10.Sınıf Bütün Edebiyat Kitabı Cevapları 2012-2013

Sayfa 10 ile 48 bakmak için tıklayınız

 

Sayfa 48 ile 68 bakmak için tıklayınız

 

Sayfa 68 ile 108 bakmak için tıklayınız

 

Sayfa 108 ile 126 bakmak için tıklayınız

 

Sayfa 127 ile 148 bakmak için tıklayınız

 

Sayfa 148 ile 162 bakmak için tıklayınız

 

Sayfa 163 ile 187 bakmak için tıklayınız

 

Sayfa 187 ile 220 bakmak için tıklayınız

 

10.Sınıf Edebiyat Kitabı Cevapları 2013-2012 Sayfa ( 187 ile 220 )

BÜTÜN SAYFALAR İÇİN TIKLAYINIZ

2.Metin-Meddah
11. Etkinlik
Okuduğunuz oyunu aşağıdaki ölçütlere göre inceleyiniz.
Olay örgüsü
Kişiler
Dil ve anlatım özelliği
Metnin olay örgüsü metnin mesajına uygun olarak güldürü unsurlarıyla donatılmıştır. Metindeki olaylarda kopukluk yoktur. Olay örgüsü ile kişiler arasında da uyum vardır.
Metnin başlıca kişileri Kastamonulu, Aşçı ve Bir Başkasıdır. Metindeki bu kişiler yerel ağızlarıyla konuşmaktadırlar. Bu da eserin ilginç ve estetik yönüdür. Kişiler oyunun olay örgüsüne göre söz almakta ve güldürü unsurlarını yerel konuşmalarıyla ortaya koymaktadırlar.
Metnin dili sade ve anlaşılırdır. Metinde yerel ağız özelliklerini sıkça görmekteyiz.

 

12. Etkinlik
Okuduğunuz oyundan hareketle Kastamonulu ve Aşçı’nın kişilik özelliklerini belirleyiniz. Sonuçları aşağıya yazınız.
Kastamonulu: Cahil, Kastamonu ağzıyla konuşan, parası olmayan bir karakterdir.
Aşçı: Kastamonuluya yemek satmaya çalışan geveze bir karakterdir.
13. Etkinlik
Oyundan tekerlemeler ve yanlış anlamaya dayalı cümleler bulunuz.
Tekerlemeler
Yanlış anlaşılan cümle örnekleri
  • Vay anam vay! Dört okka kuskus pilavını bir hamlede yedi be! Hey hemşerim, 975.
  • Ha?
  • 975.
  • Ne 975’i?
  • Yemek yedin.
  • Eeeee?
  • Para!
  • Ne parası?
  • Yemek parası.
  • Bende para yok.
  • Nee?
  • Bende para yok.
  • Niye?
  • E yok!
  • Niye yemek yedin?
  • Ula beni sen çağırdın. Kapıda durup bir adam bir adama buyur derse para alır mı?
  • Sen deli misin?

 

  • Nedir o aşçı Mustafa?
  • Aman beyefendi bildiğin gibi değil.
  • Ne oldu?
  • Bu dev bütün buraları sildi süpürdü.
  • Ne yaptı pekiyi yıktı mı?
  • Hayır, ne kadar yemek varsa yedi.
  • Hemşerim sen mi yedin bütün yemekleri?
  • Evet, ben yidim.
  • Nasıl yedin?
  • Yanlışlıkla yedim.
  • Allah Allah! Yanlışlıkla yemek yenir mi, yahu? Ben gözümle görsem bu kadar yemek yiyene inanmam.
  • Efendim, ben doymadım.
  • Nasıl?
  • Karşıdaki aşçıya gitsek ya!
  • Eee?

 

  • Bi yiyip doysak.
  • Ay daha yer misin?
  • Öwv…Sen yemek göster. Ben sabaha kadar yerim.
  • Maaşallah, maaşallah, boşan da semerini ye!
  • Semerle doyulur mu hiç, olmaz!
  • Nerelisin sen?
  • Efendim Kastamonuluyum.
  • Eee?
  • Buraya iş için geldim.
  • Haydi uğurlar olsun.
  • Allah selâmet versin

 

 

14. Etkinlik
Tekerlemelerin ve yanlış anlamaya dayalı cümlelerin oyundaki işlevlerini aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
Oyunun akıcılığını ve sürükleyiciliğini sağlamaktadır. Güldür unsurunu içinde barındırdığı için oyunun amacına hizmet etmektedir. Bu oyunun izleyicileri genel olarak çocuklar olduğu için tekerlemeler ve yanlış anlaşılmalar çocuklar için çok dikkat çekici bir özelliktir.
15. Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz oyun sözlü geleneğe ait olmasına rağmen yazıya geçirilmiştir. Grup olarak bu oyunun neden yazıya geçirildiği üzerine düşününüz. Grup sözcüleri aracılığıyla düşüncelerinizi ifade ediniz.
Unutulup yok olmasını engellemek ve oyunu gelecek kuşaklara aktarmak için oyun yazıya geçirilmiştir.

 

16. Etkinlik
Oyunun hangi gelenekle yazıldığını belirtiniz. Yazıldığı geleneğin oyun üzerindeki etkilerini örneklerle gösteriniz.
Oyunun yazıldığı gelenek
Geleneğin oyun üzerindeki etkilerine örnekler
Geleneksel Türk tiyatrosu geleneğine uygun olarak eser yazılmıştır. Bu gelenekte tekerlemeler, yanlış anlamalar, sakarlıklar önemli yer tutar.
  • Selâmün aleyküm hemşerim.
  • Aleyküm selam.
  • Buyurun hemşerim.
  • Ne satıyon gardaşım?
  • Aşçıyım, yemek yapıyorum.
  • Benim de karnım aç. Ne var yiyecek?
  • Âlâ efendim işkembe çorbası var…
  • Ha!
  • Nohutlu yahni var.
  • Evet.
  • Tas kebabı var.
  • Siz bilürsünüz.
  • Efendim ekşili köfte var, İzmir köftesi var, terbiyeli çorba var, velhasılukelâm irmik helvası var, var oğlu var.
  • Var oğlu varu getür!
  • Efendim?
  • Var oğlu varu getür!
  • Var oğlu var ne?

 

 

17. Etkinlik
Oyunu bir kez daha okuyunuz. Oyunun size neler hissettirdiğini metin kutusuna yazınız.
Hissettiklerim
18. Etkinlik
Meddah metni sizce niçin yazılmıştır? Düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
Bu metin hem düşündürmek hem de eğlendirmek için yazılmıştır. Metnin mesajına uygun olarak metnin içine güldürü unsurları yerleştirilmiştir.
19. Etkinlik
Araştırmalarınızdan da faydalanarak meddahın hikâye anlatma geleneğiyle ilişkisini tartışınız. Sonuçları sözlü olarak belirtiniz.

MEDDAH


Eski ozanları, onların devamı saz şâirlerini hatırlatan meddah, hikâye anlatıcısı demektir. Meddah, kıssahân şehnâmehan ve mu kallit! kelimeleri ile eş mânâda kullanılmıştır. Meddahlık, hikâye ve taklit yapma sanatıdır; perdesi, sahnesi, dekoru, esvapları ve şahıs ları bir tek sanatkârda toplanan unsurları basit ve sâde bir temaşadır. Bu temaşanın sanatkârı olan meddah, bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikâye anlatır. Bu hikâyelerin bir kısmı anonim eserlerdir; bâzılarının yazarları bellidir. Karagöz ve Ortao-yunu’nda görüleceği üzere günlük hayat hâdiseleri, masallar, des tanlar, hikâye ve efsâneler meddahın repertuvarına girerler.

Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa-bostan teşkil eder. O, umumiyetle güldürücü ve zaman zaman edebî ve ahlâkî bir netice çıkaracağımız hikâyesine birçok yazma ve basılmış hikâyelerde görülen klişeleşmiş “râviyân-ı ahbar ve nâkılân-ı asar ve muhaddisân-ı rüzigâr şöyle rivayet ederler ki” sözbaşı ile başlar. Bu ağdalı, tamlamalı nesir, dinleyicinin bir bakıma dikkat ve alâkasını toplayan gonk gibidir. Bu sözden sonra hikâyeci, vakaların geçtiği yeri ve zamanı anlatıp kahramanlarını saymaya ve hikâyeyi anlatmaya başlar. İşte meddahın zekâsı, hafızası, dil, ses, jest ve mimik taklidi birbirlerine bağlı olarak bu anda kendini gösterir.
Meddah, hikâyesinin kahramanlarını kendi muhitlerinin dilleri ve şiveleri ile konuşturan insandır. Bu konuşmaları arka-arkaya, hatâ yapmadan ve zaman kaybetmeksizin yürütme kabiliyetine sahip meddah, Karagöz ve Ortaoyunu’nda yer alan yerli Türkleri meselâ, Kastamonuluyu, Kayseriliyi, İmparatorluğumuza dâhil, Arab’ı, Arnavud’u, Ermeni, Rum, Yahudi gibi azınlıkları, İstan bul’un muhtelif tiplerini, mirasyedi, zübbe, muhtekir, vb. dramatik bir sahne halinde ortaya koyar. Elindeki mendil, sesini değiştirip, çeşitli konuşmaları taklit edebilmek için ağzına istediği şekli vermekte kullanılır. Kısa sopası, kapı çalma veya sert vuruşla rı ifade için lüzumludur.
Meddah, hikâyenin sonunda süreç-i lisânından ötürü af diler ve başka bir gün daha güzel hikâyeler anlatacağını vâdeder.
Çok şahıslı bir tiyatro eserinin tek artisti hüviyetindeki meddah, Doğu ve İslâm memleketlerinin çok eskiden beri tanıdığı bir şahıstır. Onun sözlü ve yazılı muhtelif kaynaklardan gelen hikâyelerinde irticai ve hikâyeciden hikâyeciye göze çarpan değiş me, halk edebiyatı niteliğini teşkil eder.
Okumanın gelişmediği dinlemenin makbul sayıldığı zamanlar da Osmanlı sarayında, şehirlerde, kasabalarda ramazan gecelerinde, sünnet düğünlerinde, kahvehanelerde Türk halkından alaka ve iti bar gören meddah, 15. yüzyıldan zamanımıza kadar birçok sa natkârlar yetişmiştir.

Sayfa 192 – 3. metin : Orta Oyunu

Sayfa 195

20. Etkinlik

Okuduğunuz oyunu aşağıdaki ölçütlere göre inceleyiniz.
Olay örgüsü
Kişiler
Dil ve anlatım özelliği
Metnin olay örgüsü metnin mesajına uygun olarak güldürü unsurlarıyla donatılmıştır. Metindeki olaylarda kopukluk yoktur. Olay örgüsü ile kişiler arasında da uyum vardır.
Ortaoyununda yer alan bütün tipler Karagöz oyununun tipleri gibidir. Ama Karagöz perdesinde gösterilme olanağı olan doğaüstü yaratıklarla, hayvanlar, sandal, araba gibi binek araçları ortaoyununda yer almaz. İki ana kahramanı vardır. Pişekâr kültürlüdür; Arapça, Farsça kelimelerle konuşur. Kavuklu ise onu yanlış anlayarak komik durumu ortaya çıkarır. Kadın rolünü de erkekler oynar ki buna Zenne denir. Ortaoyunu Karadenizli, Rumelili, Kayserili, Ermeni, Rum, Yahudi; Sarhoş, Bekçi vb. kendi şiveleri ve kılıklarıyla zengin tip çeşitliliğine sahiptir. Ortaoyunun ana tipleri olan Pişekâr ile Kavuklu Hacivat ve Karagöz‘ün karakter olarak aynısıdır. Ama Pişekâr ile Kavuklu canlı kişiler olduklarından sözlerini vücut hareketleriyle, yüz mimikleriyle güçlendirmek olanağına sahiptirler. Karagöz metne daha çok bağlı kalmak zorundayken ortaoyunu oyuncuları oyunun akışına göre metinde çeşitli değişiklikler yapabilirler ve yeni espriler üretebilirlerdi.
Metnin dili genel olarak sade ve anlaşılır bir dildir. Günlük konuşma dilinin özelliklerini metinde görmemiz mümkündür.

21. Etkinlik

Okuduğunuz oyundan hareketle Kavuklu    ve Pişekâr’ın kişilik özelliklerini belirleyiniz.
Sonuçları aşağıya yazınız.
Kavuklunun kişilik özellikleri
Peşekâr’ın kişilik özellikleri
Kavuklu Pişekâr’ı yanlış anlayarak komik durumu ortaya çıkarır. Tahsil görmemiş bir halk adamıdır, sokak dili ile konuşur. Cahil cesareti diyebileceğimiz bir cesarete ve gözü pekliğe sahiptir. Sürekli Pişekâr’ın yardımını görür. Okumamış ama zeki ve hazırcevaptır. Özü sözü bir, düşüncesini söylemekten çekinmeyen patavatsız bir kişi olduğu için kendini hep zor durumların içinde bulur.
Pişekâr kültürlüdür, medrese eğitimi görmüş, Arapça ve Farsça kelimelerle, tamlamalarla konuşan, her konuda bilgi sahibi olan biridir. Bazen bu çokbilmiş tavırları başlarını derde sokar. Yine de çeşitli badireler onun sayesinde atlatılır.

22. Etkinlik

Kavuklu ve Pişekâr’ın farklı kişilik tiplerini temsil etmesi oyun üzerinde ne gibi etkilere sahiptir? Tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Bu özellikler oyuna güldürü unsuru olarak yansımaktadır. Bu özellik oyunu izleyenleri güldürmektedir.

22. Etkinlik

Oyundan tekerlemeler ve yanlış anlamaya dayalı cümleler bulunuz. Bunların oyundaki işlevini belirtiniz.
Tekerlemeler
Yanlış anlaşılan cümle örnekleri
Kavuklu: Efendim bir müşkülünüz mü var dedim. Yani bir işiniz mi var?
Kavuklu: Evet bir dişimiz var, iki babamız. Sen bizi hindi çobanı mı zannettin?
Pişekâr: Hayır hindi çobanı mindi çobanı de ğil. Ben sizi hiçbir şeye benzeteme dim.

Kavuklu: Efendim sayenizde biz de adamız.

Pişekâr:Bir adam kendine iftira etmez. Yalan söylüyorsun. [Güler.]
Kavuklu: Sana adam olduğumuzu nasıl ispat edelim. İşte senin gibi başımız, eli miz, ayağımız var.
Pişekâr: Dünyada her şey olağandır. Siz de neden adam olamayacakmışsınız!

Kavuklu: Yediği naneye bak.

 

Tekerlemelerin ve yanlış anlamaya dayalı cümlelerin oyundaki işlevi:
Oyunun akıcılığını ve sürükleyiciliğini sağlamaktadır. Güldür unsurunu içinde barındırdığı için oyunun amacına hizmet etmektedir. Bu oyunun izleyicileri genel olarak çocuklar olduğu için tekerlemeler ve yanlış anlaşılmalar çocuklar için çok dikkat çekici bir özelliktir.
24. Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz oyun sözlü geleneğe ait olmasına rağmen yazıya geçirilmiştir. Grup olarak bu oyunun neden yazıya geçirildiği üzerine düşününüz. Grup sözcüleri aracılığıyla düşüncelerinizi ifade ediniz.
Unutulup yok olmasını engellemek ve oyunu gelecek kuşaklara aktarmak için  oyun  yazıya geçirilmiştir.
25. Etkinlik
Oyunun hangi gelenekle yazıldığını belirtiniz. Yazıldığı geleneğin oyun üzerindeki etkilerini örneklerle gösteriniz.
Oyunun yazıldığı gelenek
Geleneğin oyun üzerindeki etkilerine örnekler
Geleneksel Türk tiyatrosu geleneğine uygun olarak eser yazılmıştır. Bu gelenekte tekerlemeler, yanlış anlamalar, sakarlıklar önemli yer tutar.
Pişekâr     : Ya gelin ne oldu, anlayamadım.Kavuklu    : Gelin falan yok, gelincik var.

Pişekâr     : Ne gelinciği, gelin gelin.

Kavuklu : Gelin diye kimi çağırıyorsun? Gelin cik dedim anlamadın mı? Şekercinin yanında çalışıyordum. Gelincik ma cunu yaparken uyumuşum. Ustanın gelincik nerde diye bağırması üze rine uyanmışım.
Pişekar     : Tuu… Allah müstehakını vermesin.
Ben de bunu olmuş bir vak’a gibi dinliyordum.
Kavuklu : Ben sana başlarken hayaldir deme dim mi?

Pişekâr     : Hayır duymadım.

Kavuklu : Sen unutmuşsun. Hiç gelin, araba dan kaçar da görünmez olur mu? Aslı olmadığı bundan da belli.
Pişekâr : Her ne hâl ise bu tarafa gelmekten, beni aramaktan maksadın ne?
Kavuklu : Ah! İsmailciğim, anlatayım. Pek acı nacak bir hâldeyim. Konu komşunun delaleti ile evlendim. Evlendim ne demek, başımı belaya soktum.

 

26. Etkinlik

Oyunun size neler hissettirdiğini metin kutusuna yazınız.
Hissettiklerim

27. Etkinlik

Orta oyunundaki Kavuklu ve Pişekâr’ın Karagöz oyununda hangi tiplere karşılık geldiğini belirtiniz. Bu tiplerin özelliklerini karşılaştırınız. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.
Tiplerin  özellikleri
Kavuklunun hangi tipi karşıladığı
Karagöz’ü karşılıyor.
Pişekâr’ın hangi tipi karşıladığı
Hacivat’ı karşılıyor

28. Etkinlik

Aşağıdaki bilgileri metinden hareketle değerlendiriniz. Metinden bulacağınız örnek cümleleri sözlü olarak ifade ediniz.
Orta oyunu, Karagöz’ün kişiler aracılığıyla canlandırılmış şeklidir.
Orta oyununda değişmez tipler vardır.
Usta-çırak geleneği geçerlidir.
Tiyatro sahnesini andıran bir sahnesi vardır.

29. Etkinlik

a.    Orta oyununun yazılış amacını tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Bu metin hem düşündürmek hem de eğlendirmek için yazılmıştır. Metnin mesajına uygun olarak metnin içine güldürü unsurları yerleştirilmiştir.
b.    Sizce orta oyunu günümüzde de devam edebilir mi? Günümüzde orta oyununa benzer
geleneklerimiz var mıdır? Düşüncelerinizi belirtiniz.

30. Etkinlik

Araştırmalarınızdan da faydalanarak orta oyununun hikâye anlatma geleneğiyle ilişkisini tar tışınız. Sonuçları sözlü olarak belirtiniz.

ORTAOYUNU


Oyunun Kaynağı ve Tarihçesi:

Meddah’ın çok sanatkârlı bir şekli veya Karagöz’ün perdeden yere inmiş, çeşidi olarak tarif edebileceğimiz Ortaoyunu Türkiye’ye eski kol oyunlarının temsili bir karakter alması ile ortaya çıktı.
Başlangıçta taklide, dansa ve söze dayanan oyunlar arasında bir unsur olan ve adının kaynağı henüz aydınlanmamış bulunan Or taoyunu, 15. yüzyıldan itibaren gelişmeye başlamış ve tam drama tik karakterini 19. yüzyılın birinci yarısında kazanmıştır.
Kuvvetini “taklit”, “mimik” ve “irtical’den alan; bir bakıma söz sanatları, (hususiyle cinas) düellosuna dayanan ve “Kol oyunu”, “Meydan oyunu”, “Zuhuri kolu”adları ile de yaygın “Orta oyunu”, bir şehir halk tiyatrosudur. Bu tiyatronun belli başlı iki kah ramanı “Pişekâr” ile “Kavuklu”dur. Zenne ve Taklit ikinci plânda oyunculardır. Ortaoyunu’nun da konuları Karagöz’de olduğu gibi dir: Kütahya, Kanlı Nigâr, Mandıra, Büyücü, Ferhad ile Şirin, Fo toğrafçı, Yazıcı belli başlı konulardır. Bu oyunda “Yeni Dünya” adı verilen basit paravana, evi, yuvarlak bir masa da dükkânı temsil eder. Arkalıksız iki iskemle dekoru tamamlar.
Vaktiyle Ortaoyunu’nu eski Mehterhane’mizin baş musiki âleti olan zurna açardı. Oyunun mızıkasını “zurna, çifte na’re, davul” teşkil ederdi. Önce saz köçek havaları çalardı. 12 kişi olan köçekler raksa çıkarlardı. Sivri külâhlı bir nekre, elinde “Şakşak” oyuncuları takip ederdi. Vazifesi raks sırasında tuhaflık etmekti. Bundan sonra kol takımının hepsi “curcuna”ya çıkarlardı. Nihayet başında dilimli bir kavuk, sırtında kenarları kürk çevrilmiş bir cübbe altında çakşır ve ayaklarında sarı mest pabuç, akıllı, okumuş, işgüzar, iyiyi kötü den ayıran, yaşlı vakarlı bir şahıs olan Pişekâr ortaya gelip yerle bir temannâ ettikten sonra “…oyunun taklidini aldım, usûl ve ahenk ile efendilerime temâşâ ettireyim” derdi, elindeki “şakşak” ile zurnacı ya, çal, işaretini verir, oyun başlardı.
Zamanımıza kadar birçok değerli sanatkârlar yetiştirmiş olan Ortaoyunu’nda bir bakıma rejisör sayılan Pişekâr’ın ardından Kavuklu gelir. Câhil görünüp ahmak geçinen, telâşlı, kurnaz, neş’eli bir halk adamı olan Kavuklu ile Pişekâr arasında Muhavere’nin ar dından “tekerleme” başlar. Tekerleme, olmayacak bir şeyi olmuş gibi göstererek karşısındakini inandırmak için uydurulmuş ustalıklı sözlerdir. Tekerlemeden sonra aslında erkek olan, fakat kadın rolü yapan “Zenne” ortaya çıkar. Pişekâr’la konuşmaya başlar. Bu, oyuna tam manâsıyla giriş demektir. Sonra taklid, bütün kudreti ile oyuna hâkim olur.
Olayların sabit bir çerçeve içinde geçtiği, Karagöz’deki sem bolik karakterden uzak bu realist halk tiyatrosu, Osmanlı İmpara torluğu’na mensup muhtelif unsurların dillerini, ahlâk ve âdetlerini, muaşeret usullerini, ev ve cemiyet hayatlarını mizah ve hicvin menşurundan geçirerek seyirci kütlesine ulaştıran müessesedir.
Vaktiyle sarayda, sünnet düğünlerinde, esnaf cemiyeti gezinti lerinde, peştamal kuşanma merasimlerinde oynanan Ortaoyunu, bugün “curcuna”sız ve “köçek”siz bâzı toplantılarda halkımızın rağbet gösterdiği bir oyundur.

