çalışmış başarılıda olmuştur. Tekrar eden �-den� sesleri redif �-et� sesleri kafiyedir.
Bu kelimeler şiire kendine özgü bir söyleyiş ve ritim katmıştır. Bu kelimelerde ki ünlü harflerin uzun okunması gerektiği şiirde söyleyiş tarzı ve ses değerlerinin birlikte düşünüldüğünü göstermektedir. Bu şekilde kullanımla birlikte şiirin ahenginin; ses akışı söyleyiş ve ritim ile sağlandığı söylenebilir.
2) Nedim bir Divan Edebiyatı şairidir. Yaşadığı döneme bakılacak olursa kullandığı dilin daha ağır ve süslü olduğu görülebilir. Bununla birlikte Divan Edebiyatında kasideler devlet büyüklerini övmek için yazılan şiirlerdir. Hürriyet Kaside�sinde ise vatan millet eşitlik konuları işlenmiştir. Dili daha sade ve sanatsızdır. Ayrıca teması gereği daha coşkulu bir anlatıma sahiptir.

1.Metin(Sayfa=38)

1)a-)Her beytin ikinci dizesinin -etten sesleri ile bitmesi şiirin ahengini sağlayan unsurlardır.
b-)Verilen kelimeler uzun ses değerine sahip kelimelerdir.Bu kelimelerin kısa ses gibi okunması şiirin ahenginin bozulmasına sebep olur.

2)a-)Hürriyet kasidesi ile Nef’i’nin kasidesi söyleyiş tarzı bakımından farklıdır.Çünkü Hürriyet kasidesinde hürriyetNef’i’nin kasidesinde ise Murat Han’ın övgüsü işlenmiştir.Temaların farklı olması söyleyiş tarzının da farklı olmasına sebep olmaktadır.
b-)Nef’i’nin kasidesi dönemin kaside geleneğidevlet büyüklerini övme geleneği ve döneminde yapılan bahar eğlenceleri geleneğini yansıtmaktadır.
Hürriyet kasidesi’nde Hürriyetten bahsedilmesidönemin yönetiminin eleştirilmesi ve nazım şekli aynı kalmakla birlikte kasidenin içeriğinin değiştirilmesi açısından dönemin edebisiyasi ve sosyal özellikleriyle ilişkilidir.

3)a-)Yerlerinin değiştirilmesi şiirin akışını ve anlamını bozmamaktadır.Çünkü kasidede her birim kendi içinde anlamlıdır.Diğer birimlere sarkmadan anlamaynı birim içinda başlar ve biter.
b-)Anlamlı bir bütün haline getiren unsur ”Hürriyet” temasıdır.

4)a-)Hürriyet kasidesi’nin Yapı Özellikleri
-31 beyitten oluşmuştur.
-aa/ba/ca……. şeklinde kafiye düzenine sahiptir.
-Hürriyet teması işlenmiştir.
-Aruz ölçüsüyle yazılmıştır.
b-)Divan şiiri geleneğinin devam ettiğinibuna rağmen hürriyet gibi bir temanın işlenmesi nazım şeklinin içeriğinde bir yenilik yapıldığını göstermektedir.

5)Hürriyet kasidesi’ndeki”cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiratten”ifadesi tarihi bir değeri”mürüvvet-mend olan mazluma el çekmez i anetten””çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı re’y-i ümmmetten”ifadeleri de sosyal değerleri göstermektedir.

6. Tanzimat dönemi yeni değer ve kavramlarla yeni türlerin bir arada kullanıldığı bir dönemdir. Bu devirde başlatılan sosyal siyasi askerî ekonomik idarî yenilikler insanların dünya algısını da belli oranda etkilemiştir. Eskiden insanların hürriyetle ilgili bir sorunları yoktu. Ama devrin sosyal ve siyasi yapısının etkisiyle hürriyet üzerinde konuşmak değerli bir hal aldı. Bunun en önemli sebebi Avrupa�dan ithal edilen kavramlar değer yargılarıyla Osmanlı devletinin zor bir devirden geçmesidir. Devlet sa¬vaşlarda yeniliyor ekonomisi çok kötüye gidiyordu. Bu durumda yaşayan insanlar da ülkelerinin ba¬ğımsızlığını kaybedeceğinden korkuyorlardı. Şair de hürriyet’in bu devirde yaşayanlar için neden önemli olduğunu şiirinde anlatmaya çalışmıştır. Sonuç olarak bu şirin devrin gerçekliğini doğru bir biçimde yansıttığını söyleyebiliriz.