 

“ORTAOYUNU”NDA OYUN DÜZENİ
Ortaoyunu yuvarlak çepeçevre seyirciyle kuşatılmış bir alanda oynanır. Oyun yeri açıklıkta olduğu için buraya Merg-i temaşa (Temaşa çayırı) denir. Bu, çoğu kez yumurtamsı biçimde bir alandır. Tabanı çayır, çimen olan bu alan yuvarlak ya da dört köşe de olabilir. Meydanın uzunluğu 22 m’ye 15 m’dir. Seyirciyle oyun alanı ipler ve kazıklarla yapılmış parmaklıklarla ayrılır.
Ortaoyunu sözlüğünde meydan veya oyun yerine “palanga” denir. Burası gösteri için kazıklarla çevrilerek ayrılmış alandır. Oyuncuların giyim kuşamlarını koydukları sandığa da “pusat” denir. Çoğunlukla oyun yerinin bitişiğindeki çadırda giyinilir. Oyun yerinde belli başlı iki parça dekor bulunur. Bunlardan biri “Yenidünya”, diğeri “dükkân”dır. Yenidünya ve dükkân, birbirine benzeyen 2-3-4 katlı kafes, paravandır. Aralarında boy bakımından fark olduğu gibi görevleri de değişiktir. Her oyunda Kavuklu’nun bir iş sahibi olması için bir ‘dükkân’ ; Zennelerin mahallede bir ev almaları için bir ev, yenidünya gereklidir. Dükkân, gözlemeci oyununda gözlemeci dükkânı, telgrafçı oyununda telgraf çekilen yer olur.

    Ortaoyununun en önemli araçlarından biri Pişekâr’ın elinde tuttuğu iki dilimli şakşaktır. Bunun baş görevi, Pişekar’ın, oyunun başı olduğunu belirten bir işaret olarak kullanmasıdır, ayrıca bununla yardağına vurur. Pişekâr, oyunun sahneye koyucusu, yöneticisi olduğu için şakşakın oyunu yönetmek, yürüyüşleri yöneltmek, oyunculara işlerini bildirmek gibi bir görevi vardır.
Dekor kullanımına pek az yer verilmiştir; ancak oyunun konusuyla ilgili eşyalar oyunda yer almıştır. Berber oyununda, bir berber aynası, berber koltuğu, bir berber leğeni kullanılmıştır. Aynı şekilde gözlemci oyununda gözlemci merdanesi, yazıcı oyununda yazı takımı gibi eşyalar kullanılmıştır. Ortaoyununun sahne düzeni bir yandan metinsiz, doğmaca, doğaçlama oynayışın bir yandan da yuvarlak sahne kurallarının gereklerine uygundur. Bu yönüyle oyunlar “açık biçim” denilen, seyircinin tepkisine, oyun yeriyle seyirci arasındaki elektriğin yönelişine göre biçimlenebilen bir oyundur. Oyun yeri yuvarlak olduğu için oyuncular sıksık yer değiştirerek seyircilerin tümünün kendilerini görmesini sağlar.
    Ortaoyunu söze dayanmakla beraber, söz yanında tavır hareketlere de büyük ölçüde yer verilir. Ortaoyunu gösterimci tiyatroya en iyi örnektir. Her şeyden önce orta yerde oynanır. Seyirci oyun alanını çepeçevre kuşatmıştır. Oyuncu, seyirci, temsil aynı iklim içindedir, aynı havayı solur, aynı ısıyı duyar. Pişekar, oyunun başında ve sonunda seyirciye doğrudan seslenir, oyunu tanıtır, kusurları için özür diler, gelecek oyunun zamanını ve yerini duyurur.
Temsil, yalanlarla ışıkla yalanı örtmeye çalışmaz. Oyunun bir kurmaca olduğu oyun sırasında oynayanlarca yadsınmaz. İki kişi oyun sırasında söyleşirken, üçüncü bir kişi onlar duymadan seyirciyle konuşup takılmalarda bulunur. Gerçekten yapılabilecek hareketler bile gerçeğe uymadan yapılır: Birine para verilecekken gerçek para kullanılabilecek yerde yalnızca para sayma hareketiyle yetinilir. Kapı açılıp kapanırken kapı sesiyle ilgisi olmayan bir çıngır mıngır sesi çıkartılır. Oyun kurallarının bile bile çiğnenmesi aynı zamanda bir güldürme öğesidir de.

 

ANLAMA VE YORUMLAMA
31. Etkinlik
İncelediğiniz göstermeye bağlı edebî metinleri aşağıdaki ölçütlere göre karşılaştırınız.
Karagöz oyunu
Meddah oyunu
Orta Oyunu
Dekor
İki sopa ve bu sopaların üzerine Karagöz ve Hacivatın temsili resimleri
Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa-bostan teşkil eder.
Dekor kullanımına pek az yer verilmiştir; ancak oyunun konusuyla ilgili eşyalar oyunda yer almıştır.
Sahne
Işıklı perde
Yüksekçe bir yer
Etrafı seyircilerle çevrili bir alan
Sahneleniş
Bir kişi tarafından ses taktidi yapılarak sahnelenir
Tek kişi sahnede ağız taklidi yaparak oyunu sahneler
Oyuncular tarafından sahnelenir.
Nasıl oynandığı
Perde aydınlatılınca “gösterme” denilen tasvir, kamıştan ve üf lendiği zaman arı vızıltısı gibi ses çıkaran “nareke” çalınarak kaldırıldıktan sonra Karagözcünün yardımcısı “yardak” oyuna mahsus bir usul ile tef çalmaya başlar. (Yardak, şarkı veya türkü söyleyen, tasvirleri sırası ile karagözcüye veren, hareketsiz kalacak tasvirlerin değneklerini tutan adamdır). Sonra Hacivat semaî söyleyerek per deye gelir. Oyuna bir nevi “giriş” mahiyetinde olan “Hay-Hak” hitabından sonra “perde gazeli” adını alan şiiri okur. Bu şiir, oyu nun sembolik karakterini gösteren mistik bir eserdir. Buna bağlı olarak mutasavvıflar, “hayal oyunu”nu insan hayatının bir örneği saymışlardır. Bu âlemde onlara göre eşya ve hâdiseler birer gölge den ibarettir. Varlıklar, Tanrı’nın kudreti elinde bir oyuncaktır. Eflâtun’un Kanunlar adlı eserinde de ifade edilmiş olan bu fikre bütün Karagözcüler uydukları için oyun gazelle başlar. Gazelden sonra Hacivat Allah’a hamt eder ve şeytanı lanetler, zamanının bü yüğünü seci’li bir dile medheder, arkadaşı Karagöz’ü görmek iste diğini söyler. Karagöz’ün kapısı önünde makamla arkadaşını çağırır. Karagöz kızar; kavga ederler. Hacivat kaçar, Karagöz sırt üstü yatar. Gülünç secilerle kendi hâlinden ve Hacivat’ın anlayışızlığından şikâyet eder. Hacivat gelir, muhavere başlar.

 

Muhavere, karşılıklı güldürücü bir konuşmadır. Hacivat’ın medrese kültürü ile Osmanlı terbiyesinden gelen dil ve ifadesine ters ve güldürücü cevaplar veren halk adamı Karagöz’ün nükte, cinas ve hicivleri ile beslenen muhavere bitince “fasıl” yâni drama tik kısmı takip eder. Kalıplaşmış bir şekilde biten oyunun sonunda Karagöz Hacivat’a bir tokat atar. Hacivat da perdenin sahibine Ka ragöz’ün perdeyi yıkıp viran eylediğini haber vermek üzere sahne den çekilir. Karagöz gelir, seyircilerden sürç-i lisanından ötürü özür diler. Tehdit yollu, gelecek sefer Hacivat’a neler edeceğini söyleyip perdeyi terk eder. Böylece ertesi akşam hangi faslın oynanacağını haber vermiş olur.

 

Sahnede bir meddah tarafından ses taklitleri yapılarak oynanır.
Ortaoyunu yuvarlak çepeçevre seyirciyle kuşatılmış bir alanda oynanır. Oyun yeri açıklıkta olduğu için buraya Merg-i temaşa (Temaşa çayırı) denir. Bu, çoğu kez yumurtamsı biçimde bir alandır. Tabanı çayır, çimen olan bu alan yuvarlak ya da dört köşe de olabilir. Meydanın uzunluğu 22 m’ye 15 m’dir. Seyirciyle oyun alanı ipler ve kazıklarla yapılmış parmaklıklarla ayrılır.

 

Kişiler
Karagöz-Hacivat
Anlatıcı
Pişekar-Kavuklu
Güldürü unsurları
Yanlış anlamalar
Ağız taklitleri
Yanlış anlamalar

 

32. Etkinlik
İncelediğiniz oyunların günümüz tiyatrosuyla benzer ve farklı yönlerini belirtiniz.
Benzer yönler
Farklı yönler
Oyuncular tarafından sahnelenmesi
Güldürü ögelerine yer vermesi
Bir metninin olmaması
Ses taklitlerine dayanması
Çok fazla dekorunun olmaması
Çok fazla oyuncusunun olmaması

 

 

33.    Etkinlik
İncelediğiniz oyunları oynandığı dönemin şartlarını da göz önünde bulundurarak yorumlayınız. Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Bu oyunlar televizyonun, sinemanın olmadığı bir dönemde ortaya çıkmış ve insanları eğlendirmiştir. Bu tiyatrolar bir çeşit -oynandığı dönemde- okul görevi görmüşlerdir. Akşamları insanların hoş vakit geçirmek için yaptıkları en önemli faaliyeti üzerlerine almışlardır. Bu yüzden bu oyunlar oynandığı dönemde önemle bir görev üstlenmişlerdir.
34.    Etkinlik
Göstermeye bağlı edebî metinleri oyunların özelliklerini de dikkate alarak gruplandırınız. Bunları şema hâline getirerek sınıfınızın panosuna asınız.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıda boş bırakılan yerlere Karagöz oyununun bölümleriyle ilgili uygun sözcükler getiriniz.
Hacivat’ın “Of… Hay, Haak! diye başladığı bölüme MUKADDİME    denir.
Yalnızca Karagöz ve Hacivat arasında geçen bölüme MUHAVERE     denir.
Karagöz oyunlarının adlarının (genellikle) verildiği bölüme FASIL     denir.
Karagöz’ün kusurları için özür dilediği bölüme BİTİŞ denir.
b. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
(Y  ) Karagöz repertuvarında yer alan her oyun kesintisiz biçimde oynanır.
(D  ) Karagöz müzik eşliğinde semai oku yarak sahneye gelir.
(D  ) Karagöz oyununun asıl bölümünü fasıl oluşturur.
(Y  ) Karagöz okumuş, Hacivat okumamış bir tipi temsil eder.
(Y  ) Karagöz oyununda musikiye yer veril mez.
(Y  ) Peygamberi öven kimselere önceleri meddah denirdi.
(D  ) Meddah “çok öven, çok metheden” an lamına gelir.
( Y ) Meddahta taklit unsuruna yer verilmez.
(D  ) Meddah yöntem bakımından Karagöz ile hiç benzerlik göstermez.
(Y  ) Orta oyununda oyuncular bir perdenin arkasından seyircilere seslenir.
(D  ) Orta oyununda daha önceden hazır lanmış bir metin yoktur.
(D ) Türk toplumunda orta oyununa benzer oyunlara önceki dönemlerde rastlanmaz.
(D  ) Orta oyununda musiki önemli bir unsurdur.
(D  ) Orta oyununda dört bölüm vardır.
c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.

 

l.  Karagöz oyunuyla ilgili aşağıdaki cümle lerden hangisi yanlıştır?
  1. Karagöz hareket taklitlerine dayanan bir oyundur.
  2. Oyun usta-çırak geleneği içinde sürdü rülür.
  3. Dekor ve kişiler yüzyıllara göre değişiklik gösterir.
  4. Oyunda yer alan diğer tipler farklı top lulukları temsil eder.

 

E)    Kuklaların gölgeleri bir kişi tarafından perdeye yansıtılır.

2.    I. Karagöz’ün diğer ismi “hayalizıll”dır.

         II.    Sadece Ramazan ayında oynanır.
   III.    Karagöz oyununda dört bölüm vardır.
Yukarıdakilerden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I       B) Yalnız II       C) I-II
D)    I-III      E) II-III

 

3.    Karagöz oyununda aşağıdaki tiplerden hangisinin şive taklidi yapılmaz?
A) Kastamonulu      B) Kayserili
C) Bolulu
    D) Erzurumlu
E)    Acem

 

4.    Orta oyununda asıl olay hangi bölümde  sergilenir?
A) Başlangıç    B) Muhavere
C) Fasıl    D) Bitiş
E) Perde

5.    I. Halkın diline yakın bir dil kullanılır.

II.    Güldürürken ders vermek amaçlanır.
III.    Oyunda herhangi bir dekor kullanılmaz.
Yukarıda orta oyunuyla ilgili verilen bilgilerden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I     B) Yalnız II     C) Yalnız III D) I-II       E) II-III
6. Bir meydanda etrafı seyircilerle çevrili yu varlak bir alanda oynanır. Oyuncuların giysilerinin bulunduğu çadır veya perde ile kapatılmış yere “sandık odası” denir.
Oynanan oyun, adını temsil edilen olay dan alır. Yukarıda tanıtılan tür aşağıdak-lerden hangisidir?
  1. Orta oyunu
  2. Karagöz
  3. Köy seyirlik oyunu
  4. Meddah

 

E)    Körebe
7.     I. Anlatılan olayların gerçek hayatla ilgisi yoktur.
  1. Seyircide coşku, acıma, üzüntü gibi hisler uyandırır.
  2. Mendil ve sopa oyunun en önemli unsurlarındandır.

 

Yukarıda Meddah’la ilgili verilen bilgi lerden hangileri doğrudur?
A) Yalnız I       B) Yalnız II       C) Yalnız III
D) I-II       E) II-III
8. Tek kişilik tiyatro özelliği gösteren bu oyun yüzyıllar boyunca Türk halkı ara sında yaşamış ve çok sevilmiştir. İslam öncesi sözlü kültüre kadar uzanan bu tür aşağıdakilerden hangisidir?
  1. Karagöz
  2. Orta oyunu
  3. Meddah
  4. Köy seyirlik oyunu

 

E)    Opera
9. Dört tarafı seyircilerle çevrili alanda herhangi bir yazılı metne bağlı kalmadan oynanan tuluatlı oyun aşağıdakilerden hangisidir?
  1. Meddah
  2. Orta oyunu
  3. Karagöz
  4. Körebe

 

E)    Köy seyirlik oyunu
lO.Aşağıdakilerden hangisi günümüz meddahlarındandır diyebileceğimiz kişilerden biri değildir?
  1. Erol Günaydın
  2. Nejat Uygur
  3. Ferhan Şensoy
  4. Münir Özkul

 

E)    Tarık Buğra
11-Aşağıdaki bilgilerin karşılarına doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
(Y ) Karagöz, hareket taklitlerine ve konuş maya dayalı seyirlik oyundur.
(Y ) Karagöz’de figürler her zaman deği şebilir.
( D) Karagöz’ün kendine özgü müziği vardır.
( D ) usta-çırak geleneği içinde sürdürülür.
(Y ) Anlatma, söyleme, kuklaların gölgele rini perdeye düşürme gibi işlemleri birden fazla kişi gerçekleştirir.
(Y ) Dekor ve kişiler yüzyıllar içinde değiş miştir.
(D ) Tipler, Osmanlı Devleti’ndeki farklı toplulukları temsil etmektedir.
(D ) Meddah, hikâye anlatırken konu ve ki şilerle ilgili taklitlere başvurur.
( Y  ) Meddah’ta asıl olan anlatmadır.
(Y ) Olay ve kişilerin taklidi oyuna yeni bir şey katmaz.
(D ) Oyun tamamen Meddah’ın taklit yete neğine bağlıdır.
(  Y ) üsta-çırak ilişkisi geçerli değildir.

Sayfa 202

3. Öğretici Metinler
HAZIRLIK
  1. Sevdiğiniz bir şair ya da yazarın hayatını araştırıp sınıfta sunum yapınız.
  2. Seyahat ettiğiniz bir yeri, orada boşunuza giden ve gitmeyenleri ayrıntılarıyla anlatınız.
  3. Aşağıdaki metin parçalarını okuyunuz. Bu metinlerin yazılış amacını belirtiniz.
İkinci Kosova Savaşı
(Sultan Murad) Allah’a sığınup leşkerler hâzır idip Sofya’dan göçdi. Kosova’ya gelüp kâfirlerün ardından yitişüp bulışdılar. Yonko-yı lâîn top arabaların önüne çekdörüp, atlasını yayasını berk idüp, ardından durup topların tüfeklerin ve zenbereklerin kazâ yağmuru gibi yağdurup, iki tarafdan alaylar birbirine tokuşup, kâfirler âhen-pûş arabadan çıkap, Sultan Murad’un sağ kolını ve sol kolını götürüp Anadolu ve Rum leşkeri karış murış olup, cebelü kâfirler demüre gark olup, kimse önüne durmayup, kâfirün önünden savuldılar, ortaya kaldılar. Ardından, yanından gaziler kılıç koyup kayırdılar.
Tevârih-i Al-i Osman – Oruç Bey XV. Yüzyıl

Bu metnin yazılış amacı İkinci Kosova Savaşı hakkında bilgi vermektir.

Tilki
Tilkinin fitneleri ve hiyleleri çoktur. İninin çevre yanına yaban soğanın döker. Kaçan (ne zaman), kurt tilkinin inine yakın gelse, ayağına ol yaban soğanı sokunsa helâk olur. Kaçan, acıksa sırt üstü yatar, kendi meyyit mesabesinde bırakır. Kuşlar gelirler, ölmüş sanırlar, üstüne konarlar. Ol dahi anları tutar yer. Kaçan, kirpi görse üstüne varır. Kirpi dahi kendiyi açar, tilki hemen o saat boğazına yapışır, yer.
Kaçan, kendiye pire üşse ağzına bir pare keçe alır, bir su kenarına varır. Andan suya girer. Ol suya girdikten sonra kuyruğun suya sokar. Pireler kuyruğundan kaçarlar, gövdesine yapışırlar. Bu kez gövdesin dahi suya sokar. Andan sonra cemi gövdesini suya sokar. Pireler keçeye üşerler. Gider, pireler keçede kalır.
Yazıcıoğlu Ahmed Bîcân

Bu parça bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.

Dost Tutunmak Nice Olur
Şöyle bilmiş ol, ey oğul ki kişi niteki diridir, dostlardan kaçmaz. Zira ki kişi karındaşsız olmak yeğrektir dostsuz olmaktan.
Zira her kim ki dostları kaydın kayıra, dostlar dahi onun kaydın kayıradır. Pes, dost işini fikredip kayırmayan kişiye hiç kimse dost olmaya.
Andan gerü her dem dost tutulmağı âdet edin tâ ki dostların çok ola. Zira ki çok dostlar arasında kişinin çok ayıpları örtülür ve çok hüneri açılır. Amma, çünkü yeni dost tutasın eski dostlardan yüzünü döndürme.
Ve sakın ol dosttan ki seninle dostluğu yanbuçuk ola. Ve kork o dosttan ki, senin düşmanına dost ola. Ve ol dosttan dahi sakın ki senin, dostuna düşman ola. Ve ol dosttan dahi sakın ki bahanesiz kime gerekse senden şikâyet ede. Anın gibi kişiden dostluk tamah etme ve cihanda hiç kimseyi ayıpsız sanma.
Kâbusname’den Mercümek Ahmed

Bu parça öğüt vermek amacıyla yazılmıştır.