7. a.
Divan şiirinde işlenen temalar: Aşk tabiat güzellikleri din ve devlet büyüklerine övgü tasavvuf ve ahlak

Hürriyet Kasidesi’nin teması : Hürriyet sevgisidir.
Divan şiirinde işlenen temalar daha bireyseldir. Şairler toplumun sorunlarıyla ilgili çok fazla eser vermemişlerdir. Değişen çağla birlikte insanların sorunları da artmış ve değişmiştir. Osmanlı devleti 19. yüzyılda birçok sorunla baş etmeye çalışırken bireysel ve toplumsal sorunlar çığ gibi büyümüştür. Namık Kemal’in eseri de bu devirde yaşanan sorunların edebiyat eserlerine yansımış hâlidir.
b. Yenileşmeyle birlikte devlet karşısında bir halkı değil tek tek bireyleri muhatap olarak görme¬ye başlamıştı. Bunda Avrupa devletlerinin yaydığı fikir akımlarının etkisi büyük olmuştur. Artık insan¬lar toplumu değil de bireysel rahatını düşünmeye başlıyordu. Bu da bireyselliğin çiçeklenmesine top¬lumsal bağın kopmasına sebep olacaktı. Avrupalılar zenginlikleri oranında bencil bir bireyselliğe sa¬hipti. Başka bir devletin de zengin olması onların çıkarına değildi. Bu sebepten devletler arasında savaşlar bile çıkacaktı. Yenileşme döneminde işlenen temalarda “toplumsallık” ön plana çıkarılmıştır. Dağılan bir devleti bir arada tutabilecek en önemli harç tabii ki “toplumsal kenetlenme” olacaktı.

8. Hürriyete Doğru ve Hürriyet şiirlerinde “bireysel” bir hürriyet anlayışı hissedilmektedir. Şairler her ne kadar hürriyet sevgisinden bahsetseler de hürriyetin bir kişi için olan anlam ve öneminden bah¬setmektedirler. Hürriyet Kasidesi’ndeki “hürriyet” kavramı bireysel değil toplumsaldır. Şair sadece kendi hürriyetinden değil ortak değerler etrafında toplandıkları toplumun hürriyetinden söz etmektedir. Bu toplum için hürriyetin ne anlama geldiğini anlatmaktadır Namık Kemal.

10) tabLoya sırasıyla :
Hürriyet Vatan yolunda toprak olmak Hamiyyet kanıyla yoğrulmakGayret Cevher Vatan Sevgisi

7-)a-Hürriyet kasidesinin teması hürriyettir.Bu temadivan şiirinde işlenen temalardan döneminin gerçekliği yönüyle farklıdır.
b-)Namık Kemal’in divan şiirinden farklı olarak hürriyet temasını işlemesiTanzimat Dönemiyle birlikte ”birey’in” ön plana çıktığını göstermektedir.

😎Hürriyete doğru ve Hürriyet adlı şiirlerdeki hürriyet temasışiirin bütününe yayılarak işlenmiştir.Hürriyet Kasidesi’nde isehürriyet teması birimler içinde işlenmiştir.

9-)”Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr u kıymetten” dizesi bir atasözü olması dolayısıyla ”irsal-i mesel” sanatı vardır.
”ittihad” ve ”ihtilaf”sözcüklerinde zıt anlamlı olmalarından dolayı ”tezat”sanatı ”çıkar asar-rahmet ihtilaf-ı re’y-i ümmetten”dizesi Hz.Muhammed’e ait bir hadis olması dolayısıyla ”iktibas” sanatı vardır.

10-)Yeni Kavram İmgeler;HürriyetVatan-sevgiliVatan yolunda toprak olmakGayret-cevherHamiyyet kanıyla yoğrulmak.