İNCELEME
1. Metin
Tezkire
Ahmedî
-Allah rahmet eylesin-
Sivas’tandır. Murat Han Gazi devrinde boy beyi olan Mir Süleyman Şah’ın maiyetindeki şairlerden ve o dönemin bilgili kişilerindendi. İskendernâme’yi adı geçen adına söylemişti. Bu eserde, batıni ilimlerden, afaki ve teşbih ve temsil ile geometri, astronomi, yıldızlar ilmi ve hikmetten çok mana ve marifeti bir araya getirip kullanmıştır. Ama şiirinde pek o kadar zerâfet, söz ve ifadelerinde hemen hiç güzellik yoktur. Rivayet edilir ki adı geçen kitap, Ahmedi tarafından yazıldıktan sonra çağının ileri gelenlerine sunulmuş ve hiç kabul görmemiş. Bu tarz şiirle bir kitaptansa fazlalıklardan arındırılmış bir kaside tercih edilirdi, demişler. O da bu ayıplamadan kırılıp gücenerek büyük bir üzüntüye kapılmış ve bu kızgınlıkla kendisine M bir hastalık arız olup sıhhati bozulmuş. Meğer o sırada merhum ı \ Şeyhi ile aynı odayı paylaşan yakın dost imişler. Olan biteni Şeyhi’ye anlatmış ve böyle bir kitaptan bir temizce kaside daha iyi olurdu, demelerini ona nakletmiş. Bunun üzerine Şeyhi, o gece Ahmedi adına duruma uygun bir muhayyel kaside meydana getirmiş. Ertesi gün Ahmedi, o bir gecelik kasideyi alıp erkâna gelmiş. Kaside ileri gelenlere arz edilince bunlar şiiri büyük bir dikkatle gözden geçirmişler. Görmüşler ki kaside beyitleri ile kitaptaki şiirlerin pek bir münasebeti bulunmuyor, lafız ve mana bakımından ise aralarında hiçbir benzerlik yok. Eğer bu kaside seninse o kitap senin değildir, eğer kitap seninse kaside senin değildir deyip aralarında aşırı bir farklılık yokken iki edebiyatçının şiirlerini birbirinden ayırıp seçmişler. Meğer o zamanın ileri gelenleri, şiirden anlayan nüktedan kişiler, anlama aşina ve izan sahibi insanlar imiş.
Böyle zamanlar aydın kişilerin en mutlu anı ve bu gibi ulular marifet sahiplerinin saadetidir.
Ahmedi’nin Mir Süleyman adına mürettep divanı, çok sayıda kaside terci ve gazeli vardır. Şiir üslûbu Şeyhi tarzına yakın ve ilk dönem şairleri vadisinde, Farsçadan tercüme, didaktik özelliktedir. Bu bir kaç matla onundur.
Matla:     Fikr eyle mebde’in neredendir nedir me’âd
Hem geldiğinden işbu makâma nedir murâd “Geldiğin ve gidilecek yerin neresi olduğunu bir düşün; ayrıca bu makama gelişinin sebebi nedir onu da.” Matla:     Bî-bekâdır bu menzil ey ahbâb
Fettekullâhe ulu’l-elbâb “Ey dost, bu menzil sonludur, geçicidir. Ey akıl sahipleri Allah’tan korkunuz.” Bu beyit de İskendernâme’sindendir. Beyt:       Hâr-puştun hâr saklar cânını
Nermlik döker semûrun kanını
“Kirpinin canını dikenler korur; yumuşaklık ise samurun ölümü olur.” Aynı anlama gelen bir başka beyit, “Savaş ve barış yerinde gereklidir, gül yerinde gül, diken yerinde diken.
Selman ile Zahîr’in kasidelerinin çoğunu Türkçeye çevirmiş, yine tıp alanında Mesâil-i Kanûn-ı Şifâ’yı manzum olarak tercüme etmiş ve muteber bir kitap yapmıştır. Sözün özü, şiiri ehliyetine, gazelleri marifetine göre değildir.
1. Etkinlik
Okuduğunuz tezkirenin yazılış amacını belirleyip aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız. Yazılış amacı:

Bu metnin yazılış amacı şair Ahmedî’nin hayatı ve edebî kişiliği hakkında bilgi vermektir.

2. Etkinlik
Okuduğunuz metin, 15. yy. şairlerinden Ahmedi’yi anlatmaktadır. Bu metinden hareketle;
A.    Tezkirelerde hangi konular işlenir?
B.    Eserde şairin hangi özelliklerinden bahsedilmiştir?
C.    Parçada nasıl bir plan izlenmiştir? Bu soruların cevaplarını aşağıdaki boş bırakılan yerlere yazınız.
A
B
C
Tezkirelerde şairlerin hayatı, edebî kişilikleri, şiirlerinden örnekler ve eserleri hakkınca bilgiler yer alır. Şiirlerinin pek güzel olmadığından bahsedilmiştir. Önce şairin nereli olduğundan bahsedilmiş, sonra sırasıyla hangi padişah zamanında yaşadığı, eserlerinin ve şiirlerinin özelliği, şiirlerinden örnekler verilmiş, son olarak da şair hakkında bir değerlendirme yapılmıştır.

 

Okuduğunuz tezkireyi yorumlayınız. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı aşağıdaki boşluğa yazınız.
4. Etkinlik
Sivas’dandur. Murâd Han Gazî devrinde boy beglerinden Mîr Selmân’un mâdih ü vasıfı ve ol asrun fâzıl-ı pür-maârifiydi. İskender-nâme’yi mezbûr’un nâmına dimişdür. Ve ilm-i bâtında âfâkî ve enfûsî teşbih ü temsîl ile hikmet ü hendeseden ve ilm-i tıbdan çok maânî ve maârif harc u derc itmişdür. Ammâ nazmında ol kadar zerâfet ve elfâz u edâsında çendân letâfet yokdur. Rivâyet iderler ki kitâb-ı mezbûn, meskûre diyup ol asrun ayânı ve erkânına arz itdükde hayyiz-i kabûle karîne olmayup bu gûne nazm ile bir kitâbdanbir parça kasîde evlâyıdı dimişler.Ol dahi bu cevâbdan müteellim ü müteessür olur ve şikestelik ânz olup mizâcı mütegayyir olur. Meger ol zamanda merhûm Şeyhî ile bir hücrede celisler ve lâ-tekellüf hem- dem ü Enîsler imiş.
Yukarıdaki paragraf Latîfî’nin 16. yy. da yazdığı tezkirenin özgün metin parçasıdır. Bu metin parçasından hareketle;
  1. Günümüz Türkçesiyle verilen metin ile yukarıdaki özgün metin arasındaki dil ve anlatım
    özelliklerini belirleyiniz.
Yukarıdaki metnin dili ağır ve süslüdür. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.
  1. Altı çizili kelimeleri günümüz Türkçesini de göz önünde bulundurarak dil yönünden karşılaştırınız.

 

Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. Kelime başlarındaki dar ünlüler henüz geniş ünlü haline gelmemiş (dimek-demek gibi)
  1. Yabancı kaynaklı kelime ve söz kalıplarını bulunuz. Bunları aşağıdaki bölümlere yazınız.

 

mâdih ü vasıfı, fâzıl-ı pür-maârifiydi, mezbûr’un, ilm-i bâtında âfâkî ve enfûsî teşbih ü temsîl ile hikmet ü hendeseden ve ilm-i tıbdan çok maânî ve maârif harc u derc, elfâz u edâsında çendân letâfet….

 

1.Dil ve anlatım özellikleri
2. Altı çizili kelimelerin dil yönünden incelenmesi
3. Yabancı kelime ve söz kalıpları
Yukarıdaki metnin dili ağır ve süslüdür. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.

 

Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. Kelime başlarındaki dar ünlüler henüz geniş ünlü haline gelmemiş (dimek-demek gibi)

 

mâdih ü vasıfı, fâzıl-ı pür-maârifiydi, mezbûr’un, ilm-i bâtında âfâkî ve enfûsî teşbih ü temsîl ile hikmet ü hendeseden ve ilm-i tıbdan çok maânî ve maârif harc u derc, elfâz u edâsında çendân letâfet….

 

 

5. Etkinlik (Okul dışı etkinlik)
a. Yazarın fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
XIV. asrın en çok eser veren, klâsik edebiyatın kurulmasında büyük rolü olan şâiri Ahmedî’dir. Germiyan Beyliği sahasında yetişen Ahmedî önce Kütahya’da okumuş, sonra Kahire’de Şeyh Ekmelüddin’den ders görmüş, burada İslâmî ilimlerden başka tıp ve matematik de öğrenmiştir. Yurduna döndükten sonra kısa bir müddet Aydın Oğullarından Ayas Beye, intisab etmiş, daha sonra Germiyan Beyi Süleyman Şah’ın hocası ve müşaviri olmuş ve Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bâyezid’in hizmetinde bulunmuş, onun mağlubiyeti üzerine Timur’un yanında kalmıştır. Sonra Şehzâde Emir Süleyman ile birlikte Edirne Sarayında da bulunan Ahmedî, daha sonra Sultan Çelebi Mehmet’e intisab etmiş ve 1413 yılında ölmüştür. Fazla sayıda ve hacimli eserler veren Ahmedî, büyük bir şâir olmamakla beraber devrinin üstadı ve Türkçe’yi iyi kullanan, nazım tekniğine hâkim kudretli bir sanatkârdır. Ahmedî’nin 8000 beyti aşan büyük bir Divanı, 8250 beyitlik İskender-nâme’si, 5000 beyit tutan Cemşîd ü Hurşid‘i eserlerinin en ehemmiyetlileridir. Ahmedî, divanındaki kasîde ve gazellerinde İran şiir mektebinin sanatlarını gösterdiği gibi, Türk ruhunun inceliklerini ve Türkçe’nin ifade gücünü de aksettirmiştir. İskendernâme Büyük İskender’in hayatı, aşkları ve fetihlerini, gayesini anlatan ve konusunu Genceli Nizâmî’nin kitabından alan fâilâtün fâilâtün fâilün vezniyle yazılmış mesnevi şeklinde bir eserdir. Başka kaynaklardan da faydalanan ve konuyu kendi buluşlarıyla, sanatıyla süsleyip genişleten Ahmedî, orijinal sayılabilecek bir eser ortaya koyduğu gibi, onu çeşitli bilgilerle zenginleştirerek bir ilimler ansiklopedisi hâline getirmiştir. Çin hükümdarı Cemşid’in Rus Kayserinin kızı Hurşid’e aşkını anlatan Cemşid ü Hurşid1403 yılında mefâîlün mefâîlün faûlün vezniyle yazılmış bir mesnevidir. Ahmedî’nin Tervihü’l-Ervah adında mefâîlün mefâîlün feûlün vezniyle yazılmış 10 bin beyti aşkın manzum bir tıp kitabi ve Mirkatü’lEdeb adını taşıyan Arapça-Farsça manzum lügati, ayrıca Arapça’nın, sarfına ve nahvine ait iki manzum risalesi de bulunmaktadır. Esere ilâve edilmiş 334 beyitlik Tevârih-i Mülûk-i Âl-i Osman bölümü, Osmanlı müellifleri tarafından yazılan, ve günümüze kadar gelen Türkçe ilk Osmanlı Tarihi olmak vasfını taşımaktadır.
b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi belirtiniz.
a. Okuduğunuz metnin ana düşüncesi ile ana düşünceye yardımcı olumlu ve olumsuz yargıları belirleyip aşağıda verilen bölüme yazınız.
Ana Düşünce
Yardımcı Düşünceler
Ahmedî, Şeyhî tarzında şiirler yazan, yazdığı eserler çeşitli vesilelerle eleştirilen önemli bir şairdir.
Şairler birbirinden etkilenebilir.
İnsanlar yazdıklarından dolayı eleştirilirler.
Eleştiri insanı daha iyiye götürebilir.

 

b. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı belirtiniz.

 

2. Metin
Seyahatname
Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Tuna’nın Buzları
Tuna buzları çözüldükten sonra emniyet ve huzur olur. Fakat Tuna, buzları tâ Alman diyarından geri sürüklenip getirildikte, kale duvarının yüksekliği seksen zıra (bir zıra 75 ilâ 90 santim) olduğu hâlde nice kere buzlar birbiri üzerine kat kat yığılıp kale duvarlarından (Silistre Kalesi) içeri buz pareleri girip nice evler harap etmiştir. Nehir içinde her buz paresi birbirine vurdukça top (yıldırım) gibi ses çıkarır. Nice bin adet Silistre şahbâzları (bando takımı), Tuna buzu üzerine haymeler kurup içip eğlenirler. Mehterhane çaldırıp cümle dilberler buz kayarlar ki garip temaşâdır. Kimi nalin, kimi pabuç ile elinde mızrak; değnek ile ayak üzre buz kayarak şehirden şehre yel önünde yaprak gibi gider. Şayet mübarek bayrama tesadüf ederse büyük salıncaklar kurulup âşık ve mâşuk birbirleriyle kolan ekip sallanırlar. Zira Tuna buzu altı yedi karış donar. Soğuk çok olduğu sene on karış donup nehri kapadığını biliriz.
Acîp hikmet-i ilâhidir. Nece bin balık avcıları, buzu delip yüz kıyye (okka) gelir, morina balığı ve mersin balığı çıkarırlar. Hikmet-i Huda, yüce Allah, balıklarına su içinde hayat vermek için Tuna Nehri’nin bazı yerinde su içinde nice bin delikler yaratmıştır ki ol yerlerde asla Tuna Nehri’nin suyu donmaz. O deliklere yüz bin iri balıklar gelip başlarını buz dan çıkarıp hava teneffüs ederler. İnsanın su içtiği gibi o balıkların rüzgâr içtiğini gördüm.
Evliya Çelebi
7. Etkinlik
Okuduğunuz seyahatnamenin yazılış amacını belirleyiniz. Çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
Bu metin bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.

 

8. Etkinlik
Okuduğunuz “Tuna’nın Buzları”adlı metni yorumlayınız. Evliya Çelebi gibi dünyayı dolaşmayı ister miydiniz? Siz onun yerinde olsaydınız gördüklerinizi nasıl anlatırdınız? Aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.

9. Etkinlik

Tuna’nın Buzları
Tuna’nın buzu çözüldükten sonra emn ü eman olur fakat Tuna, buzları tâ Alman diyârından beri sürükleyüp getirdiktekal’a divârının yüksekliği seksen zıra’ olduğu hâlde nice kere buzlar birbiri üzerine kat kat yığılup kal’adivârından içeri çok kereler bu pareleri girüpnice evler harap etmişdir. Nehriçinde her buz paresi bir birine urdukda top gibi sâ’ika hâsıl olur.

 

Yukarıdaki metin parçası Evliya Çelebi’nin özgün metninden alınmıştır.
1.    Günümüz Türkçesiyle verilen metin ile bu özgün metin parçası arasındaki dil ve anlatım
özelliklerini belirleyiniz.
    1. Altı çizili kelimeleri günümüz Türkçesini de göz önünde bulundurarak dil yönünden karşılaştırınız.
    2. Yabancı kaynaklı kelime ve söz kalıplarını bulunuz. Bunları aşağıdaki bölümlere yazınız.
      1.Dil ve anlatım özellikleri
      2. Altı çizili kelimelerin dil yönünden incelenmesi
      3. Yabancı kelime ve söz kalıpları
      Yukarıdaki metnin dili sade metne göre daha süslüdür. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.

       

      Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. ( girüp)
      zıra’, sâ’ika hâsıl olur.

       

      a. Okuduğunuz metnin ana düşüncesi ile yardımcı düşüncelerini belirleyip aşağıda verilen bölüme yazınız.
      Ana Düşünce
      Yardımcı Düşünceler
      Tuna kış aylarında üzerindeki buzlarla çok güzel bir seyir alanıdır.

       

      b. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız. Yazdıklarınızdan birkaçını arkadaşlarınıza okuyunuz.
      11. Etkinlik (Okul dışı etkinlik)
      a. Evliya Çelebi’nin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.

      EVLİYA ÇELEBİ (EVLİYA İBN-İ DERVİŞ MEHMET ZILLÎ) (İSTANBUL, 25 MART 1611 – ?, 1682)


      HAYATI: İstanbul Unkapanı’nda dünyaya gelen dünyaca ünlü büyük seyyâhın asıl adı, Evliyâ İbn Derviş Mehmet Zillî’dir ve kendisinden, “Sey-yâh-ı Alem ve nedîm-i benî âdem Evliyâ-yı bî-riyâ” diye bahseder. Babası der viş Mehmet Zıllî Sarây-ı Amire kuyumcubaşısı’dır. Soy ağacı, Hoca Ahmet-i Yesevî’ye dayanır. Çok iyi bir öğrenim görmüş, medreseden yetişmiş Ende run’da tahsiline devam etmiştir. Hafız olmuş, güzel sesiyle musikî meclisleri ne katılmış, saraya kabul edilmiş, IV. Murat’ın meclislerine katılmıştır.

      Kütahya, Bursa, Manisa, İzmit, Trabzon, Erzurum, Gümüşhane, Tortum, Sivas, Konya, Van, Bitlis, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep Kilis, Çanakkale, Gelibolu, Edirne, Selanik, Gümülcine, Mısır, Bağdat, Re van, Şanı, Beyrut, Sayda, Gazze, Suriye, Filistin, Hicaz, Sudan, Habeşis tan, Anapa, Azak, Kırım/Bahçesaray, Azabeycan, Bakü, Gürcistan, Tiflis, Hanya, Özi Eyâleti, Kafkasya, Dağıstan, Hazar Denizi sahilleri, Volga boy ları, Kazan; Tesalya, Yunanistan, Mora, Napoli, Kandiye, Girit, Bayna, Sakız, Sisam, İstanköy, Rodos, Adriyatik sahilleri, Sofya, Rakoçi, Bosna, Eflâk, Boğdan, Vocrad, Livno, Zara, Şebenik, Venedik, Bihac, Banyaluka, Temeşvar, Erdel, Arnavutluk, Avusturya, Uyvar, Hersek, Zrinvar, Viya na, Budin, Eğri, Peşte, İspanya, Danimarka, Hollanda, Dunkarkız, Brandenburg’ta bulunmuş ömrünün son senelerine kadar seyahat etmiştir.

       

      Bu seyahatlerinde çok zaman ulaklık (mektup götürüp-getirme) gö revi üslenmiş, birçok savaşın içinde bulunmuş, isyanlara şahit olmuş, sara yı anlatmış, birkaç padişahı ve kralı tanıma fırsatı bulmuştur.
      Evliya Çelebi, seyahatlerinin başlangıcının şöyle bir rüyaya bağ lar: 10 Muharrem 1630 (aşure günü) rüyasında İstanbul’da Yemiş İskelesi civarındaki Ahî Çelebî Camii’nde büyük bir cemaat içinde Hz. Peygamber’i görür ve huzurunda “Şefaat, ya Resûlullâh” diyecek yerde, hayret ve heyecanla “seyahat ya Resûlullâh” der. Hz. Peygamber tarafından seyahat ve şefaatle müjdelendiği gibi, Sa’ad bin Vakkas tarafından da kendilerine, gö receği şeylerin kaleme alınması tembih edilir; bu muntazam rüyadan uya nınca, zamanın ünlü şeyhlerine başvurup rüyasını tabir ettirir. Kasımpaşa mevlevî şeyhi Abdullah Dede’nin “ibtida bizim İslâmbulucağızı tahrîr eyle” tavsiyesine uyarak, faaliyete başlar.
      İşte İstanbul’un anlatıldığı, on ciltlik Seyehatnâme’nin birinci cildi böyle oluşmuş, yarım asır seyahat etmiştir.
      1671’de Hacc’a gitmiş, 1682’de de ölmüştür.
      EDEBİ KİŞİLİĞİ: Çocukluğundan beri hemen hemen tanımadığı insan ve çevre kalmayan, zeki, her gördüğünü sorup öğrenmeğe meraklı, gerçek bil gisini kitaptan çok hayattan almak isteyen, fırsat buldukça öğrenme arzu sunu son demlerine kadar devam ettiren, genç yaşta seyahat etme merakı başlamış, ufak cüsseli minyon bir tip olan Evliya Çelebi, ata binmeyi, cirit oynamayı, silâh kullanmayı çok iyi bilir.
      Yüksek mevkilerde gözü olmayan yazar, sevimli ve karşısındaki de çok iyi diyalog kurar; hattat, nakkaş, musıkîşinâs ve kendi çapında bir şairdir de. İnsanlar ve olaylar hakkındaki görüşlerini, gereğine göre, açık ve ya kapalı bir biçimde söylemekten geri durmamış hükümet başında bulu nanların halka yaptıkları zulmü ve yolsuz idareyi, sırası geldikçe eleştirmekten çekinmemiştir.
      Seyahatnâme’nin hemen her cildinde rastlanan çeşitli olaylar için tarih düşürme şiirlerine bakılırsa Evliya Çelebi’nin şairliği zayıftır. Nesri ne gelince konuşur gibi sade samimî üslûbu dil kuralları yanlışlarına rağ men sürükleyici bir anlatımı vardır. Sıkça rastlanan karşılıklı konuşmalar, XVII. yüzyıl konuşma dili için değerli örneklerdir.
      Üslûbunda alaycı bir hava vardır. Tanıdığı çeşitli insanların gülünç yanlarını iyi yakalar ve mübalâğacı bir biçimde anlatır. Hatıralarını nakle derken insanların hayal güçlerinin hoşlanacağı bazı garip olaylar da katmış fil doğuran kadınlardan, gaipten haber veren mağaralardan vb. bahsetmiş tir. Türkçe bir ifadeyi Arapça zannederek okuyamayanlardan bahisle za manın âlimlerini yermiş, yabancıların Süleymaniye Camii’ne hayranlıkla rını gülünç bir biçimde canlandırmıştır.
      Eseri, uzun bir seyahatin hikâyesi olmakla beraber, tarih, coğraf ya, bazı kişilerin hayat hikâyeleri, kitabeler, dil, folklor ve ekonomik ha yat gibi birçok konuya kaynaklık eder.
      Yazar doğrudan gördüklerini yazdığı gibi bazı şeyleri okudukların dan ve işittiklerinden nakletmiştir. Nitekim birçok yerli ve yabancı kaynaktan yararlanmış, gezdiği yerlerin dillerinden küçük örnekler vermiş, bazı olayları -katılmadığı halde- bizzat katılmış gibi nakletmiştir.
      Evliya Çelebi, gördüğü ulusların bütün özelliklerini yansıtmağa ça lışmış, kendisi için önemli bulduğu yanları uzun-uzadıya anlatmış, kitabeler toplamış, ünlü kişilerin hayât hikâyelerini, velîlerin menkıbelerini, eserleri ni nakletmiştir. Bu açılardan eseri, XVII. yüzyılın eşsiz bir ana kaynağıdır.

       

      ESERİ: Evliya Çelebi Seyahatnâmesi 10 cilttir. Yazar bu büyük eserini, çeşitli yıllarda kısım kısım yazmış, sonra bazı eklerle tamamlamış tır.

       

      b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi belirtiniz.

       

      3. Metin
      Mektup
      Şikâyetname
      Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat’a girdiği zaman Fuzûlî, hükümdara meşhur Bağdat Kasidesi’ni sunar. Kasideyi çok beğenen hükümdar Fuzûlî’ye Bağdat vakıflarının masraf fazlasından verilmek üzere günde dokuz akçelik bir tahsisat bağlanmasını ister. Bu parayı alabilmesi için Fuzûlî’ye bir de berât verilir. Fuzûlî, vakıf memurlarının sahtekârlıkları yüzünden uzun süre oyalanır, yolsuzluklardan rahatsız olan şair, dostu Nişancı Celâlzade Mustafa Çelebi’ye hitaben durumunu anlatan bir mektup yazar.
      Kısaca tam bir ümit ile elimde olmadan durdum ve derdimi anlatmak için vakıf görevlilerinin karşısına çıktım. Gerçi onlarla görüşmeye fırsat olmadı ama derdimi anlatmak için uğraştım. Sonunda uğursuz bir vakitte kötü bir hâlde karşılarına çıktım. (orada) Bir topluluk gördüm ki hâlleri perişan ve (onlarda) ne safadan ne doğruluktan eser var. Meclisleri sanki hileyle kurulmuş bir tuzak, mecliste hazır bulunanlar: “İşte onlar hayvanlar gibidir hatta daha da aşağıdır.” uygunsuz hareketleri ve azar dolu sözcükleri Nuh Tufanı’nın dalgalarına benzer. Yine de onların olduğu yere ulaşmak için gayret ettim.
      Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim, yararsızdır diye mültefit olmadılar (İltifat etmediler). Gerçi görünüşte sözde itâat gösterdiler ammâ hâl diliyle bütün sorularıma cevap verdiler:
      Dedim: Ey memurlar! Bu ne yanlış iş ve kaş çatıklığıdır.
      Dediler: Her zaman bizim âdetimiz budur.
      Dedim: Benim saygımı uygun görmüşler ve bana emeklilik fermanı vermişler ki ondan sürekli olarak yararlanayım ve padişaha gönül rahatlığı ile dua edeyim.
      Dediler: Ey zavallı! Sana haksızlık etmek istemişler ve ne olacağı belirsiz bir mal vermişler ki durmadan mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüp sert sözler işidesin.
      Dedim: Berâtımın içindekiler ne için yapılmaz? Dediler: Zevâidir (gelir fazlasıdır), yapılması mümkün olmaz. Dedim: Böyle evkaf zevâidsiz olur mu?
      Dediler: İstanbul’un giderlerinden arta kalsa bile bizden kalır mı?
      Dedim: Vakıf malını çok kullanmak günahtır.
      Dediler: Akçamız ile satın almışız, bize helâldir.
      Dedim: Hesap isteseler bu tuttuğunuz yolun bozukluğu görülür.
      Dediler: Bu hesap kıyamette sorulur.
      Dedim: Dünyada dahi hesap olur, haberini işitmişiz.
      Dediler: Ondan dahi korkumuz yoktur, kâtipleri razı etmişiz.
      Gördüm ki soruma cevaptan başka nesne vermezler ve bu berât ile isteğimi yerine getirmeye gerek görmezler. İster istemez uğraşmayı bıraktım, yaslı ve yoksun olarak yalnızlık köşeme çekildim.
      (…)

       

      Okuduğunuz metin Fuzûlî’nin Nişancı Celâl-zade Mustafa Çelebi’ye hitaben yazdığı ve “Şikâyetname” adıyla ünlenen mektubudur.
      1. Metnin planını çıkarınız. Eserde hangi konu işlenmektedir? Sözlü olarak ifade ediniz.

       

      Kanuni Sultan Süleyman’ın Bağdat’a gitmesi
      Fuzuli’nin hükümdara kaside sunması ve hükümdarın kasideyi beğenmesi
      Fuzuli’ye dokuz akçelik maaş bağlanması
      Fuzuli’nin maaşını ülkedeki yolsuzluktan dolayı alamaması
      Fuzuli’nin durumu bir mektupla yetkililere haber vermesi
      1. Eserde Fuzûlî nelerden şikâyet etmektedir? Bir cümle ile ifade ediniz.

       

      Fuzuli işlerini düzgün yapmayan devlet memurlarından şikayet etmektedir.
      13. Etkinlik
      Okuduğunuz mektubu yorumlayınız. Metindeki düşüncelere katılıp katılmadığınızı aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
      14. Etkinlik
      Şikâyetname
      Selâm virdüm rüşvet degüldür diyü almadılar, hüküm gösterdüm fâ’idesüzdür deyü mültefit olmadılar. Eğerçi zâhirde sûret-i itâ’at gösterdiler ammâ zebân-ı hâl ile cemî-i suâlüme cevâb virdiler. Dedüm “yâ eyyüha’l- eshâb” bu ne fi’l hatâ ve çîn-i ebrûdur. Dediler muttasıl âdetümüz budur. Dedüm benüm ve re’âyetüm vâcip görmişler ve bana berat-ü tekaaüd vermişler ki evkaafdan hemîşe behre nend olam ve padişâha ferâgatle du’a kılam.

       

      Yukarıdaki metin parçası Fuzûlî’nin “Şikâyetname” olarak bilinen özgün metninden alınmıştır.
      1 . Günümüz Türkçesiyle verilen metin ile bu metin parçası arasındaki dil ve anlatım özelliklerini belirleyiniz.
      1. Altı çizili kelimeleri günümüz Türkçesini de göz önünde bulundurarak dil yönünden karşılaştırınız.
      2. Yabancı kaynaklı kelime ve söz kalıplarını bulunuz. Bunları aşağıdaki bölümlere yazınız.
        1.Dil ve anlatım özellikleri
        2. Altı çizili kelimelerin dil yönünden incelenmesi
        3. Yabancı kelime ve söz kalıpları
        Yukarıdaki metnin dili sade metne göre daha süslü ve ağırdır. Anlaşılması biraz zordur. Sadeleşmiş metnin dili ise sade ve anlaşılır bir dildir.

         

        Yukarıdaki parçadaki altı çizili kelimelerde günümüz Türkçesine göre ses uyumu kuralının henüz yerleşmediğini görüyoruz. Eklerde yuvarlaklaşmalar var. ( deyü)

         

        mültefit olmadılar, zâhirde sûret-i itâ’at gösterdiler ammâ zebân-ı hâl ile cemî-i suâlüme cevâb virdiler, yâ eyyüha’l- eshâb, fi’l hatâ ve çîn-i ebrûdur, re’âyetüm vâcip, berat-ü tekaaüd vermişler ki evkaafdan hemîşe behre nend olam ve padişâha ferâgatle du’a kılam.

         

        15. Etkinlik
        Üç gruba ayrılınız. Okuduğunuz metinlerin hangi gelenek içinde yazıldığını tartışınız. Sonuç ları aşağıya yazınız.
        16. Etkinlik
        a. Yazarın fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımda bulununuz. Çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.
        • Fuzûlî, Azeri asıllı Türkdivan şairidir.
        • Asıl adı Mehmet oğlu Süleyman’dır.
        • Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden İslâmî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır.
        • Türkçe divanının önsözünde “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir.
        • Türkçe divanındaki şiirlerini Azerî lehçesinde yazmıştır.
        • Aynı zamanda Arapça ve Farsça divanlarından bu dilleri de çok iyi bildiği anlaşılmaktadır.
        • Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir.
        • Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.
        • Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, ehlibeyte duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir.
        • Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır.
        • Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre’dir. Leyla ve Mecnun mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dâhil) en iyi mesnevîlerden biridir.
        • İran şiirinden Hafız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevâî çizgisini en başarılı şekilde kemale erdirmiştir.
        • Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir.
        • Kanunî‘nin Bağdat‘ı fethinden sonra (1534) padişaha kasideler sunmuştur.
        • Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında dokuz akçelik maaşla ödüllendirilmiştir.
        • Maaşını alamayınca Şikayetnãme’yi yazmıştır.
        • Şikayetnãme Fuzuli’nin en önemli eserlerinden biridir. Şikâyetnâmesinde Fuzuli şöyle der: “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar. Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar.”
        b. Eserle yazar arasındaki ilişkiyi belirtiniz.
        17. Etkinlik
        Şikâyetname adlı metnin ana düşüncesi ile ana düşünceye yardımcı olumlu ve olumsuz yargı ları belirleyip aşağıda verilen bölüme yazınız
        Ana Düşünce
        Yardımcı Düşünce
        Verilen sözler mutlaka yerine getirilmelidir.
        Yetenek ödüllendirilmelidir.
        Devlet görevlisi görevini kötüye kullanamaz.
        Yapılan haksızlıklar mutlaka giderilmelidir.

         

        ANLAMA VE YORUMLAMA
        18. Etkinlik
        a. Aşağıda sade ve sanatkârane nesir örneği vardır. Bu metin parçalarından hareketle sade ve sanatkârane nesirleri bulup gösteriniz. Eserleri karşılaştırarak özelliklerini aşağıdaki uygun yerlere yazınız.
        A.    Sefer-i Ejderhan ve Kazan
        Fî sene 976. Vezîr-i a’zam Celîl Mehmed Paşa-yı Tavîl, her bâr Acem memâliki fütûhâtı mukaddemâtına sarf-ı efkâr itmekten hâli değül idi. Ve cümle-i mukaddemâtınun elzemi asker-i İslâmun zahîresini sühûletle tahsîl ve tekmil idügi zahir olmağla ba’zı ehl-i vukûf Kara Denize cârî olan Ton suyı ve yine Bahr-ı Kulzüme akan İtil Irmağı mâbeynleri mesâfe-i kalîledür.
        (.)
        Peçevî Tarihi’nden
        B.    Fezleke’den
        Divanda Sipahilerin Ayaklanması
        Rebiulâhirin yirmi üçüncü günü, Salı günü, ulûfe çıkarup yeniçeriye verildi. Sonra sipahiye ikişer, üçer kise verilmekle mutâd üzre talep edüp kaldırmadılar. Taşra hazinede hazır akçe bulunmamağla arz olunup iç hazineden yüz yük akçe hemen verilüp bundan sonra yine almayup başdefterdar Şerif Mehmet Paşa’nın başı kesilmeyince olmaz deyu ısrar ettiler. Ağalarını taşlayup çavuşbaşı ve kapucular kethudası üç defa varup “Muradınız nedir, defterdar başın neylesiz?” dedikçe taşladılar.
        SANAKKARANE NESİR
        SADE NESİR
        Sefer-i Ejderhan ve Kazan adlı metin sanatkâre metin örneğidir. Bu metnin dili ağırdır. Tamlamalar ve uzun cümleler çokça kullanılır. Arapça ve Farsça kelimeler çoğunluktadır. Seci denen kafiyeye çokça yer verilir.
        Fezleke’den adlı metin sade nesir örneğidir. Bu nesrin dili sade ve süsten uzaktır. Anlaşılması sanatkarâne metne göre daha kolaydır. Uzun cümle ve tamlamalardan kaçınılır.

         

        b.    İki nesir arasındaki en belirgin farkın neden kaynaklandığını belirtiniz.
        İki nesir arasındaki en belirgin fark dilden kaynaklanmaktadır. Sanatkârane metinlerde ağır ve süslü bir dil kullanılırken sade nesirde sade ve anlaşılır bir dil kullanılır. Sanatkârene metinlerde asıl amaç yazı ile sanatı göstermek olduğu için dil alabildiğine ağırlaşmıştır. Sade nesirde ise anlatılanlar halk için olduğu için halkın anlayacağı bir dil kullanılmıştır.
        c.    Sade ve sanatkâr nesrin özelliklerini maddeler hâlinde defterinize yazınız.
        Sade Nesir
        Dil süsten uzaktır.
        Yabancı kelimelere çok fazla yer verilmez.
        Amaç sanat yapmak değil, bilgilendirmektir.
        Sanat halk için yapılır.
        Secilere fazla yer verilmez.
        Arapça ve Farsça tamlalar çokça kullanılmaz.
        Sanatkârane Nesir
        Süslü ve ağır bir dili vardır.
        Secilere çokça yer verilir.
        Asıl amaç sanat yapmaktır.
        Arapça ve Farsça tamlamalar çokça kullanılır.
        Yabancı kelimeler sıklıkla kullanılır.
        Uzun cümleler tercih edilir.
        19. Etkinlik
        Okuduğunuz sade ve sanatkârane metinlerden hareketle dönemin kültürü ve edebiyat zevki hakkında çıkarımlarda bulununuz.
        Edebiyat çokça gelişmiştir. İnsanlar düşüncelerini açıklarken edebî dili kullanmaktadır. Büyük şairlerin yetiştiği bir dönemdir. Şairler devlet başkanları tarafından ödüllendirilmektedir. Sanatçıların sanatları takdir ediliyor. Edebiyat hem halk için hem de sanat göstermek için yapılıyor. Metinlerde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalara sıkça rastlamak mümkündür. Düz metinler de bile şiir dilinin özelliklerini görmek mümkündür.

         

        20. Etkinlik

         

        Aşağıdaki metinleri inceleyiniz ve metinlerin sonunda yer alan etkinlikleri yapınız.
        1.    Metin
        Ahmed-i Dâî
        Germiyan yöresinden Mir Süleyman şairlerindendir. Çengnâme adlı manzum kitabı ve yazışma kurallarını ihtiva eden bir eseri vardır. ükûdü’l- Cevâhir adıyla bilinir. Farsça olarak açıklanmış Arapça bir lügati ve çeşitli vezinlerde nazm edilmiş çok sayıda kıtası vardır. Gazel tarzı eskilere benzer. Çağdaşı olan nesir yazarlarına oranla çoğundan üstündür. Ama zamanımızda o üslup uygulamadan kalktığı ve hükmü kaldırılmış kitaba döndüğü için o tarz ile şimdi işlem yapılmaz. Zamanımızın yazarları ve nesir ustaları son derece zarif ve latiftirler. Şimdi o üslup tamamen terk edilmiştir. Şiir tarzı ise durumuna tanıktır. Bu şiir onun kendi ürünü ve güzel makbul icadıdır.
        Gazel:
        Eyâ hurşîd-i meh- peyker cemâlin müşteri manzar Ne manzar manzar-ı tâli’ne tâli’ tâli’-i Enver

         

        Günümüz Türkçesiyle:
        Ey yüzü parlak ayı andıran sevgili, yüzün müşteri yıldızı görünümünde. O ne talihli manzara öyle, manzaraların en parlağı.
        Latîfî Tezkiresi

         

        2.    Metin
        Japonya’da Ahlak ve Adet
        Bu ada halkının büyükleri ve uluları enselerinde birer perçem kor. Orta tabaka halkı başının yarısını tıraş eder. Oğlancıklar başının önünü tıraş eder ve hepsinin yanında birbirinin perçemine el ile dokunmak büyük ayıp ve ardır. Hepsi kıllarını cımbız ile yolarlar. Ve bunlar ak, kerli- ferli ve güzel olur. Döşek gibi kaba ve pak hasırlar ile evlerini döşeyip onun üzerine otururlar. Başlarının altını taş ve odun ile kabartırlar ve bunlar açlığa ve susuzluğa ve sıcağa ve uykusuzluğa çok sabreder ve dayanırlar. Doğan çocukları sert soğuklarda bile ırmaklara sokup yıkarlar. Memeden kestikten sonra analarından ayırıp güç yerlerde büyütürler ve ava alıştırırlar. Lakin fakirlikten daha çok nefret edilecek ve iğrenç nesne görmezler. Bundan ötürü çoğu kadınlar oğulları fakir olup ulular hizmetine varmasın deye onları öldürürler. Avratlar ipekten kumaşlar giyer ve baştan ayağa dek örtünürler. Papuçlan buğday sapından işlenip örülmüştür. Erleri büyük tafra ile giyinmiş ve silahlamış gezerler. Ve bunlar Çin halkı gibi temizliğe, arılığa çok dikkat ederler. Kaz, tavuk ve benzeri hayvanları bile evlerinde kirletirler deye komazlar, hep kırda gezdirirler. Ve yemeklerinde diz üzerine oturup iki çatal çubuk ile alıp yerler, ellerini bulaştırmazlar. Ve yaygıları kirletmemek için papuçlarını dışarıda çıkarıp çok dikkat ederler. Deniz kıyılarında ve şehirlerde alçak hâili olanlar sebzevat, pirinç ve balıkla geçinirler,   uluları çoğu av eti yerler, balığa da düşkündürler. Türlü ziyafeti ederler. Her bir türlü yemekte sofrayı bozup değiştirirler.

         

        KÂTİP ÇELEBİ, Cihannümâ’dan
        3.    Metin
        Türkiye’de Kahve ve Tütün

        Sene 962 (1554) tarihine gelinceye kadar İstanbul’da ve umumen Rum ilinde kahve ve kahvehane yok idi. Ol sene içinde Halep’ten Hakem namında bir herif ve Şam’dan Şems adlı bir zarîf gelip Tahtakale’de birer dükkân açıp kahve satmaya başladılar. Keyfe düşkün ahbaplar, hususiyle okur yazar  kısmından nice zarifler toplanır oldu ve yirmişer otuzar bir yerde meclis kurar oldu. Kimi kitap okur; kimi tavla ve santrançla meşgul olur, kimi yeni yazılmış gazeller getirip maariften bahsolunur; nice akçeler ve pullar sarfedip ahbap toplantısına sebep olmak için ziyaret tertip edenler, bir iki akçe bahası vermekle andan fazla toplantı safasın eder oldular. Şu derecede ki devam eden mâzuller, kadılar, müderrisler ve işi gücü olmayıp köşesinde oturanlar takımı “Böyle eğlenecek yer olamaz.” deyü oturacak ve duracak bir yer bulunmaz oldu. Ol kadar şöhret buldu ki devlet adamlarından gayrı büyükler duramıyarak gelir oldular.