13-)Namık Kemaledebiyat tarihlerinde de anıldığı gibi bir ”vatan şair”idir.Çünkü ömrünü bu uğurda harcamışeserlerini ”vatan”merkezine oturtmuştur.

14-)a-)Namık Kemaldöneminin yenilik yanlısı ve ilerici şahsiyetlerinden birisidir.Günlük konuşma dilinden yaptığı alıntıların yanısıraTürk şiirinde o zamana kadar görülmemiş hürriyetesaretvatankalb-i millet gibi kavram ve
temaları kullanmıştır.Düz yazılarında etkili bir üslup kullanmıştır.

sayfa 42-43;

1- Kafiye redif vs. eklemek uzun sürecek o yüzden bu soruyu size bırakıyorum.
2- Terkibent devrin söyleyiş tarzından çok farklıdır. Şiirin şekli ve dili tamamen eski şiir geleneğiyle ilgilidir. Tanzimat dönemi sanatçıları halkı eğitmek istedikleri için genel olarak halkın anlayacağı kelime ve ifadelere yer verirler. Bu şiirde şair tümüyle süslü ve sanatlı şiir dilini kullanmıştır.
3- Birimler birbirine beyitlerle bağlanmışlardır. Bu birimler bir araya gelerek şiirin temasını oluşturmaktadır. Şiirin bütün beyitlerinde neredeyse birbirine yakın anlamlar işlenmiştir. Sadece şiirin son dizesinde dünyayı anlamanın akılla olmayacağını belirterek tezatlık oluşturulmuştur.
2. Etkinlik:
Ziya Paşa�nın Terkibibenti: Şiirin birimleri beyittir. Kafiye ve redifler vardır. Bu birimler birleşerek temayı ortaya çıkarır.