        İmamlar ve müezzinler ve gösterişçi sofular: “Halk kahvehaneye müptela oldu!” dediler, ulema ise: “Kötülük yeridir. Ana varmaktan meyhaneye varmak evlâdır.” deyip hususiyle vâızlar yasak edilmesi hususunda gayet itina eder oldular. Müftüler: ” Her nesne ki kömür derecesine vara, tam haramdır.” diye fetvalar verdiler. Merhum Sultan Murat Han-ı Salis zamanında büyük tembihler oldu. Lakin… ulema ve meşayihten, vezirlerden ve kibardan içmez adam kalmadı. Hatta bir dereceye vardı ki büyük vezirler akar için kahveler ihdas ettiler ve günde ikişer altın alır oldular.
        Tütünü, bin dokuz(1600) içinde İngiliz keferesi getirdiler. Bazı hastalıklara şifa olmak namına sattılar. Ehl-i keyften bazı yârân: “Keyfe müsaadesi vardır.” deyip müptela oldular.
        Peçevî Tarihi’nden

         

        4. Metin
        Kâğıthane
        Bu hakîr-i pür taksir, Melek Ahmet Paşa efendimizle bu Topçular Sarayı’nda sakin olurken, her gece Kâğıthane’de nice yüz bin fişeng-i pür rengin sema boşluğuna ağdığını temaşa edip nice yüz bin top u tüfenk sedasın işittik. En son yarân-ı safânın birinden bu şâmdanlığı sual ettikte, o vefalı dost, bu hakirin ahvaline vâkıf olup:
        “Ey gam ve kederde perişan hâtır olan biçare! Aklını fikrini yitirmiş âvare! Niçin gam çölünde Mecnun gibi mahzun olup bu heva dolu Kâğıthane’den nasibini almazsın? Başka eğlence yerlerinde dahi bu Kâğıthane cemiyeti gibi bir şadmanlık olmamıştır. O bayramı görmeyen adam, yeryüzünde hiçbir şey görmüş değildir.” diye Kâğıthane’yi öyle bir methedip ballandırdı ki bu meyyâl tabiatım, berrak su misali Kâğıthane’ye doğru aktı. Ve şu beyitler hatıra geldi ki:
        Gönül eğlencesi seyr ü safâdır
        Safâ sür kim bu dünya bîvefâdır
        Kişi zevk ile olısar ferah-nâk
        Heman zevk eyle cânım, olma gamnâk!
        Deyip o ân Paşa’ya varıp Kâğıthane’ye gitmeye izin alıp kırk altın sarfedip iki koyun ve başka sayısız miktar yiyecek ve içecekler alıp münasip can dostlarımdan beş altı ağa ile çadırlarımızı alıp Kâğıthane Nehri’nin kıyısında, çınar ağacı gölgesinde kurup gece ve gündüz sohbet-i hâz’a başlayıp güyâ her gün Hüseyin Baykara zevki ederdik.
        Tamam iki ay bu sahra-yı çemanzâr u lâlezâr-ı Kâğıthane’de öyle ayş ü işretler olmuştur ki diller ile anlatılmaz ve kalemler ile yazılmaz.
        İstanbul’un bütün âyan ve eşrafı ve mirasyedi hoppa çelebileri bu Kâğıthane meydanında üç bin kadar nakışlı hayme ve çadırlar ve sayvanlar ve cibinlikler ile dümdüz ovayı bezeyip her gece cümle haymeleri nice yüz kere bir kandiller ile bal mumu ve yağlar ile ve yaldız benzeri fânuslar ile tutuştururlardı.

         

        Yatsıdan sonra yüz bin serraha fişeği semaya karışıp berkîler, bahrîler, kelebekler, badaloşkalar, delice ve gebeşler, horozlar, kule vesair envai fişeklerle ateş edip gûya Kâğıthane Nemrut ateşi içinde kalıp ve nice bin âhî, evangeli, serbâzân topları ateş edip sabaha kadar yer ve gök, gök gürültüsü misali gümlerdi.
        İki binden fazla dükkânlarda yiyecek ve içecekten başka bütün kıymetli şeyler mevcut idi.
        Evliya ÇELEBİ, Seyahatnameden
        5. Metin
        İlâhî! Ben yoğiken ne olacağımı ve beni yaratmadan ne edeceğimi bilirdin. Benim ne kulpa yapışacağımı başıma yazmış, ne yola gideceğimi ezelden çizmiş idin. Eğer ezelde kulluğa kabul ettinse fazl senindir, ni’met bana. Eğer reddeyledinse adl senindir, hasret bana.
        İlâhî! Kabûl senden, red senden. İlâhî! Şifâ senden, derd senden.
        Sâbıra-ı ezelde ne yazdınsa ol olur, hâtime-i ömrde ne kodunsa ol gelir.
        Eğer mutî’ kulların tâatlerine inanırlarsa asîlerin dahi keremine dayanırlar.
        İlâhî! Her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlâhî! Elime her ne sundunsa anı tuttum.
        İlâhî! Gönlüm oduna her ne yaktınsa ol tüter. İlâhî! Vücûdum bağına her ne diktinse ol biter.
        İlâhî! Dil verdin, zikrinden ayırma; gönül verdin, fikrinden çevirme. Îman verdin, dâim eyle; ihsan verdin, kaaim eyle.
        a. Okuduğunuz metinleri; nesir türleri, konuları ve anlatım biçimi bakımından gruplandırınız. Gruplandırdığınız türleri aşağıdaki uygun bölümlere yazınız.

         

        Nesir Türleri Bakımından
        1. Sade Nesir-
        2. Sanatkârane Neisr

         

           Konuları Bakımından
        1. Tezkireler
        2. Seyahatnameler
        3. Tarihler
        4. Hatıralar
        5. Dini metinler

         

        Anlatım Biçimi Bakımından
        1. Açıklayıcı ve bilgilendirici anlatım
        2. Betimleyici ve öyküleyici anlatım

         

        b. Metinlerin ortak yönlerini tespit edip eserlerin hangi geleneğe ait oldukları ile ilgili çıkarımlarda bulununuz.

         

                       
        Metinlerin ortak yönleri
        Ait oldukları gelenek
        Metinlerin ortak yönleri öğretici metin olmalarıdır.
        Metinlerin ait odluğu gelenek öğretici metin geleneğidir.

         

        DEĞERLENDİRME
        a. Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun sözcükler getiriniz.
        • On ciltlik meşhur Seyahatname eserinin yazarı EVLİYA ÇELEBİ’dir
        • Şairlerin hayatları ve edebî kişilikleri hakkında bilgi veren eserlere TEZKİRETÜ’Ş-ŞUARA denir.
        • Fuzûlî’nin mektup tarzıyla yazmış olduğu eserinin adı ŞİKÂYETNAME’dir.
        • XVI. yüzyıl divan edebiyatında nesir türleri ikiye  ayrılır,  bunlar:   SADE ve SANATKÂRENE nesirdir.

         

        b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
        1. Aşağıdaki şair ve yazarlardan hangisinin tarih veya coğrafya alanında eseri bulunmamaktadır?
        A) Evliya Çelebi B) Peçevi C) Nedim D) Naima E) Kâtip Çelebi

         

        2. Divan edebiyatında, edebiyatın konusu içine giren eserleri ve bunların sanatçılarını değerlendiren eserlere ne ad verilir?
        A) Seyahatname B) Dinî eser C) Tarih D) Tezkire E) Mektup

         

        3. Aşağıdakilerden hangisi divan edebiyatı nesir türlerinden değildir?
        A) İlmî eser    B) Seyahatname
        C) Mesnevi    D) Tezkire
        E) Tarih
        4. Divan edebiyatı nesir türleri için aşağıdaki yargılardan hangisi söylenemez?
        1. Sade nesirde amaç sanatlı anlatımdır.
        2. Sade ve sanatkârane nesir arasındaki en önemli fark dili ve anlatımıdır.
        3. Sade nesir dinî, tasavvufi, tarihî ve ilmî eserlerde daha çok görülür.
        4. Sanatkârane nesir, tarihî, ahlaki ve edebî konularda yazılır

         

        E)    Divan edebiyatı nesri sade ve sanatkârane olmak üzere ikiye ayrılır.
        c. Aşağıdaki sanatçılarla eserleri eşleştiriniz
        Kâtip Çelebi-Cihannüma
        Evliya Çelebi-Seyahatname
        Peçevi- Tarihi
        Latîfî-Tezkire
        Fuzûlî-Şikâyetname

         

        ÜNİTE SONU DEĞERLENDİRMESİ
        a. Aşağıda boş bırakılan yerlere uygun sözcükler getiriniz.
        1.    İslamiyetin kabulünden sonra oluşturulan ilk eserlerde bazı     Arapça ve Farsça kelimeler kullanılmaya başlanmıştır.
        2.    XIII. yüzyılda yaşayan  Hoca Dehhanî divan şiirinin ilk temsilcisi kabul edilir.
        3Danişmentname Anadolu’nun Müslüman Türklerin hâkimiyetine geçmesi sırasında Danişmend Gazi ve Melik Gazi’nin gös terdikleri kahramanlıkları anlatan bir halk destanıdır.
        b. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
        (Y ) Türkler, İslamiyetten sonraki hayatların da İslamiyet öncesi dönemdeki kültürle rinden tamamen uzaklaşmışlardır.
        (D ) X. yüzyıl ile XII. yüzyıl arasında Türk edebiyatı bir geçiş dönemi yaşamıştır.
        (Y ) Gazelin en güzel beytine matla beyit adı verilir.

         

        c. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
        1. Aşağıdakilerden hangisi Islâmiyetin etki siyle oluşturulan geçiş dönemi eserlerin den biri değildir?
        1. Orhun Abideleri
        2. Divan-ı Hikmet
        3. Divan-ı Lügati’t Türk
        4. Kutadgu Bilig

         

        E)    Atebetü’l-Hakayık

         

        2     İslami Türk edebiyatının elimize geçen ilk ürünüdür. Dinî, ahlaki görüşleri içeren didaktik tarzdaki eser, aruz vezniyle ve mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. Eser, Türk edebiyatının ilk siyasetnamesi olarak kabul edilir.
        Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki eserlerden hangisi getirilmelidir?
        1. Divanü Lügati’t – Türk
        2. Divan-ı Hikmet
        3. Muhakemetü’l – Lügateyn
        4. Atebetü’l-Hakayık

         

        E)    Kutadgu Bilig
        3. Islamiyetten önceki ve sonraki dönemin karşılaştırılmasıyla ilgili olarak verilen aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
        1. İslamiyetten sonra Türklerin sosyal ve kültürel hayatında pek bir değişiklik ol mamıştır.
        2. Türkler İslamiyetten sonra yaşadıkları gö çebe hayatı bırakıp yerleşik hayata geç mişlerdir.
        3. İslamiyet sayesinde Türklerde birlik dü şüncesi oluşmuş, sağlam bir birlik mey dana gelmiştir.
        4. Türkler bu zamana kadar çok az yazılı ürün vermişlerdir, bu dönemde yazılı ürünler de çoğalmaya başlamıştır.
        E)    O güne kadar dış etkilerden uzak olan Türkçeye Arapça ve Farsça kelimeler girmeye başlamıştır.

         

        4. Divanü Lügati’t Türk adlı eserle ilgili ola rak verilen aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
        1. Türk dilinin ilk sözlüğü kabul edilir.
        2. Eser, sadece bir sözlük değil, aynı za manda Türk folklorunun ilk kitabıdır.
        3. Eserde İslamiyet Öncesi Döneme ait söz lü ürün örnekleri vardır.
        4. Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alın mıştır.

         

        E)    Eser Arapça olarak yazılmıştır.

         

        5. XI ve XII. yüzyıl Türk edebiyatı ile ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisi yan lıştır?
        1. Âşık tarzı Türk şiiri ortaya çıkmıştır.
        2. İslami ilk ürünler verilmiştir.
        3. Eserlerde Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmaya başlanmıştır.
        4. Ürünlerde İslami kültürün izleri vardır.

         

        E)    Şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmaya başlanmıştır.
        6    ……….. , anonim halk şiiri nazım biçimidir. Sadece dört mısradan oluşur. Yedili hece öl çüsüyle söylenir. uyak düzeni aaxa şeklinde dir. İlk iki dizesi uyağı doldurmak ya da te mel düşünceye bir giriş yapmak için söyle nir. Temel duygu ve düşünce son iki dizede ortaya çıkar. Aşk, sevgi, ayrılık gibi konu larda söylenir.
        Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki-lerden hangisi getirilmelidir?
        A) Ağıt    B) Ninni    C) Mâni
        D) Türkü    E) Destan
        7. Tasavvuf edebiyatı ürünü olan “ilahi” ile ilgi li aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?
        1. Din ve tasavvuf konuları işlenir.
        2. Belli bir ezgiyle söylenir.
        3. Kendine ait özel bir biçimi yoktur, koşma ya da semai biçimlerinde olabilir.
        4. Genellikle hece ölçüsü kullanılır.

         

        E)    Ağırlıklı olarak beyit nazım birimi kullanılır.
        8. Aşağıdakilerin hangisi halk şiirinin genel özelliklerinden biri değildir?
        1. Halkın içinden doğan eserler, konu, te ma ve duyarlık bakımından halkın haya tına sıkı sıkıya bağlıdır.
        2. Nazım birimi olarak bent ve beyit esas alınır.
        3. Şiirlerde, genellikle millî ölçü olan hece ölçüsü kullanılır.
        4. Aşk, doğa, ayrılık gibi halkı ilgilendiren somut konular işlenir.
        E)    Yalın, içten ve doğaçlama bir anlatım kullanılır.
        9     diğer halk şiiri türlerine göre biraz daha özgürce uyaklanır ve ilk söyleyeni, bir süre geçtikten sonra unutulur. Daha çok Or ta ve Güney Anadolu’da Afşar ve Türkmen kökenli toplumlarda, belli geleneksel eylem lere uyularak ölen kişinin başında ya da o gömüldükten sonra genellikle kadınlar tara fından söylenir.
        Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki-lerden hangisi getirilmelidir?
        A) Ağıt        B) Destan        C) Türkü
        D) Ninni
            E) Mâni
        10. Aşağıdakilerden hangisi halk edebiyatı nesri ürünlerinden değildir?
        A) Karagöz    B) Roman
        C) Tekerleme    D) Fıkra
        E) Masal
        11. Aşağıdaki cümlelerden hangisi halk şiiri nin genel özelliklerinden biri değildir?
        1. Halk kültürüne ve diline bağlılık esastır.
        2. Süsten uzak, yalın bir Türkçe kullanılır.
        3. Millî ölçü olan hece ölçüsü kullanılır.
        4. Aşk, doğa, ayrılık, özlem, dil, tasavvuf gi bi konular işlenir.

         

        E)    Genellikle tam ve zengin kafiye kullanılır.
        12. Anonim halk edebiyatı nazım türü olan ağıtın, İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatında karşılığı………, divan edebiyatında karşılığı ise……………..    
        Bu cümlede boş bırakılan yerlere sırasıy la aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
        1. Sagu – mersiye
        2. Mersiye – sagu
        3. Koşuk – mesnevi
        4. Sav – mersiye

         

        E)    Sagu – hicviye
        13. Âşık edebiyatı nazım şekillerinden koşmanın bir türü olan bu şiirlerde yiğitçe bir söyleniş vardır. Savaş, kahramanlık gibi konular işle nir.
        Yukarıda tanıtılan şiir türü aşağıdakiler-den hangisidir?
        A) Destan    B) Koçaklama    C) Taşlama D) Güzelleme E) Ağıt

         

        14. Aşağıdaki cümlelerden hangisi halk şiiri nin genel özelliklerinden biri değildir?
        1. Toplum hayatını ilgilendiren sorunlara da sık sık eğilen şairler, bunlarla ilgili eleşti riler getirirler.
        2. Doğal, somut ve samimi bir anlatım var dır.
        3. Nazım birimi olarak dörtlük esas alınmış tır.
        4. Şiirler genellikle saz eşliğinde, belli bir ez giyle okunur.
        E)    Ölçü olarak aruz vezni tercih edilmiştir.
        15. Din ve tasavvuf konularının işlendiği şiirlere …………..denir. Bunlar herhangi bir tarikatın görüşlerini yansıtmaz; konuyu genel olarak ele alır. Koşma gibi uyaklanır ve genellikle 4+4 duraklı 8’li ölçü kullanılır.
        Yukarıda boş bırakılan yere aşağıdakiler-den hangisi getirilmelidir?
        A) Nefes       B) Deme       C) SemaiD) İlahi    E) Mesnevi
        16. Alevi ve Bektaşi şairlerin, ayinlerde, meclislerde ezgiyle okudukları, koşma biçimindeki şiirlere      adı…….. verilir. Genellikle tasavvuftaki vahdetivücut düşüncesi anlatılır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve Hz. Ali için övgüler de söylenir. Bu şiirlerde kalenderaneve alaycı bir üslup dikkati çeker.
        Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdaki-lerden hangisi getirilmelidir?
        A) Nefes        B) İlahi       C) Nutuk
        D) Deme    E) Devriye
        17. Arap şiirinde çok kullanılan bir nazım biçimi dir. Arapçadan İran şiirine, oradan da Türk şiirine geçmiştir. Beyit sayısı 33 ile 99 ara sında değişmekle birlikte daha kısa veya uzun olanları da vardır. Matla beyti kendi arasında uyaklıdır. Sonraki beyitlerin ilk dize leri serbest, ikinci dizeleri baştaki iki dize ile uyaklıdır.
        Bu parçada tanıtılan divan edebiyatı na zım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?
        A) Gazel        B) Kaside        C) Şarkı
        D) Müstezat
            E) Mesnevi
        18. “Gazel” ile ilgili olarak aşağıdaki cümle lerde verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
        1. Divan edebiyatının en yaygın nazım biçi midir.
        2. Edebiyat dünyasına Türklerin kazandırdı ğı bir nazım biçimidir.
        3. Beyit nazım birimi esasına göre yazılır.
        4. Aşk, ıstırap, sevgi, sevgilinin âşığa çektir diği cefalar gibi konular işlenir.

         

        E)    İlk beytine matla, son beytine makta adı verilir. 

         

Kaynak : Zambak Yayınları

10.Sınıf Edebiyat Kitabı Cevapları 2013-2012 Sayfa ( 163 ile 187 )

BÜTÜN SAYFALAR İÇİN TIKLAYINIZ

4. XV. Yüzyıldan XIX. Yüzyıl Ortalarına Kadar Osmanlı Edebiyatı
B. Olay Çevresinde Oluşan Edebî Metinler
1. Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler
 
HAZIRLIK
  1. Geçmiş yıllardaki bilgilerinizden hareketle anlatmaya bağlı edebî metinler kavramından ne anla dığınızı açıklayınız.
Bu metinler, bir olay veya durum çevresinde yer, zaman, kişi belirtilerek ve bir plan dâhilinde olayların okuyucunun veya dinleyicinin zihninde canlandırılacak şekilde ifade edilmesiyle oluşur. Anlatmaya bağlı edebî metinler masal, destan, halk hikâyesi, mesnevî, manzum hikâye, hikâye ve romandır.
  1. Halk hikâyelerine, mesnevilere örnekler bulunuz ve bunları sınıfa getiriniz.
  2. Halk hikâyelerinin sözlü kültürdeki yerini ve önemini belirten yazılar bularak sınıf panosuna asınız.

 

HALK HİKÂYESİ
Halk hikâyesi, nazım ve nesir katışığı eserlerdir. XV. yüzyıl başlarında yazıya geçtiği sanılan, fakat daha önceki yüzyıllarda oluştuğu anlaşılan Dede Korkut Hikâyeleri, bu türün elimizdeki ilk örneğidir.
Destanların, ya da birtakım olaylar üzerine yakılan türkülerin oluşumu gi bi, halk hikâyelerinin oluşumu da çoğu zaman geçmiş bir olaya, yaşamış bir kişi nin hayatına bağlıdır (Ercişli Emrah’ın yaşamış bir saz şairi olduğu, Kö roğ1u ile arkadaşlarının da XVI. yüzyıl sonlarındaki Celâli eşkıyaları arasında adının geçtiği biliniyor). Bunlara benzetme yoluyla, ya da masallardan yararlanı larak hayalsi hikâyelerde yaratılmıştır. Halk hikâyelerinin oluşumunda gerçek olayların, masalların payı olduğu gibi, İran yoluyla gelmiş bulunan Arap, Hint ve Fars hikâyelerinden (Bin Bir Gece, Kırk Vezir, Tuti-nâme v.b.), bu arada Di van edebiyatındaki ünlü mesnevî konularından da (Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Yûsuf ile Zü1eyhâ v.b.) yararlanılmıştır.
Halk hikâyeciliği geleneğinde bir yandan eski hikâyeler ustadan çırağa, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa geçerek sürüp giderken bir yandan da yeni olay lardan yeni hikâyeler düzenlenmiş, bunlar da ustadan çırağa geçme yoluyla ya şamaya başlamıştır. Destanların olduğu gibi hikâyelerin de kuşaktan kuşağa ak tarılarak sürdürülmesi geleneğinin yazıya geçmiş en eski belgesini Dede Kor kut Kitabı’ndaki Deli Dumrul hikâyesinin sonunda görüyoruz:
“Bu boy Deli Dumrul’un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert yiğitler dinlesin.”
Sözlü gelenekte yüzyıllarca ağızdan ağıza sürüp gelen hikâyelerden birka çı somadan yazıya geçmiş, kimileri de ancak XIX.yüzyılın sonlarına doğru ba sılmıştır.
Halk hikâyeleri, hikâyeci-âşıkların da bölüşüne göre, konuları bakımın dan başlıca üç bölüme ayrılır: Kahramanlık Hikâyeleri, Aşk hikâyeleri ve Dinî Hikâyeler.
Savaş, dövüş, kabadayılık, babayiğitlik vb. olaylarını işleyen hikâyeler bi rinci bölüme girer (Dede Korkut hikâyeleri, XVI. yüzyıldan sonra oluşan Köroğlu hikâyeleri vb.); bu yoldaki hikâyelerde eski destan geleneğinin izleri gö rülmektedir.

 

Aşk olaylarını işleyen hikâyeler ikinci bölüme girer. Bunların bir bölümü, kimliği bilinen kişilerin (saz şairlerinin, ya da başkalarının) hayatları üzerine ku rulmuştur (Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Emrah ile Selvi Han vb.); bir bölümü ise, kimliği bilinmeyen hayalsi kişiler üzerine kurulmuştur (Elif ile Mahmut vb.). Bu yoldaki hikâyelerde, birbirine kavuşmak isteyen bir kızla bir erkeğin kavuşmalarını önleyen din ayrılığı (Kerem ile Aslı), sınıf ayrılığı (Emrah ile Selvi Han vb.), servet eşitsizliği (Arzu ile Kamber vb.) gibi toplumsal engel lerle savaşmaları anlatılır.
Dinî hikâyeler ise, tarihe mal olmuş kahramanları veya dinsel açıdan önemli kabul edilen erdemli kişileri konu edinen halk hikâyeleridir. Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişment Gazi, Hz. Ali gibi şahısların üzerine kurulmuş hikâyelerdir.
Halk hikâyeleri, genellikle kasaba ve köylerde uzun kış gecelerinde, ra mazan gecelerinde, düğünlerde ve başka nedenlerle yapılan toplantılarda anlatı lır. Bir hikâyenin anlatımı, konunun uzunluğuna, hikâyeci-âşıkların gücüne, dinleyicilerin ilgisine göre, her bir toplantı dört beş saat olmak üzere, 3-7 gece, hatta kimi zaman daha da uzun sürer. Hikâyecinin, yere ve zamana göre, asıl ko nuya eklediği başka olay ve menkıbelere “karavelli” adı verilir. Yukarıda da işa ret ettiğimiz gibi, nazım ve nesir katışığı olan bu hikâyelerde olaylar nesirle an latılır; ancak, coşkulu yerlerde hikâyeci-âşık “telle söylemeyi dille söylemeye” yeğ sayar. Hikâyeci, ayakta dolaşarak, gerektikçe vücut ve yüz hareketleri yapa rak, hikâye kişilerinin konuşma ve duygu özelliklerini ses taklitleriyle belirterek anlatır, çalar ve çağırır. Bu bakımdan, halk hikâyesi, şiir, musiki, hikâye ve oyun özelliklerini kendinde toplamıştır.
Halk hikâyelerinin kendine özgü bir biçimi, bir düzeni vardır. Kesin biçi mini XVI. ya da XVII. yüzyılda aldığı sanılan bu hikâyeler “Râviyânahbâr ve nâkılân-ı âsâr ve muhaddisân-ı rüzgâr şöyle rivayet ederler ki…” yolunda bir söz kalıbıyla başlar; “döşeme” adı verilen ve nesirle söylenen bir tekerlemeden son ra asıl konuya girilir; “Ustamızın adı Hıdır, elimizden gelen budur” yolunda bir söz kalıbıyla da sona erer. Hikâyelerin içinde de birtakım söz kalıpları vardır; bunların en ünlüsü, türkülere başlamadan önce söylenen: “Aldı Kerem”, “Aldı Garip”, “Aldı bakalım ne dedi” yolundaki sözlerdir. Bunun en eski örneğini De de Korkut Kitabı‘nda görüyoruz: “Burada Dirsa Han soylamış, görelim Han’un ne soylamış, aydur.”

 

Halk hikâyeleri; Türk, Arap ve İran-Hint Kaynaklı olmak üzere üç grupta toplanır:
Kaynağı Türk olan hikâyeler: Dede Korkut Hikâyeleri, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Emrah ile Selvihan vb.
Kaynağı Arap olan hikâyeler: Yûsuf u Züleyhâ, Leyla ile Mecnun vb.
Kaynağı Hint-İran olan hikâyeler: Ferhat ile Şirin, Kelile ve Dimne vb.

 

  1. Halk hikâyeciliği kültürümüzün zengin olmasının sebepleri nelerdir? Açıklayınız.
Halk hikâyesi, “âşık” adı verilen saz şairlerinin anlattıkları hikâyelerdir. Bu çeşit hikâyeler, yerleşik hayata (şehir, kasaba, köy hayatına) geçildikten sonra, destanların gördüğü işi görmek üzere oluşmaya baş lamış ve zamanla, destanların yerini almıştır. Destanlarda bir topluluğun ve o topluluk başındaki hükümdarın meydana gelişi, topluluk içindeki çeşitli birliklerin kendi aralarında çarpışarak tek bir yönetim altında birleşmeleri, daha sonra dış ülkeleri ele geçirmeleri, bu arada doğa ve doğa-üstü kuvvetlerle uğraşmaları v.b. anlatılır. Yerleşik hayat başladıktan sonra ortaya çıkan halk hikâyelerinde ise, şe hir, aile ve toplum için çatışmalar konu olarak alınır. Destanlardaki soylu kişile re karşılık, halk hikâyelerinde tüccarlar, zanaatçılar, sanatçılar, halktan kişiler, din adamaları v.b., olayların baş kişisi olur. Bu hikâyelerde de doğa-üstü kuvvetlere (Hızır vb.) ve olağan-üstü olaylara (hayvanların, derelerin vb konuşması, işe karışması, hikâye kişisinin Tanrıya duasıyla herhangi bir engelin ortadan kalk ması vb.) geniş ölçüde yer verilir.
  1. Aşağıdaki konularla ilgili bir sunum hazırlayınız.
a.    Halk hikâyeleri ve mesnevilerin yapısı, teması ve edebî değeri
b.    Halk hikâyelerinin konusundan hareketle film yapılıp yapılamayacağı
c.    Halk hikâyeleri anlatan meddahların, günümüz şovmenleriyle ilgisiç. Halk hikâyeleri ve mesnevilerin çağdaş anlatılardaki yeri
  1. Halk hikâyeciliği günümüzde de geçerli midir? Araştırınız.
Bugün halk hikâyeciliği geleneği yok denecek kadar azdır. Nadir olarak köy ve kasabalarda halk hikâyesi anlatan kişilere rastlanmaktadır. Bu kültürün ortadan kalkmasında teknolojinin büyük etkisi olmuştur.
  1. Meddahın hikâye anlatma geleneğiyle ilişkisini araştırınız.
Evet, ilişkisi vardır. Meddah bir çeşit halk hikâyesi anlatan kişidir.

 

1. Metin
Kerem ile Aslı Hikâyesi
Bir zamanlar İran’ın güzel bir beldesi olan Isfahan şehrinde çok adaletli, merhametli, güçlü, kuvvetli bir padişah varmış. Gece gündüz evlat hasretiyle yanıp tutuşan bu padişah, derdini kederini biraz olsun unutabilmek için İsfahan’ın en güzel yerine eşi benzeri olmayan bir saray yaptırmaya karar vermiş.
Hazinedarı olan Keşiş’i bir gün huzura çağırtmış. Bu Keşiş’in de hiç çocuğu yokmuş. Padişahla Keşiş aynı dertle yanıp tutuşurlarmış. Huzura gelen Keşiş’le birlikte sarayın planını yapmışlar.
Isfahan beldesinin en güzel yerine harikulade bir saray yapılmış. Eşi benzeri olmayan bu sarayda padişah eğlenceler düzenleyerek kederini unutmaya çalışıyormuş.
Günlerden bir gün yine o güzel sarayda eğlence düzenlenmiş. Padişahın karısı Hanım Sultan ile Keşiş’in karısı da eğlenceye katılmak üzere yola koyulmuşlar. Tam saraya varmak üzereyken karşılarına ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar çıkmış. Hanım sultana bir elma fidanı, Keşiş’in karısına da bir armut fidanı vermiş ve bunları sarayın en nadide köşesine dikmelerini söylemiş.
Hanım Sultan ve Keşiş’in karısı hemen fidanları dikmişler. Kendi elleriyle suluyor ve özenle bakıyorlarmış. Hanım Sultan; dünyada bir evladım olmadı, bari dikili bir fidanım olsun diye düşünüyormuş.
Bir gün yine böyle düşünerek ağlayan Hanım Sultan, sarayın salonunda uyuyakalmış. Rüyasında kendisine ve Keşiş’in karısına fidan veren nur yüzlü ihtiyarı görmüş.
Nur yüzlü ihtiyar:
    Sen hiç merak etme. Senin dualarının kabulü için ben de dua ettim, inşallah duaların kabul olacak ve sen de muradına ereceksin. Senin ağacın meyve verdi. Eğer onu yersen dileğin kabul olur, demiş.
Keşiş’in karısının diktiği armut ağacında ise hiç meyve yokmuş. Hanım Sultan, Keşiş’in karısı üzülmesin diye elmayı ikiye bölmüş ve ona dönerek:
    Bu elmanın yarısını sana veriyorum ama bir şartla. Eğer kızın olursa benim oğluma vereceksin. Yok, eğer oğlun olursa benim kızımı alacaksın demiş. Keşiş’in karısı bu teklifi hemen kabul etmiş ve elmaları yemişler.
Bir süre sonra Keşiş’in karısı da Hanım Sultan da hamile kalmış. Zamanları dolunca da Keşiş’in karısının bir kızı, Hanım Sultan’ın ise bir oğlu olmuş. Oğlanın adını, “Ahmet Mirza”, kızın adını ise “Kara Sultan” koymuşlar.
Keşiş’in kızı bir ay parçası kadar güzelmiş. Kızını padişaha vermek istemiyormuş. Çünkü padişahla aynı dinden değillermiş.
Keşiş:
  • Eğer şehri terk etmezsek padişahtan bize rahat yok, demiş. Fakat karısının aklına daha iyi bir fikir gelmiş. Keşişe dönerek:
  • Bir süre sonra kızımızın öldüğünü söyleriz ve buralardan bu nedenle uzaklaşmak isteriz, demiş.

 

Aradan bir yıl gibi bir zaman geçince Keşiş hemen padişahın huzuruna varmış ve kızının öldüğünü, bu üzüntüyle artık buralarda yaşayamayacağını anlatmış.
Bunun üzerine padişah Keşiş’e biraz altın vererek azat etmiş.
Diğer taraftan padişahın oğlu Mirza Bey 13-14 yaşlarına gelmiş. Babası onu en iyi hocalarda okutuyormuş. Mirza Bey’in çok kurnaz ve zeki bir arkadaşı varmış. Adı Sofi olan bu arkadaşı bir gün
Mirza Bey’e:
  • Bak Mirza Bey! Bu kadar okuduğumuz yeterli. Bu gençlik bir daha elimize geçmez. Biraz da eğlenelim, avlanmaya gidelim, seyahatlere çıkıp dünyayı dolaşalım, demiş.
  • Sofi’nin bu söylediklerini haklı bulan Mirza Bey öncelikle av hazırlıklarını başlatmış. Bu arada Mirza Bey bir gece rüyasında “Kara Sultan”ı görmüş ve âşık olmuş. Kalbi aşk ateşiyle yanan Mirza Bey, babasından izin alarak arkadaşı Sofi ile birlikte avlanmaya çıkmış.
  • Gide gide Keşiş’in yaşadığı köye varmışlar. Padişahın oğlu Mirza Bey av sırasında çok güzel bir şahine rastlamış. Şahin çok güzel bir bahçeye girmiş. Mirza Bey de peşinden girmiş. O güzel bahçede şahini ararken karşısına çok güzel bir köşk çıkmış. Mirza Bey güllerin, sümbüllerin ve yaseminlerin arasında kurulmuş olan bu muhteşem köşkün pencerelerine bakarken olduğu yerde donup kalmış. Rüyasında ona aşk şerbeti içiren dilberin o olduğunu fark etmiş. Ardından aralarında bir konuşma geçmiş, önce birbirlerine hitap edecekleri isimleri değiştirmişler. Mirza Bey’in adı Kerem, Kara Sultan’ınki de Aslı olmuş.
  • İşte ne olduysa bundan sonra olmuş. Kerem, Aslı’ya kavuşmak için harekete geçmiş ancak Keşiş yine kaçmış. Kerem anasıyla ve babasıyla helalleşerek Sofi ile birlikte Aslı’yı aramaya koyulmuş. Sırasıyla Gence’ye oradan, Revan’a, Çıldır’a, Ahıska’ya, Şerki’ye, Orhan’a, Oltu’ya, Narman’a, Bayat’a, Ürgüp’e, Tiflis’e, Ahlat’a, Muş’a, Malazgirt’e, Pasin Ovası’na, Uzun Ahmet’e, Hasan Kalesi’ne, Erzurum’a, Eşen Kalesi’ne, Varbik’e, Tercan’a, Cinci Beli’ne, Eşkat’a, İbrit’e, Ayaş’a, Zile’ye, Sivas’a vb. gider. Aslı’yı bulamazlar. Yolları Kayseri’ye düşer. Burada bir çobanla karşılaşırlar. Kerem çobana sorar.
  • Aldı Kerem
  • Eğlen çoban eğlen haber vereyim
  • Dudu dillim Kayseri’ye vardı mı?
  • Mecnun oldum varıp bulup sorayım
  • Aslıhan’ım Kayseri’ye vardı mı?
  • Akıtayım gözlerimin yaşını
  • Gurbet ele saldın garip başımı
  • Anan çekti otuz iki dişimi
  • Benim çektiğim yâr senin elinden
  • Çoban, Keşiş’in Kayseri’ye gittiğini söyler. Kerem ile Sofu, Kayseri’ye varırlar. Kerem, Aslı’yı bulur, Müslümanlığa davet eder. Kız kabul eder, Kerem’in boynuna sarılır. Kerem hile zanneder, Aslı aşka gelip bir dal parçası alarak Kerem’le söyleşir.
  • Aldı Aslı
  • Yine düştüm ateşine yanarım Yandım Kerem beni rüsvay eyleme Beni aşkın ateşine salan var Yandım Kerem beni rüsvay eyleme
  • Aldı Kerem
  • Dertli Kerem ister Hak’tan yardımı Mevla’m bir kuluna verme derdimi Aslı göçtü viran koydu yurdumu Aslıhan’ım Kayseri’ye vardı mı?

 

Kerem ile Sofu oradan ayrılır. Padişahın adamları bunları yakalayıp hapse atar. Bu arada Keşiş Halep’e gelip bir Ermeni evine misafir olur. Ev sahibi onun yabancı olduğunu anlayınca nereden geldiğini sorar. O zaman Keşiş bir ah çekip:
  • Halimi hiç sorma! Ne kadar kaçtıysam Kerem peşimi bırakmadı. Kaça kaça nihayet buralara geldim. Neredeyse burayı da bulur. Bir türlü elinden kurtulamıyorum, demiş. Ev sahibi:
  • O gelmeden kızı buradan birine verelim, bakar ki kızı başkaları almış o zaman vazgeçer, sen de kurtulursun, demiş. Keşiş de hemen alelacele kızı nişanlayıp düğün hazırlıklarına başlamış.
Aslı Han ah edip, gece gündüz:
    İlahî, babamın iki gözlerini kör eyle, diyerek ağlayıp dururmuş. Kerem ile Sofi Halep’e varmışlar. Oradaki bir kahveye oturmuşlar. Halep Paşası’nın Külhanbeyi kol gezerken Kerem’i görmüş, o da kahveye girmiş.
Kerem:
    Buralardan bir Keşiş geçti mi? Kendisi Isfahanlıdır, diye sormuş. Külhanbeyi:
    Onlar buradadır, deyince Kerem öyle bir ah etmiş ki ağzından alevler yükselmiş. Bu alevler neredeyse Külhanbeyi’ni yakacakmış. Kerem’in derdini anlayan Külhanbeyi:
    Sen merak etme, ben seni kıza kavuştururum ama kız da seni istiyor mu, deyince Kerem “evet” demiş.
Bu arada Aslı Han’ın düğünü olmaktaymış. Külhanbeyi hemen bir kadın bularak Aslı Han’ın yanına göndermiş. Kadın Aslı Han’ı bulmuş ve Kerem’in geldiğini söylemiş. Gizlice birlikte Kerem’in yanına gelmişler. Uzun ayrılıktan sonra kavuşan âşıklar bir süre hasret gidermişler. Kerem’in geldiğini haber alan Keşiş:
  • Bizi burada da buldu, bundan kurtulmanın çaresi yoktur. İyisi mi kızı vereyim ama bir oyun edeceğim ki kıyamete kadar söylensin demiş. Kızı Kerem’e vermiş ancak kızının elbisesini kendisi yapmak istemiş. Elbiseyi yapmış, boydan boya sihirli düğmeler koymuş, kızına da:
  • Bak kızım, muradına ereceksin ama bir şartım var, eğer bu şartımı yerine getirmezsen hakkımı sana helal etmem, düğün gecesi bu elbisenin düğmelerini Kerem’e açtıracaksın demiş.
Bir mübarek gecede Aslı ile Kerem’i gerdek odasına koymuşlar. Kerem:
    Ey sevdiğim, Hakk Teala’ya şükür bizi yine kavuşturdu, deyince Aslı:
    Ey sevdiğim sana bir şey söyleyeceğim ama sakın gücenme. Babam yemin verdirdi, elbisemin düğmelerini sen çözeceksin, yeminimin yerine gelmesini isterim.
Kerem düğmeleri çözmeye başlamış ama son iki tanesine gelince bakmış ki düğmeler yeniden iliklenmiş. Yine çözmeye başlamış, yine son iki tanesine gelince hepsi iliklenmiş. Böylece devam etmiş. Nihayet sabah namazı olmuş. Muradına eremeyen Kerem bunun bir oyun olduğunu anlamış, öyle bir “Ah!” etmiş ki ağzından çıkan alevler tepesinden başlayarak onu yakmaya başlamış. Aslıhan bir de bakmış ki Kerem’i ateş bürümüş, yaptığına pişman olup:
    Vay baba, ocağım söndü, diyerek başlamış Kerem’in üstüne su dökmeye. Bu sırada Kerem yine sazına sarılıp alevler arasında türkü söylemiş.
Kerem bunları söylerken cayır cayır yanıp kül olmuş. Feryatlar koparan Aslı’yı annesi teselli etmeye çalışmış ama ne çare! Aslı, Kerem’in külünün başında kırk gün beklemiş. Kırk gün sonra küller etrafa savrulmaya başlayınca saçıyla süpürmek istemiş. Kerem’in külüyle Aslı’nın da saçları tutuşmaya başlamış ve o da cayır cayır yanmış. Daha sonra da Aslı’nın külü Kerem’in külüne karışmış. Padişah hem Keşiş’i hem de karısını katlettirir. Sofu, Aslı ile Kerem’e Allah’tan rahmet dileyip şunları söyler.

Yandı Kerem Aslıhan’ın elinden Seveceksen vefalı yâr sev gönül Her yâr ateş almaz yârin külünden Seveceksen vefalı yâr sev gönül

Yâr elinden koklanmadık gül olma Kul kadrini bilmeyene kul olma Yana yana Kerem olma kül olma Seveceksen vefalı yâr sev gönül

Hzl. Neslihan ÇETİNDAĞ
Kerem ile Aslı
1. Etkinlik
a. Kerem ile Aslı hikâyesinin yardımcı ve temel karakterlerini bulunuz. Karakterlerin olay örgüsündeki işlevlerini belirtiniz.
Yardımcı karakterler
Temel karakterler
Karakterlerin işlevi
Padişah, Keşiş, Hanım Sultan, Keşiş’in karısı, Aksakallı İhtiyar, Sofi, Ermeni, Padişahın adamları, Külhanbeyi,
Kerem, Aslı
Karakterler metnin vermek istediği mesajı dinleyicinin zihninde somutlaştırır. Biz iyi ve kötü kavramlarını bu karakterler sayesinde somutlaştırırız.

 

b. Kişilerin tarihî, dinî ve mitolojik özelliklerini açıklayınız.
Kerem ile Aslı tarihte yaşamış kişiler olduğu için tarihi bir özellik gösterir.
Müslümanlık metne hakimdir. Kerem  Aslı’yı İslama daver eder. O da kabul eder. Metindeki şişiler İslam düşüncesine göre şekillendirilmiştir.
Bir ah çekerek Kerem’in yanması, Aslı’nın  saçını süpürge yayıp yanması, rüyada aşık olma kişilerin mitolojik özellikleridir.
2. Etkinlik
Okuduğunuz hikâyede anlatılan olayların yaşanması mümkün müdür? Örnekler göstererek tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.
İki insanın birbirini sevmesi her çağda olmuştur. Ama bu hikâyede anlatılan gibi bir sevginin yaşanması mümkün değildir. Rüyada aşık olma, ah çekip yanma olağanüstü şeylerdir.