Terkibibentin Yapısal Özellikleri:
a) bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir.
b) Her bent sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur.
c) Bent sayısı 5-10 arasındadır
d) Genellikle talihten şikayet dini tasavvufi ve felsefi konular işlenmiştir.
Bu yapısal özellikler divan şiirinin ana damarıdır. Yukarıda ki eserlerde bu özellikleri yapılarında barındırmaktadırlar.
4- 9. Beyit hariç diğer beyitler bir şekilde sosyal yapı ve tarihi değerler ile ilişkilidir.
5- Tema: bu dünyanın insanları sınamak için yaratılmış olduğu ve akılla bu dünyanın tam anlamıyla kavranamayacağıdır. Şiirin yazıldığı dönemde bazı şairler iki arada bir derede kalmışlardır. Eski ile yeni çatışması içine düşmüşlerdir. Bu yüzden bazı şairler hak adalet hürriyet gibi kavramlar üzerine şiir yazarken bazıları da bu şekilde felsefi konularda şiirler yazarak eski geleneği devam ettirmeye çalışmışlardır.
6- Ziya Paşa terkibibentinde tasavvufi bir konuyu işlemiştir. Bu dünyanın insanı sınamak için yaratıldığını ve insanın sadece kalbiyle anlayabileceğini belirtmiştir. Bağdatlı Ruhi ise aşk temasını işlemiştir. Bu yüzden iki eser arasında büyük farklılıklar vardır.
7- Ziya Paşanın terkibibentinin teması günümüzde de geçerli olabilir. Şair aklı kullanarak bu dünyanın anlaşılamayacağını belirtmiştir. Bu kuram günümüzde de geçerlidir. Akıl bazı şeyleri kavrayabilir. Bu yüzden akıl günümüzde ne kadar önemli görünse de kalple birleşmeden pek bir anlam ifade etmez.
8- ilk beyitte insanların birbirlerini kıskanmalarından bahsedilmiştir. Cahil insanlar yarasaya benzetilmiş ve bu kişilerin bilgili ve olgun kişileri kıskandıkları söylenmiştir. Akıllı insanlar ise ışığa benzetilerek bu kişilerin çevrelerini aydınlattıkları belirtilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde Osmanlı Devletinde cahil insanlar önemli yerleri işgal ettikleri için yazar devlet büyüklerine atıfta bulunmuştur. İkinci beyitte akıl iyi ile kötüyü tartan bir teraziye benzetilmiştir. Beyin şeklen de vücudun en ufak organlarından olmasına rağmen yaptığı iş boyutuyla tamamıyla ters orantılıdır. İnsan dünyayı aklıyla kavrar o olmadan ceza ve mükafat sisteminin tamamen dışında kalır şair dünyayı anlamanın ne kadar zor olduğunu belirtmek için anlamı terazide tartılamayacak kadar ağır bir varlık gibi düşünerek somutlaştırmıştır. İnsan dünyayı akılla kavramaya çalışırken bile dünyanın kavranamayacağını anlatarak beyitin anlamını tasavvufi yoruma açık hale getirmiştir.
3.Etkinlik:
� Ziya Paşanın metni tasavvufi ve felsefi bir anlama sahiptir Bağdatlı ruhinin metni daha çok aşk konusuyla ilgilidir.
� İki metinde de kafiye redif söz sanatları gibi ahenk unsurları görülmektedir.
� İki metnin de nazım birimleri aynıdır
� İki metinde devrin zihniyetini yansıtan ifadelere rastlanılmaktadır.
o 2. Grup
� Sadullah paşanın manzumesi zihniyet bakımından bu metinlerden çok farklıdır.
� Bu manzume batı zihniyetinin değerlerini yüceltmek eskinin düşünce sisteminin çarpıklıklarını ortaya çıkarmak için yazılmıştır.
� Diğer metinler eskiyi eskinin dünya ve aşk anlayışlarını yansıtmaktadır.
� Ziya Paşa dünyanın gidişatıyla ilgili kötümser Sadullah Paşa iyimserdir.
9- Ziya Paşanın terkibibenti hayatın muammasını tezadını ortaya koyar. Şair dünyayı anlamak için kendince bir sürü yorum yapar onun bu yorumları kendisini rahata ulaştırmaz. Şair dünyanın bu kötü durumu karşısında şaşkın bir halde değer verdiği aklında işe yaramayacağını fark ederek varlıkları inceleyen ona hayret eden bir aciziyette kendini konumlkandırmıştır.
10- Ziya paşa hakkında gerekli olan bilgi internet ortamında zaten mevcuttur.

sayfa 45

1.sorunun cevabı:ahenk kafiye redif ve ses olaylarıyla sağlanmaya çalışılmıştır.aliterasyon ve ses güzelliği aynı sessiz harflerin tekrarlanmasıyla meydana gelen ahenk unsurudur ve şiirde mevcuttur.ör;yürü her burc bin asr-ımücessemdirmübasildir. dizesinde vardır ”r”lerden kaynaklıdır.ritim:şiirde ritimi sağlamak için aruz ölçüsü kullanılmıştır.ses değeri yüksek seslerde kullanılarak bu perçemlenmiştir.
2.sorunun cevabı:hürriyet kasidesi toplumsal bir gereklilik üzerine inşa edilmiştir.şiir şekil özellikleri bakımından eski geleneği kıramamıştır.bu kaside ise kişisel bir konu işlemiş ve tamamen eski düzenden kurtulup yeni düzende yazılmıştır.iki şiir arsında ki bu fark edebi bakış açısı olarak şairlerin anlatış biçimlerinin farklı olmasına neden olmuştur.
3.soru A)abdülhak hamitin şiirde konu bütünlüğü yoktur bu yüzden kıta çıkarırsak bozulur.dağlar şarkı söyle şiirinde ise konu bütünlüğü vardır herhangi bir dörtlük çıkarırsak şiiri bozmaz birimsel özellikler bakımından kürs-i istiğrak ta birimler aruz ölçüsü ile yazılmışve ağır bir dil kullanılmıştır.dağlar şarkı söylede ise hece ölçüsüyle yazılmış olup ve sade bir dil kullanılmıştır.
B)bu şiirde birimler arsında geçiş görevini üstlenmiştir.bu da peşi sıra gelen birimlerde azda olsa anlam bütünlüğü varken bunun bozulmasına neden olmuştur.