3. Etkinlik

Metinde verilen yardımcı düşüncelerden hareketle olay örgüsünü bulunuz.
Yardımcı düşünceler
Olay örgüsü
Seven insan sevdiği için her şeyini feda eder.
İnsan verdiği sözü tutmalıdır.
Sevgi insana çok şey yaptırır.
Sevgi fedakarlık ister.
Sabır her şeyin anahtarıdır.
Padişahın saray yaptırması
Padişahla Keşiş’in çocuklarının olmaması
Aksakallı İhtiyarın Padişahın karısı ile Keşisin karasına dikmeleri için fidan vermesi
Hanım Sultan’ın rüya görmesi
Elma ağıcın meyve vermesi ve Hanım Sultan ile Keşiş’in karısının bu elmadan yiyip sözleşmeleri
İki kadınında hamile kalması ve çocuklarının olması
Keşişin kızı büyüyünce sözünü tutmayıp kızını kaçırmak istemesi
Keşisin padişahın huzuruna gelerek kızının öldüğünü söylemesi
Mirza’ın rüyasında Kara Sultan’ı  görüp aşık olması
Mirza’nın av sırasında rüyasında aşık olduğu kızı görmesi
Bu karşılaşmadan sonra Mirza’nın adının Kerem, Kara Sultan’ın adının ise Aslı olması
Kerem’in Aslı’yı aramak için şehir şehir dolaşması
Kerem’in Aslı’yı Kayseri’de bulup onun Müslüman olmasına vesile olması
Keşiş’in Aslı’yı başkasıyla nişanlayıp düğün hazırlıklarına başlaması
Aslı’nın  düğünü sırasında Kerem’den haber alıp onun yanına gitmesi
Keşiş’in kızını Kerem’e vermesi ve hileli bir elbise yapması
Düşün gecesi Kerem’in sabaha kadar hileli elbiselerin düğümünü çözmeye çalışması
Kerem’in ah edip yanıp kül olması
Aslı’nın  saçını süpürge ederken  yanıp kül olması
Padişah’ın Keşiş’i öldürmesi ve Sofi’nin Kerem ile Aslının  mezarı başında dua etmesi.

 

4. Etkinlik

Okuduğunuz hikâyede verilmek istenen mesaj nedir? Verilmek istenen mesajla olay örgüsü ve kişiler arasında nasıl bir bağ vardır? Belirtiniz.

Hikâyede verilmek istenen mesaj “İnsan sevdiği için her türlü sıkıntıya göğüs germelidir.” Şeklinde olabilir. Bu mesaj endeksli olarak kişiler seçilmiş ve olaylar bu mesaja göre şekillenmiştir.

5. Etkinlik
Hikâyenin temel karakterleri olan Aslı ile Kerem hangi değer ve kavramları temsil eder? Tespit ediniz.
Kerem’in temsil ettiği değer ve kavramlar
Aşkı için diyar diyar gezmiş
Sabır
Aşk
Fedakarlık
Aslı’nın temsil ettiği değer ve kavramlar
Aşkı için Müslüman olması
Kerem için kendini feda etmesi
Mezarının başında ayrılmadan kırk gün beklemesi
Ailesine aşkı için karşı gelmesi

6. Etkinlik

Metin kahramanlarının benzerlerine günümüzde rastlamak mümkün müdür? Tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Metnin kahramanlarının birebir benzerlerine ve olağanüstü özelliklerine günümüzde rastlamak mümkün değildir. Ama benzerlerine rastlamak mümkündür. Birbirini deli gibi sevmek, bir babanın kızını seven erkeğe vermek istememesi gibi
7. Etkinlik
a. Metinde mekân ve zaman nasıl anlatılmıştır? Mekânın ve zamanın anlatımında nelere dikkat edilmiştir? Belirtiniz.
Mekân Zaman Nasıl anlatıldığı Mekânın ve zamanın işlevi
Metinde mekan isimleri geçmekte ancak mekanlar ayrıntılı olarak verilmemektedir. Metnin  zamanı belirsizdir. Ancak metinde sabah, akşam, biraz sonra gibi zamanı çağrıştıran ifadeler vardır. Ama tam bir zaman ifadesi yoktur. Zaman ve mekanlar ayrıntıya girilmeden sadece isimleri verilerek anlatılmıştır. Mekan ve zaman olay çevresinde oluşan edebî metinlerin yapı unsurlarının ana ögelerindendir. Metinde mutlaka bir mekan ve zaman vardır. Metin bu mekan ve zaman üzerine şekillenir.

 

b. Metinde geçen mekânların gerçekliğini, bunların benzerlerinin yeryüzünde bulunup bulunamayacağını tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Metinde geçen mekan isimlerinin çoğu gerçek isimlerdir ve yeryüzünde bulunmaktadırlar.

8. Etkinlik

Kişi, zaman, mekân ilişkisi üzerine kısa bir yazı yazınız.

9. Etkinlik

a.Hikâyede hangi bölümler manzum biçimde yazılmıştır?

b.Genel olarak nesir biçiminde yazılan hikâyeye manzum bölümler eklenmesinin sebeplerinin
neler olabileceğini belirtiniz. Manzum bölümlerin işlevini sözlü olarak ifade ediniz.
Manzum bölümler Manzum bölüm konmasının sebepleri
Hikâyede Aslı ile Kerem’in karşılıklı konuşmaları manzum biçimde yazılmıştır. Dinleyicileri anlatımdan   biraz uzaklaştırarak dinlendirmekHikâye anlatıcısının saz çalarak bu maharetini göstermek istemesi olabilir. Bu işlev hikâyeye farklılık katıp hikâyenin estetik olarak güzelleşmesini sağlamıştır.

10. Etkinlik

Metinde geçen manzum bölümlerden örnekler verilmiştir. Bu örneklerin mısra örgüsünü ve kafiye şemasını bulunuz.

 

Akıtayım gözlerimin yaşını    Yâr elinden koklanmadık gül olma
Gurbet ele saldın garip başımı    Kul kadrini bilmeyene kul olma
Anan çekti otuz iki dişimi    Yana yana Kerem olma kül olma
Benim çektiğim yâr senin elinden    Seveceksen vefalı yâr sev gönül

aaab-düz kafiye                                 aaab-düz kafiye               

11. Etkinlik

a.Metnin temasıyla ilgili çıkarımlar yapınız. Sınıfça karar verdiğiniz en doğru temayı tahtaya yazınız.

b.Metnin temasının evrenselliğini tartışınız. Evrensel temalara örnekler veriniz.

c.Temanın yazıldığı dönemdeki önemini ve değerini belirtiniz.

12. Etkinlik

a.Sınıfça karar verdiğiniz temanın insana özgü gerçekliği nasıl ifade ettiğini belirtiniz. Sonuçları tahtaya çıkarak arkadaşlarınızla paylaşınız.

b.Temanın sosyal yapı, duyuş ve düşünüş ile ilişkisi var mıdır? Örnek vererek açıklayınız.

13. Etkinlik
Kerem ile Aslı hikâyesi sözlü kültürün bir ürünü olmasına rağmen yazıya geçirilmiştir. Metnin yazıya geçirilmesinin sebebi ne olabilir? Açıklayınız.
Unutulmasını engellemek
14. Etkinlik
Metnin bağlı olduğu geleneği belirtiniz. Geleneğin etkisini gösteren örnekler veriniz.
Metnin bağlı olduğu gelenek Metnin bağlı olduğu gelenekten örnekler
Halk hikâyesi geleneği Rüyada aşık olmakSaz çalmak

Diyar diyar dolaşmak

 

15.    Etkinlik
a.    Hikâyenin anlatma, tasvir ve tahlil bölümlerini bulunuz. Bu bölümlerde dil hangi özellikleriyle kullanılmıştır? Örneklerle gösteriniz. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Tasvir:
Günlerden bir gün yine o güzel sarayda eğlence düzenlenmiş. Padişahın karısı Hanım Sultan ile Keşiş’in karısı da eğlenceye katılmak üzere yola koyulmuşlar. Tam saraya varmak üzereyken karşılarına ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar çıkmış. Hanım sultana bir elma fidanı, Keşiş’in karısına da bir armut fidanı vermiş ve bunları sarayın en nadide köşesine dikmelerini söylemiş.
Tahlil:
  • Gide gide Keşiş’in yaşadığı köye varmışlar. Padişahın oğlu Mirza Bey av sırasında çok güzel bir şahine rastlamış. Şahin çok güzel bir bahçeye girmiş. Mirza Bey de peşinden girmiş. O güzel bahçede şahini ararken karşısına çok güzel bir köşk çıkmış. Mirza Bey güllerin, sümbüllerin ve yaseminlerin arasında kurulmuş olan bu muhteşem köşkün pencerelerine bakarken olduğu yerde donup kalmış. Rüyasında ona aşk şerbeti içiren dilberin o olduğunu fark etmiş. Ardından aralarında bir konuşma geçmiş, önce birbirlerine hitap edecekleri isimleri değiştirmişler. Mirza Bey’in adı Kerem, Kara Sultan’ınki de Aslı olmuş.
Hikâyede genel olarak dil heyecan bildirme işlevinde kullanılmıştır.
b.    Anlatıcının bakış açısını ve özelliklerini belirtiniz.
Bu hikâyede İlahi bakış açısı vardır. Bu bakış açısında anlatıcı kahramanın her özelliğini bilir.

 

16.    Etkinlik
Kerem ile Aslı hikâyesini yaşandığı dönemi de dikkate alarak yorumlayınız.
17.    Etkinlik
Kerem ile Aslı hikâyesinin sizde uyandırdığı hisleri metin kutusuna yazınız.

Aşk-fedakarlık-sabır

 

 

Sayfa 170 – Leyla ve Mecnun

18. Etkinlik
Okuduğunuz hikâyede anlatılan olayların yaşanması mümkün müdür? Örnekler göstererek tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.
Metindeki olayların tıpa tıp yaşanması mümkün değildir. Çünkü metnin bazı yerlerinde olağanüstülükler var. Ama metindeki olayların bazılarının benzerleri yaşana bilir. Örneğin:
Mektebde anunla oldı hemdem Bir nice melek-misâl kız hem

Bir saf kız oturdı bir saf oğlan Cem’ oldı behişte hûr u gılmân

Oğlanlara kızlar olsalar yâr Aşkda bulunur revâc-ı bâzâr
Mecnun çölde, ahularla, ceylanlarla, güvercinlerle arkadaşlık eder. Gittikçe Leyla’dan çok, aşkın büyüsüne tutulur. Nitekim babası onu iyileştirebilmek için Kabe’ye götürünce Mecnun aşk derdini daha da çoğaltması için Allah’a dua eder. Duası kabul edilir ve Kays artık bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar. Ötede, Leyla da aşkın ıstırabı içinde perişandır.
19. Etkinlik
Leyla ile Mecnun mesnevisindeki yardımcı düşüncelerden hareketle olay örgüsünü bulunuz.
Yardımcı düşünceler Olay örgüsü
Aşk acısı insana ıstırap verir.Sevgi her gücün anahtarıdır.

Seven insan sevdiği için her zorluğu göze alabilir.

Gerçek sevgi İlahi sevgidir.

İnsan ancak sevdiği kadar vardır.

Leyla ile Mecnunun okula başlamasıLeyla ile Mecnun’un aşık olması

Leyla ile Mecnun’un aşklarının Leyla’nın annesinin öğrenmesi

Leyla’yı annesinin okula göndermemesi

Leyla’yı okulda bulamayan Mecnun’un çöllere gitmesi

Kays’ın babasının Leyla’yı istemsi ve Leyla’nın ailesinin Leyla’yı vermemesi

Leyla’nın evden kaçıp çölde Kays’ı bulması

Mecnun’un çölde hayvanlarla dostluk kurması

Mecnun’u babasının Kabe’ye götürmesi

Nevfel’in Mecnun’un haline acıması ve Leyla’yı ailesinden zorla alıp Mecnun’a getirmek istemesi; ancak yapılan savaşta yenilmesi

Leyla’nın İbni Selam ile evlenmesi

Mencun’un Zeyd’den Leyla’nın evlendiğini duyması

Mecnun’un ahının tutup İbni Selam’ın ölmesi

Leyla’nın çölde Mecnun’u araması

Mecnun’un Leyla’nın  kadınlığını ve maddi varlığını unutması

Mecnun’un ilahi aşka ermesi

Leyla’nın  üzüntüsünden ölmesi

Mezarı başında Mecnun’un ölmesi

Zeyd’in rüyasında Leyla ile Mecnun’un kavuştuğunu görmesi

20.    Etkinlik

Okuduğunuz mesnevide verilmek istenen mesaj nedir? Verilmek istenen mesajla olay örgüsü ve kişiler arasında nasıl bir bağ vardır? Açıklayınız.
Okuduğumuz mesnevide verilmek istenen mesaj “İnsan sevdiği şeyleri kaybetmemek için yaptığı mücadelede yenik düştüğünde gerçek sevgiyi ve sevgiliyi bulabilir.” Şeklinde olabilir. Çünkü metnin tamamında Mecnun ve Leyla birbirine kavuşmak için mücadele ediyor. Sonunda kavuşma imkânı buluyorlar. Ama Mecnun gerçek sevgili olan Allah’ı bulmuştur. Buluşmaları ahrete kalıyor. Olaylar da bu mesaj etrafında şekillenmiştir.

21.    Etkinlik

Leyla ve Mecnun mesnevisinin temel ve yardımcı karakterlerini belirleyiniz. Bu karakterlerin metindeki işlevini belirtiniz.
Yardımcı karakterler
Temel karakterler
Karakterlerin işlevi
Nevfel, İbni Selam, Zeyd
Leyla, Mecnun
Karakterler metnin vermek istediği mesajı dinleyicinin zihninde somutlaştırır. Biz sevgi ve aşk kavramlarını bu karakterler sayesinde öğreniyoruz.

 

22. Etkinlik
Leyla’nın temsil ettiği değer ve kavramlar
Aşkı için ailesine karşı gelmesi
Mecnun için her şeyi göze olması
Mecnun’un aşkından ölmesi

Vefalı bir sevgili olması

Mecnun’un temsil ettiği değer ve kavramlar
Aşkı için çöllere düşmüş
Hayvanlarla dostluk kurmuş
Leyla’nın yokluğuna dayanamayıp mezarı başında ölmüş
Delirmiş          
Hikâyenin temel karakterleri olan Leyla ile Mecnun hangi değer ve kavramları temsil eder? Tespit ediniz.

23. Etkinlik

a. Metinde mekân ve zaman nasıl anlatılmıştır? Mekânın ve zamanın işlevi nedir? Belirtiniz.
Mekân Zaman Nasıl anlatıldığı Mekânın ve zamanın işlevi
Metinde mekan isimleri geçmekte ancak mekanlar ayrıntılı olarak verilmemektedir. Metnin  zamanı belirsizdir. Ancak metinde sabah, akşam, biraz sonra gibi zamanı çağrıştıran ifadeler vardır. Ama tam bir zaman ifadesi yoktur. Zaman ve mekanlar ayrıntıya girilmeden sadece isimleri verilerek anlatılmıştır. Mekan ve zaman olay çevresinde oluşan edebî metinlerin yapı unsurlarının ana ögelerindendir. Metinde mutlaka bir mekan ve zaman vardır. Metin bu mekan ve zaman üzerine şekillenir.

 

b. Metinde geçen mekânların gerçekliğini, bunların benzerlerinin yeryüzünde bulunup buluna mayacağını tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Metinde en bilindik yer Kabe’dir. Burası ise  yeryüzünde vardır. Ancak çöl deniyor. Ama bu çölün nerede olduğu belli değildir.

24. Etkinlik

Kişi, zaman, mekân ilişkisiyle ilgili düşüncelerinizi yazınız.
Metindeki kişiler uygun bir zaman ve uygun bir mekan içinde verilmiştir. Buda hikâyenin vermek istediği mesajla uygunluk içerisindedir. Metnin yapısına ters bir mekan ve zaman yoktur.

25.Etkinlik

Leyla ve Mecnun hikâyesi neden mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır? Açıklayınız.

Divan edebiyatında nesir neredeyse hiç gelişmemiştir. Şairler anlatacakları uzun olayları hem yazımı kolay olduğu için hem de her beytin kendi arasında kafiyelenmesinden dolayı mesnevîyi seçmişlerdir. Aynı zamanda mesnevîlerde beyit sınırlaması  da yoktur.
Sözlük anlamı ikişer ikişer anlamında, iki mısralık nazım birimidir. Mesnevî, aslı Arapça olmasına rağmen Arapçada kullanılmayan bir kelimedir. Edebiyatta her beyti kendi arasında kafiyeli, iki beyitten binlerce beyte kadar uzanan nazım şeklinin adıdır. Beyitlerin ayrı ayrı kafiyeli olması yanında her beytin anlamının kendi içinde tamamlanması ve öteki beyitlere geçmemesi gerekir. Ancak beyit ler arasındaki konu birliğine de dikkat edilir. Mesnevî beyitlerinin kafiyeleri ba ğımsız olduğundan uzun hikâyelerin yazılmasına elverişli bir nazım şeklidir. Destanlar, uzun aşk hikâyeleri, didaktik, dinî ve ahlâkî konular ve ansiklopedik bilgiler veren eserler mesnevî şeklinde yazılmışlardır.

26.Etkinlik

İncelediğiniz mesneviden alınan aşağıdaki beyit ve bentlerin kafiye örgüsünü ve kafiyelerini gösteriniz.
Mısra örgüsü kafiyeleri
aa-bb-cc-dd Mesnevide genel olarak tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.

  1. Beyit: “em”ler tam kafiye
  2. Beyit: “an”lar tam kafiye
  3. Beyit: “âr”lar zengin kafiye
  4. Beyit: “âz”lar zengin kafiye

27. Etkinlik

a.Metnin temasıyla ilgili çıkarımlar yapınız. Sınıfça karar verdiğiniz en doğru temayı tahtaya
yazınız.

b.Metnin temasının evrenselliğini tartışınız. Evrensel temalara örnekler veriniz.

c.Temanın yazıldığı dönemdeki önemini ve değerini belirtiniz.

28.    Etkinlik

a.    İncelediğiniz şiirin temasının, insana özgü gerçekliği nasıl ifade ettiğini belirtiniz. Sonuçları
tahtaya çıkarak arkadaşlarınızla paylaşınız.
b.    Temanın sosyal yapı, duyuş ve düşünüş ile ilişkisi var mıdır? Örnek vererek açıklayınız.

29.    Etkinlik

Metnin bağlı olduğu geleneği belirtiniz. Metinden geleneğin etkisini gösteren örnekler veriniz.
Metnin bağlı olduğu gelenek Geleneğin etkisine örnekler
Metnin bağlı olduğu gelenek mesnevî gelenğidir. Aruzla yazılması, beyitler halinde olması, her beytin kendi içinde kafiyeli olması, olay anlatması, dilinin süslü olması, edebi sanatların kullanılması geleneğin özellikleridir.

Her kirpiği bir hadeng-i hûnrîz
Peykân-ı hadengi gamze-i tiz

Deryâ-yı belâ cebîn-i pâki

Çîn-cünbiş-i mevc-i sehmnâki

30. Etkinlik

a. Hikâyenin anlatma, tasvir ve tahlil bölümlerini bulunuz. Bu bölümlerde dil hangi özellik leriyle kullanılmıştır? Örneklerle gösteriniz.
b. Anlatıcının bakış açısını ve özelliklerini belirtiniz.
Dil ve özelliklerine ait örnekler Anlatma, tasvir ve tahlil bölümlerinden örnekler Anlatıcının bakış açısı ve özellikleri
Dili süslü ve ağdalıdır.

Her kirpiği bir hadeng-i hûnrîz
Peykân-ı hadengi gamze-i tiz

Deryâ-yı belâ cebîn-i pâki

Çîn-cünbiş-i mevc-i sehmnâki

Mektebde anunla oldı hemdem
Bir nice melek-misâl kız hem

Bir saf kız oturdı bir saf oğlan

Cem’ oldı behişte hûr u gılmân

Oğlanlara kızlar olsalar yâr
Aşkda bulunur revâc-ı bâzâr

 

Bakış açısı İlahî bakış açısıdır. Anlatıcı kahramanların bütün özellikleri bilmekte, olaya başından sonuna kadar hakim durumdadır.

31. Etkinlik

Altı çizili kelimelerden hareketle Leyla ve Mecnun mesnevisinin dil özelliklerini belirleyiniz.