SAYFA 46

4.sorunun cevabı:bu iki şiir yapı bakımından birbirine benzemektadir.her ikiside dörtlüklerden sonra beyitlerler kullanılarak birbirine bağlanmıştır kafiye şemaları ve ölçüleride aynıdır.
5)şair şiirde Allah inancından PEYGAMBER (S.A.V)sevgisinden ….ve birçok türk kültürünün parçası olan kutsal değerleri kullanmıştır.ayrıca toplumsal yaşayışı ve değer yargılarınıda birçok mısrada belirtmiştir.
6)bu üç şiirin temasında değişiklikler vardır.hepsi dönemlerinin zihniyetinden etkilenerek o zamanki kültürel değerlerden yola çıkılarak yazılmış eserlerdir.bu eserlerin hepsi bir gereği ve sevgiyi anlatırken kimisi soyut kimisi somut biçimde ele almıştır.

SAYFA 47

7)şiirde;doğadaki müthiş dengeden ve yüce yaratıcının varlığına gücüne ve birliğine delil olduğu vurgulanıyor.
8)varlık aslında tektir.mutlak ve gerçek olan yaratıcıdır.bizlerse gerçekliği yaşayan sanal bir yaşam bilincine sahibiz.biz yaşadığımızı manevi olarak hissederiz.nasıl 1 rakamı bir varlığı simgeliyorsaona sonsuzluğun içinde hiçbir tanım uymuyor ve bir hiçse insanın durumuda odur.çünkü;insanın ve varlığın kaynnağı olan Allahı’ın gücünün ve kudretinin bir sınırı yoktur.
9)bu şiir divan edebiyatının etkisini kaybettiği bir ortamda avrupadan gelen esintilerle yoğurulmuş bir sanat anlayışının içinden çıkmıştır.şiirde idealist düşünce sistemi ön plana çıkmıştır.bununla birlikte dinimizin geleneğinin etkiside şiirde hisseddirilmiştir.
10)kendi yorumun
11)şairAllah inancını şeklen değil felsefi boyutla açıklamaya çalışmıştır.buda onun idealist bir bakış açısına sahip olduğunu göstermektedir.toplumu bilgilendirmeyede bir anlamda önem verilmiştir.

 

1- Roman anlatmaya bağlı edebi metinlerin en uzun türüdür. Romanda olay hikayeye göre daha detaylı anlatılır. Tasvirlere daha geniş yer verilir. Diğer edebi türlerde görülmeyecek kadar karakter yer alır. Her roman yazarından dolayısıyla yazarın yaşadığı dönemden izler taşır. Yazıldığı dönemin sorunlarını ele alır. Bu yüzden realist eserler olarak tanımlanabilirler.
2- Eğer bir roman yazacak olsam öncelikle hangi alanlarda uzman olduğumu tespit ederdim. Daha sonra güncel bir konu üzerine sağlam bir plan kurarak romanımı yazardım.

Sayfa 51 Sorular:

1- Soldan sağa; Dilber�in evden kaçması soğuktan bayılması yaşlı kadının evinde gözlerini açması yaşlı kadının dilberi istemeye gitmesi Mustafa efendi ve eşinin dilberi satmak istemesi dilberin Mustafa Efendinin evinde geri götürülmesi Dilberin Asaf Paşa�nın konağına satılması Dilber�in Mısır�da ki evden kaçıp bindiği gemiden Nil�e atlayarak intihar etmesi.
2- Zengin bir aileden gelen yazar konaklarda yaşadığından buralarda ki yaşamı bilmektedir. Böylesi konaklarda yaşayan insanlarının hayatlarının detaylarını bilmektedir. Bildiklerini de romanına başarıyla yansıtmıştır diyebiliriz. Roman Tanzimat dönemi toplumunun yaşamından canlı kesitler sunmaktadır. Bu bilgiler doğrultusunda yazarın yaşadığı dönemden etkilendiğini ve bunu eserine yansıttığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
3- Bu romanda beni en çok etkileyen bölüm; Dilber�in eve döndükten sonra dayak yemesi ve aç bırakılmasıdır. Bu durum insanın yaşayabileceği en zor durumlardandır.
soru4: metindeki kişiler duygudüşünce konuşma ve davranış bakımından bireysel nitelikler gösteren olay örgüsü ve içeriği ile birlikte ele alınıp çözümlenebilenbaşka eserlerdeki benzerlerinden ayırt edilebilen karakterlerdir.
karakter çözümleme tabloso
karakter adı-dilber (yukarıdan aşağıya doğru
1.kutu:özgürlüğü için ölümü bile göze almıştır.
2.kutu:kaçışı bir çıkış yolu olarak görmektedir
3.kutu:özgürlüğü elinden alınmıştır
4.kutu: diğer karakterler üzerinde bir etkisi yoktur.
5.kutu: nasıl davranacağınızı belirtiniz
6.kutu:özgürlüğüiçin dilber gibi davranacaklar vardır
karakter adı-yaşlı kadın (yukarıdan aşağıya)
1.kutu:yardımsever ve şefkatli oluşu
2.kutu:yardımcı olmaya çalışmaktadır.
3.kutu: sosyal ortam ve çevrenin karakter üzerinde bir etkisi yoktur.
4.kutu: diğer karakterle üzerinde bir etkisi yoktur
5.kutu: nasıl davranacağınızı belirtiniz
6.kutu:yardım etmek isteyen şefkatli insanlar vardır.
karakter adı-teravet (yukarıdan aşağıya)
1.kutu:acımasızsert biri oluşu
2.kutu:acımasızlığını sürdürmektedir
3.kutu: sosyal ortam ve çevrenin karakter üzerinde bir etkisi yoktur
4.kutu: dilber in üzerinde bir etkisi vardır
5.kutu: nasıl davranacağınızı belirtiniz
6.kutu:acımasız sert kişiler vardır.
soru 5: sergüzeşt romanındaki mekanlar
-mustafa efendinin evi
-yaşlı kadının evi
-satıldığı esircinin evi
-asaf paşanın konağı
-mısır
sergüzeşt romanındaki zaman:
-gece
-o sabah
romandaki mekanlar olayların yaşandığı yerler olarak geçmekte ve tasvirlerle anlatılmamaktadır.
zaman ise belirtildiği gibi yaklaşık olarak gösterilmekte ve her hangi bir ayrıntıya girilmemektedir.
soru 6: a :şemaya göre metindeki kişizaman ve mekan romandaki olyların kimler arasında ne zaman ve nerede yaşandığını göstermektedir.
b.romandaki kişi zaman ve mekan arasında herhangi bir uyumsuzluk söz konusu değildir.
soru7:metindeki temel çatışma esaret-hürriyet çatışmasıdır.
(7- Dilber Kafkasya�dan getirilmiş bir esir kızdır. Hürriyeti elinden alınmış bu masum kız Arap halayık Telavet tarafından sürekli dövülmektedir. Memleketini ve annesini özleyen dilber bir gece evden kaçmış yaşlı bir kadın tarafından baygın halde bulunmuştur. Yaşlı kadın acıyarak dilberi evine almıştır. Merhametli bir kadın olan bu yaşlı insan onu Mustafa Efendi�den satın alarak özgürlüğüne kavuşturmak ister. Ancak bu isteği geri çevrilir. Dilber tekrar eski evine getirilmiş sonra da birkaç kişiye daha satıldıktan sonra kendini Mısır�da bulmuştur.daha fazla esir hayatına dayanamayan kızcağız kendini Nil Nehrinin sularına bırakarak intihar etmiştir.)
1. Etkinlik:
Eser realizm akımın etkisinde yazılmıştır. Kişiler olay olay örgüsü ve mekan realist özellikler gösterirken yer yer romantizm akımının özellikleri d görülmektedir.
soru 8: a.romanın teması esaret meselesidir
b.sergüzeşt;serüvenmacera birinin başından gelip geçen şey anlamındadır.bu bakımdan dilberin macrasının anlatılması yönüyle paralellik göstermektedir.
soru 9 : sergüzeşt romanındaki toplumsal bir sorun olan esirlik ile esaretin günümüzle ilişkilendirmek mümkün değildir.
soru 10 :temanın aile hayatı etrafında gelişmesi toplumu oluşturan en küçük birimin aile olmasından aileyi etkileyen veya etkileyecek herhangi bir şeyin toplumuda etkileyeceği bilincinden kaynaklanmaktadır.
soru 11 : a.metinde tüm olaylardan haberdar her şeyi bilen ilahi bakış açısına sahip bir anlatıcı vardır
b.anlatıcı romandaki kişileri olayları ilahi bir bakış açısıyla anlatmıştır.
soru 12:a.romandA işlenen esaret meselesi toplumsal bir sorun olarak işlenmiş ve okuyucuyu bilgilendirmek amaçlanmıştır.
b.tanzimat dönemi romancıları halkı eğitmeyi amaçladıkları için toplumsal sorunları ahlaki değerleri işlemişlerdir.
soru 13: sergüzeşt romanı divan nesrine oranla daha sade bir dille kaleme alınmıştır.çünkü hitap edilen kitle halktır.
2.etkinlik
1.grup:ergüzeşt romanı işlediği esaret teması kullandığı dil ve roman türüü olması dolayısıyla döneminin sosyal ve edebi özelliklerini yansıtmaktadır.
2.grup:romandaki esir ticareti ve halayıklık yerli ve mahalli unsurlardır.bu özelliklerinden dolayı sergüzeşt romanı tarihi bir belge özelliği taşımaktadır.
soru 14 : a.kutulara sırasıyla;-dönemine uyarak sade bir dil kullanmıştır.
-batılı türlerde eser vermiştir.
-ingiliz ve fransız edebiyatlarını tanımıştır.
-romantizm ve realizmden etkilenmiştir.
-toplum sorunlarını işlemiştir.
b.sami paşazade sezai nin sergüzeşt adlı romanı işlediği esaret teması ve realizm etkilerinden dolayı tanzimat dönemi önemli eserleri arasındadır.

sayfa 61

2.metin
1.soru: a.metnin olay örgüsü şu şekildedir:
-canan ın satın alınması
-felatun bey in polin i ile birlikte olmaya başlaması
-can ın rakım a aşık olması
-rakım ın felatun ile karşılaşması
-rakım ın eve dönmesi
-jozefino nun rakım ın evine gelmesi
-felatun un mutasarrıf olması
-can ın iyileşip evlenmesi
-rakım ın canan la evlenmesi
b.yazarın romanda görüşlerini belirtmesi roman tekniği açısından büyük bir kusurdur.yine yazarın bu tarz müdahaleleri okuyucuyu eğitme amacı güttüğünden olay örgüsünün şekillendirilmesinde etkilidir.
soru 2:romandaki kahramanlar tanzimat döneminin sosyal gerçekliğine uygundur.o dönemdeki mirasyedi tiplerin batılı yaşam tarzını benimseyip romandaki gibi olaylarla karşılaşması mümkündür.
soru 3:metindeki kişiler (felatun rakım) belirli davranışlar sergileyen zihniyeti ve çevreyi temsil eden benzerleri başka metinlerde de bulunan tiplerdir.
karakter çözümleme tablosu
karakterin adı-felatun bey (yukarıdan aşağıya)
1.kutu:mirasyedi birisidir
2.kutu:mirasyedi uçarı olmaına sebep olmuştur
3.kutu:kendini bırakmıştır
4.kutu:yoktur
5.kutulaylar karşısında nasıl davranacağınızı belirtiniz.
6.kutu:mirasyedi kişiler vardır.
karakterin adı-rakım efendi (yukarıdan aşağıya)
1.kutu:çalışkan bir kişiliktir
2.kutu:kişiliğinin güçlenmesini sağlamıştır.
3.kutu: daha dikkatli davranmaktadır
4.kutu:can canan ve jozefino üzerinde etkisi vardır
5.kutu: olaylar karşısında nasıl davranacağınızı belirtiniz
6.kutu:çalışkan kişiler vardır
karakter adı-canan (yukarıdan aşağıya)
1.kutu:evgisini saklayan birisidir
2.kutu:özgürlüğü alınmıştır
3.kutu: çaresiz kalmaktadır.
4.kutu:etkisi yoktur
5.kutu: olaylar karşısında nasıl davranacağınızı belirtiniz
6.kutu:çaresiz kişiler vardır
karakter adı-jozefino (yukarıdan aşağıya)
1.kutu:dost canlısı birisidr
2.kutu:etkisi yoktur
3.kutu: olaylar karşısında belirli bir tavrı yoktur
4.kutu:etkisi yoktur
5.kutu: olaylar karşısında nasıl davranacağınızı belirtiniz
6.kutu:dost canlısı insanlar vardır

Soru 4:Fötür şapkalı olan(sol taraftaki)Batılı yaşamın temsilcisi Felatun
Fesli olan(sağ taraftaki)Geleneksel yaşamın temsilcisi Rakım
4.etkinlik
1.grup: romandaki mekanlar şunlardır:
-hendekbaşı
-rakım ın evi
romanda mekanlar tasvirlerle anlatılmamış sadece olayların geçtiği yerler olrak anılmıştır
2.grup:romanda akşam ikindi gibi ayrıntısız zaman ifade eden sözcükler kullanılmıştır.
romandaki mekan ve zaman arasında bir uyumsuzluk söz konusu değildir
Soru 5: Doğu batı çatışması tema:yanlış batılılaşma
Soru 6:Rakım Efendi ile Canan Romantizmi en iyi ifade eden kahramanlar.Rakım’ın geleneklerine Bağlı yapısı Canan’ın aşkı Romantizmle örtüşüt
Soru 7:Yanlış batılılaşmadır.Kendi milli kültürünü bırakıp Batıya körü körüne bağlı insanlar günümüzde mevcut
soru 8:yapmamışım
Soru 9:a.Okuyucuya bilg vermek amaçlanmış.İçermektedir
b.Roman halkı eğitmekonlara ders vermek için kullanılabilecek bir araçtır.Sanatta fayda ön plandadır.Romanın halka hitap etmesi sebebiyle konuşma dili unsurlarıyla sade bir dil kullanılmıştır.
11.Dönemin sosyal bir sorununu yansıtması romanın tarihi bir belge değeri taşımasını sağlar

12.a)Ahmet Mithat Efendi

-Tanzimat döneminin en önemli yazarıdır
-Toplumsal konuları işlemiştir
-Sade bir dil kullanmıştır
-Tanzimat döneminde en çok eser veren yazardır
-Genç edebiyatçıları etrafında toplamıştır
12.b)Halkı eğitmeyi amaçladığından sade bir dil kullanmış

Anlama yorumlama

1.Roman olmasısade bir dil kullanılması dönemiyle ilişkilendirilir
2.Aynı temayı işlemelerine rağmen eserlerin farklılığı;sanatçının kendi üslübuyla yazması
3.Sergüzeşt ve Felatun Bey ile Rakım Efendi romanları anlatmaya bağlı edebi metinler olması ve olay çevresiinde gelişmesi dolayısıyla destanmasalhalk hikayesi ve mesneviyle ilişkilendirilebilir
4.Destanmasalmesnevi mekan ve zaman özellikleri bakımından aynı
Hayali ve olağnüstü mekanlara sahipbelirsiz zaman ifadeleri var
Romanda ise:gerçekçi betimlenmiş mekanlarbelirli ve dolayla zaman ifadeleri
6.etkinlik
Teknik bakımdan zayıf hikaye ile roman arası biryere sahip.Dil sade.Roımanlarda amaçhalkı bilinçlendirmek ve eğitmek olduğundan sanatsal yönün geri planda kalmasına neden olmuş

ölçme ve değerlendirme
Y
D
D
2.-İlahi bakış açısı
-Romantizmrealizm
3.divan-masal yanıt-E
4.Destandaki mekanla romandaki mekanın ortak yönü yapıyı oluşturan unsur olmasıve olayların yaşandığı yeri göstermesidir
farklılık ise destanda olağnüstü mekanlar varken romandaki mekanlar gerçekçidir