Ebrûsı hamı belâ-yı uşşak   
Hem cüft letafet içre hem tâk   
Her kirpiği bir hadeng-i hûnriz
Peykân-ı hadengi gamze-i tiz
Deryâ-yı belâ cebin-i pâki
Çin-cünbiş-i mevc-i sehmnâki
Çeşm-i siyehine sürmeden âr
Hindûsına hem-giriftâr
Ruhsârma reng-i gözeden neng
Hergiz ana gâze vermemiş reng
Mesnevilerde Arapça ve Farsça kelimeler sıkça kullanılmıştır. Yine Türkçe de olmayan tamlamalar göze çarpmaktadır. Altı çizili olan kelimelerden yabancı olanları bugüne kadar hiç değişmeden gelebilmiştir.

32. Etkinlik

Leyla ile Mecnun hikâyesini yorumlayınız ve metnin sizde uyandırdığı hisleri aşağıya yazınız.

 

Hissettiklerim

33. Etkinlik

a. Okuduğunuz mesneviden hareketle Fuzûlî’nin fikrî ve edebî yönüyle ilgili çıkarımlar yapınız.

1-FUZÛlî


Fuzûlî, Azeri asıllı Türkdivan şairidir. Asıl adı Mehmet oğlu Süleyman’dır. Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden İslamî bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Türkçe divanının önsözünde “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir.

    Türkçe divanındaki şiirlerini Azeri lehçesinde yazmıştır. Aynı zamanda Arapça ve Farsça divanlarından bu dilleri de çok iyi bildiği anlaşılmaktadır. Eserlerinde kullandığı dil dönemindeki divan şairlerine göre daha sade, anlaşılır bir Türkçedir. Halk deyişlerinden bolca yararlanmıştır.
Bedensel zevklerden ziyade tasavvufî bir aşk, ehlibeyte duyulan özlem, ayrılık acısı şiirlerinin konusunu teşkil etmiştir. Duygu ve düşüncelerini çok içten ve lirik bir şekilde ifade etmeyi kolayca başarmıştır. Bu açıdan bakıldığında Türk şiirinde karşılaştırılabileceği tek şair Yunus Emre’dir. Leyla ve Mecnun mesnevîsi aynı konuda yazılmış (Arapça ve Farsça dahil) en iyi mesnevîlerden biridir.
    İran şiirinden Hafız, Türk şiirinden ise Nesimî ve Nevâî çizgisini en başarılı şekilde kemale erdirmiştir. Kendisinden sonra gelen bütün divan şairlerini etkilemiştir.
    Kanuni‘nin Bağdat‘ı fethinden sonra (1534) padişaha kasideler sunmuştur. Padişah tarafından beğenilen kasideler karşılığında 9 akçelik maaşla ödüllendirilmiştir. Maaşını alamayınca Şikayetnãme’yi yazmıştır. Şikayetnãme Fuzuli’nin en önemli eserlerinden biridir. Şikâyetnâmesinde Fuzuli şöyle der: “Selam verdim rüşvet değildir diye almadılar.
Hüküm gösterdim faydasızdır diye mültefit olmadılar.”

 

b. Eserle şair arasında nasıl bir bağ vardır? Belirtiniz.
34. Etkinlik
Aşağıdaki konularla ilgili hazırladığınız sunumu arkaşlarınızla paylaşınız.
  • Halk hikâyeleri ve mesnevilerin yapısı, teması ve edebî değeri
  • Halk hikâyelerinin konusundan hareketle film yapılıp yapılamayacağı
  • Halk hikâyeleri anlatan meddahların, günümüz şovmenleriyle ilgisi
  • Halk hikâyeleri ve mesnevilerin çağdaş anlatılardaki yeri

 

ANLAMA VE YORUMLAMA
35. Etkinlik
a. Dört gruba ayrılınız. İşlediğiniz metinleri ahenk, tema, dil ve gerçeklik yönünden aşağıdaki tabloda karşılaştırınız.
Leyla ve Mecnun  Mesnevisi Süheyl ü Nev- bahâr Mesnevisi
Ahenk (ses-ritim) Aruz ölçüsü, tam ve zengin kafiye, aa-bb-cc.. kafiye örüsü Aruz ölçüsü, tam ve zengin kafiye, aa-bb-cc.. kafiye örüsü
Tema Aşk, sabır, ayrılık Aşk, sabır, ayrılık
Dil Süslü ve ağdalı bir dil Süslü ve ağdalı bir dil
Gerçeklik Gerçeklik kurgulanmış, olağanüstülükler eklenmiştir. Gerçeklik kurgulanmış, olağanüstülükler eklenmiştir.

 

Kerem ile Aslı Hikâyesi Dede Korkut Hikâyeleri
Ahenk (ses-ritim) Kısa cümleler, vurgu ve tonlama, manzum parçalar ahenk oluşturmuştur. Kısa cümleler, vurgu ve tonlama, manzum parçalar ahenk oluşturmuştur.
Tema Aşk Doğruluk, temizlik, kahramanlık…
Dil Sade ve anlaşılır, nazım-nesir karışık bir anlatım Sade ve anlaşılır, nazım-nesir karışık bir anlatım
Gerçeklik Gerçeklik kurgulanmış, yer yer bu gerçekliğie olağanüstülükler eklenmiş Gerçeklik kurgulanmış, yer yer bu gerçekliğie olağanüstülükler eklenmiş

 

b. Sınıfa getirdiğiniz metinleri inceleme bölümündeki metinlerle ahenk, tema, dil ve gerçeklik yönüyle karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

36. Etkinlik

a. Kerem ile Aslı hikâyesi ile Leyla ve Mecnun mesnevisinin temel karakterlerini; kişilik özellikleri, insana özgü gerçeklik ve aşk anlayışları yönüyle aşağıdaki tabloda karşılaştırınız.
Kerem ile Aslı Leyla ve Mecnun
Kişilik özellikleri Birbirlerini çok seviyorlar. Kavuşmak için her türlü gayreti gösteriyorlar. Kavuşamıyorlar. Birbirlerini çok seviyorlar. Kavuşmak için her  türlü gayreti gösteriyorlar. Kavuşamıyorlar.
İnsana özgü gerçeklik İnsana özgü olan sevgi gerçeğini üzerlerinde taşıyorlar İnsana özgü olan sevgi gerçeğini üzerlerinde taşıyorlar
Aşk anlayışları İdealize edilmiş bir aşk anlayışları vardır. İdealize edilmiş bir aşk anlayışları vardır.

 

b. Yaşayan halk hikâyeciliği geleneğinin özelliklerini belirtiniz.
DEĞERLENDİRME
a.    Aşağıdaki Leyla ve Mecnun hikâyesiyle ilgili verilen cümlelerin başına doğru ise (D), yanlış
ise (Y) yazınız.
(D    ) Mecnun’un beşerî aşktan ilahi aşka yükselişini anlatır.
(D    ) Leyla ile Mecnun hikâyesinde murabba nazım şekliyle yazılmış bölümler vardır.
(Y) Hikâyenin anlatıcısı kahramanlardan biridir.
(D    ) Fuzûlî kendi aşk anlayışını yansıtır.
(Y    ) Hikâyede olaylar olağanüstü yerlerde geçmektedir.
b.    Aşağıda “Kerem ile Aslı” ve “Leyla ve Mecnun” hikâyesiyle ilgili verilen cümlelerin başına doğru    ise (D), yanlış ise (Y) yazınız.
(D    ) Leyla ve Mecnun’un yazarı bellidir. Kerem ile Aslı anonimdir.
(D    ) Leyla ve Mecnun mesnevi nazım biçimiyle yazılmıştır. Kerem ile Aslı nazım – nesir karışıktır.
(D    ) Leyla ve Mecnun’da bir kısım olaylar çölde geçer. Kerem ile Aslı’nın olayı birçok şehirde geçer.
(Y    ) Leyla ve Mecnun, Kerem ile Aslı’dan sonra yazılmıştır.
(D    ) Bu hikâyeler yüzyıllardır meddahlar tarafından anlatılır.

 

c.    Aşağıdaki cümleler hangi hikâyede geçmektedir?
  1. Isfahan şahının oğludur.    (Aslı ile Kerem
  2. İlk defa mektepte karşılaşmışlardır.    (Leyla ile Mecnun)
  3. Aşkı uğruna Müslüman olmuştur.    (Aslı ile Kerem)
  4. İbni Selam adında bir zenginle evlenir.            (Leyla ile Mecnun)
  5. Beşerî aşktan ilahi aşka yükselir.    (Leyla ile Mecnun)
  6. Kayseri’ye uğrar.    (Aslı ile Kerem)
  7. Kabe’de dua eder.    (Leyla ile Mecnun)
  8. Ah çekip yanarak kül olur.    (Aslı ile Kerem)

 

d. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları cevaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi “Leyla ve Mecnun” hikâyesinin olaylarından biri değildir?
  1. İlk defa mektepte görüşmeleri
  2. Annesinin Leyla’yı okula göndermemesi
  3. Mecnun’un çöllere düşmesi
  4. Babasının Mecnun’u bularak ona nasihat etmesi

 

E)    Nevhel’in savaş sırasında Leyla’nın kabile-
sinden yana olması
2. Leyla ve Mecnun hikâyesiyle ilgili aşağıda verilen yargılardan hangisi yanlıştır?
  1. Nazım birimi beyittir.
  2. Her beyit kendi arasında kafiyelidir.
  3. Aruz ölçüsüyle yazılmıştır.
  4. Mesnevi nazım biçiminde yazılmıştır.

 

E)    Beyit sayısı sınırlıdır.

3.     I. Hikâyenin anlatıcısı belli değildir.

II.    Ne zaman ortaya çıktığı tam olarak
bilinmez.
         III.    Tamamen mensur şekilde yazılmıştır.
Kerem ile Aslı hikâyesiyle ilgili cümleler den doğru olanlar hangi şıkta bir arada verilmiştir?
A) Yalnız I    B) Yalnız II    C) I ve II
D) I ve III    E) II ve III
4. Aşağıdaki yargılardan hangisi halk hikâye lerinin özelliklerinden değildir?
  1. Olağanüstü olaylara ve kişilere rastlanır.
  2. Aşk, kahramanlık, yiğitlik konularını işler.
  3. Manzum ve mensur ifadeler bir aradadır.
  4. Halk hikâyeleri yüzyıllar boyu meddahlar tarafından anlatılır.

 

E)    Ortaya çıktıkları dönemde yazıya geçirilmiştir.

 

5. Aşağıdaki yargılardan hangisi mesneviler le halk hikâyeleri arasındaki farklardan bi ri değildir?
  1. Mesneviler bir kişi tarafından yazılır, halk hikâyeleri anonimdir.
  2. Mesneviler manzum olarak yazılır, halk hikâyelerinde manzum-mensur ifadeler bir aradadır.
  3. Mesneviler divan edebiyatının, halk hikâyeleri halk edebiyatının ürünleridir.
  4. Mesnevilerde Arapça ve Farsça kelimele re yer verilir. Halk hikâyelerindeyse halk dili kullanılır.
E)    Halk hikâyeleri Anadolu’da ortaya çıkmıştır. Mesneviler Türk edebiyatına İran’dan geçmiştir.
6.Aşağıdakilerin hangisi bir aşk hikâyesi değildir?
  1. Ferhat ile Şirin
  2. Vamık ile Azra
  3. İskendername
  4. Âşık ile Garip

E)    Tahir ile Zühre

7. Halk hikâyelerinin edebiyatımızdaki yerini ve önemini belirten kısa bir paragraf yazınız.
HALK HİKÂYESİ

Halk hikâyesi, “âşık” adı verilen saz şairlerinin anlattıkları hikâyelerdir. Bu çeşit hikâyeler, yerleşik hayata (şehir, kasaba, köy hayatına) geçildikten sonra, destanların gördüğü işi görmek üzere oluşmaya baş lamış ve zamanla, destanların yerini almıştır. Destanlarda bir topluluğun ve o topluluk başındaki hükümdarın meydana gelişi, topluluk içindeki çeşitli birliklerin kendi aralarında çarpışarak tek bir yönetim altında birleşmeleri, daha sonra dış ülkeleri ele geçirmeleri, bu arada doğa ve doğa-üstü kuvvetlerle uğraşmaları v.b. anlatılır. Yerleşik hayat başladıktan sonra ortaya çıkan halk hikâyelerinde ise, şe hir, aile ve toplum için çatışmalar konu olarak alınır. Destanlardaki soylu kişile re karşılık, halk hikâyelerinde tüccarlar, zanaatçılar, sanatçılar, halktan kişiler, din adamaları v.b., olayların baş kişisi olur. Bu hikâyelerde de doğa-üstü kuvvetlere (Hızır vb.) ve olağan-üstü olaylara (hayvanların, derelerin vb konuşması, işe karışması, hikâye kişisinin Tanrıya duasıyla herhangi bir engelin ortadan kalk ması vb.) geniş ölçüde yer verilir.

Halk hikâyesi, nazım ve nesir katışığı eserlerdir. XV. yüzyıl başlarında yazıya geçtiği sanılan, fakat daha önceki yüzyıllarda oluştuğu anlaşılan Dede Korkut Hikâyeleri, bu türün elimizdeki ilk örneğidir.
Destanların, ya da birtakım olaylar üzerine yakılan türkülerin oluşumu gi bi, halk hikâyelerinin oluşumu da çoğu zaman geçmiş bir olaya, yaşamış bir kişi nin hayatına bağlıdır (Ercişli Emrah’ın yaşamış bir saz şairi olduğu, Kö roğ1u ile arkadaşlarının da XVI. yüzyıl sonlarındaki Celâli eşkıyaları arasında adının geçtiği biliniyor). Bunlara benzetme yoluyla, ya da masallardan yararlanı larak hayalsi hikâyelerde yaratılmıştır. Halk hikâyelerinin oluşumunda gerçek olayların, masalların payı olduğu gibi, İran yoluyla gelmiş bulunan Arap, Hint ve Fars hikâyelerinden (Bin Bir Gece, Kırk Vezir, Tuti-nâme v.b.), bu arada Di van edebiyatındaki ünlü mesnevî konularından da (Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Yûsuf ile Zü1eyhâ v.b.) yararlanılmıştır.

 

Halk hikâyeciliği geleneğinde bir yandan eski hikâyeler ustadan çırağa, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa geçerek sürüp giderken bir yandan da yeni olay lardan yeni hikâyeler düzenlenmiş, bunlar da ustadan çırağa geçme yoluyla ya şamaya başlamıştır. Destanların olduğu gibi hikâyelerin de kuşaktan kuşağa ak tarılarak sürdürülmesi geleneğinin yazıya geçmiş en eski belgesini Dede Kor kut Kitabı’ndaki Deli Dumrul hikâyesinin sonunda görüyoruz:
“Bu boy Deli Dumrul’un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert yiğitler dinlesin.”

 

Sözlü gelenekte yüzyıllarca ağızdan ağıza sürüp gelen hikâyelerden birka çı somadan yazıya geçmiş, kimileri de ancak XIX.yüzyılın sonlarına doğru ba sılmıştır.
Halk hikâyeleri, hikâyeci-âşıkların da bölüşüne göre, konuları bakımın dan başlıca üç bölüme ayrılır: Kahramanlık Hikâyeleri, Aşk hikâyeleri ve Dinî Hikâyeler.
Savaş, dövüş, kabadayılık, babayiğitlik vb. olaylarını işleyen hikâyeler bi rinci bölüme girer (Dede Korkut hikâyeleri, XVI. yüzyıldan sonra oluşan Köroğlu hikâyeleri vb.); bu yoldaki hikâyelerde eski destan geleneğinin izleri gö rülmektedir.

 

Aşk olaylarını işleyen hikâyeler ikinci bölüme girer. Bunların bir bölümü, kimliği bilinen kişilerin (saz şairlerinin, ya da başkalarının) hayatları üzerine ku rulmuştur (Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Emrah ile Selvi Han vb.); bir bölümü ise, kimliği bilinmeyen hayalsi kişiler üzerine kurulmuştur (Elif ile Mahmut vb.). Bu yoldaki hikâyelerde, birbirine kavuşmak isteyen bir kızla bir erkeğin kavuşmalarını önleyen din ayrılığı (Kerem ile Aslı), sınıf ayrılığı (Emrah ile Selvi Han vb.), servet eşitsizliği (Arzu ile Kamber vb.) gibi toplumsal engel lerle savaşmaları anlatılır.
Dinî hikâyeler ise, tarihe mal olmuş
kahramanları veya dinsel açıdan önemli kabul edilen erdemli
kişileri konu edinen halk hikâyeleridir. Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişment Gazi, Hz. Ali gibi şahısların üzerine kurulmuş hikâyelerdir.

 

Halk hikâyeleri, genellikle kasaba ve köylerde uzun kış gecelerinde, ra mazan gecelerinde, düğünlerde ve başka nedenlerle yapılan toplantılarda anlatı lır. Bir hikâyenin anlatımı, konunun uzunluğuna, hikâyeci-âşıkların gücüne, dinleyicilerin ilgisine göre, her bir toplantı dört beş saat olmak üzere, 3-7 gece, hatta kimi zaman daha da uzun sürer. Hikâyecinin, yere ve zamana göre, asıl ko nuya eklediği başka olay ve menkıbelere “karavelli” adı verilir. Yukarıda da işa ret ettiğimiz gibi, nazım ve nesir katışığı olan bu hikâyelerde olaylar nesirle an latılır; ancak, coşkulu yerlerde hikâyeci-âşık “telle söylemeyi dille söylemeye” yeğ sayar. Hikâyeci, ayakta dolaşarak, gerektikçe vücut ve yüz hareketleri yapa rak, hikâye kişilerinin konuşma ve duygu özelliklerini ses taklitleriyle belirterek anlatır, çalar ve çağırır. Bu bakımdan, halk hikâyesi, şiir, musiki, hikâye ve oyun özelliklerini kendinde toplamıştır.
Halk hikâyelerinin kendine özgü bir biçimi, bir düzeni vardır. Kesin biçi mini XVI. ya da XVII. yüzyılda aldığı sanılan bu hikâyeler “Râviyânahbâr ve nâkılân-ı âsâr ve muhaddisân-ı rüzgâr şöyle rivayet ederler ki…” yolunda bir söz kalıbıyla başlar; “döşeme” adı verilen ve nesirle söylenen bir tekerlemeden son ra asıl konuya girilir; “Ustamızın adı Hıdır, elimizden gelen budur” yolunda bir söz kalıbıyla da sona erer. Hikâyelerin içinde de birtakım söz kalıpları vardır; bunların en ünlüsü, türkülere başlamadan önce söylenen: “Aldı Kerem”, “Aldı Garip”, “Aldı bakalım ne dedi” yolundaki sözlerdir. Bunun en eski örneğini De de Korkut Kitabı‘nda görüyoruz: “Burada Dirsa Han soylamış, görelim Han’un ne soylamış, aydur.”

 

Halk hikâyeleri; Türk, Arap ve İran-Hint Kaynaklı olmak üzere üç grupta toplanır:
Kaynağı Türk olan hikâyeler: Dede Korkut Hikâyeleri, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Emrah ile Selvihan vb.
Kaynağı Arap olan hikâyeler: Yûsuf u Züleyhâ, Leyla ile Mecnun vb.
Kaynağı Hint-İran olan hikâyeler: Ferhat ile Şirin, Kelile ve Dimne vb.

Sayfa 182

2. Göstermeye Bağlı Edebî Metinler (Temaşa)
HAZIRLIK
  1. Daha önceki yıllarda tiyatro oynadınız mı? Tiyatro oynarken nelere dikkat ettiniz? Açıklayınız.

 

1. insanların gözüne bakarak konuşmak
2.Mümkün olduğu kadar sıcak ve dostça tebessüm edilmesi.
3Karşınızdaki konuşurken sık sık başınızı aşağı yukarı hareket ettirerek onu anladığınızı ve dinlediğinizi hissettirmek
4. Çok aşırıya gitmeden jestlerin kullanılması. Ellerinizi cebinizde tutmaktan ve kollarınızı kavuşturmaktan, ellerinizle ağzınızı örtmekten kaçınmak.Açık ve anlaşılır jestlerin tercih edilmesi
5-İnsanlara daima onları rahatsız etmeyecek, mümkün olanın yakın mesafede durmaya gayret etmek
6-Çok fazla ve çok hızlı konuşmaktan kaçınma,
  1. Yakın döneme ait seyrettiğiniz bir tiyatro ile Türk halk tiyatrosunu karşılaştırınız. Sonuçları yazılı olarak ifade ediniz.
  2. Tiyatro ile Türk halk tiyatrosu arasındaki farkları belirtiniz. Düşüncelerinizi sözlü olarak ifade ediniz. Dekor, kostüm, dil, kullanılan müzik birbirinden farklıdır.
  3. Türk halk tiyatrosunun neden önceki yüzyıllardaki kadar rağbet görmediğini tartışınız. Sonuçları açıklayınız.
Teknolojik gelişmelere bağlı olarak bu tiyatrolara birçok alternatiflerin bulunması bu tiyatroların gözden uzak düşmesine neden olmuştur.
5.    Karagöz, meddah ve orta oyununun tarihî gelişimi hakkında bir sunum hazırlayınız.
İNCELEME
1. Etkinlik
Okuduğunuz oyunu aşağıdaki ölçütlere göre inceleyiniz.
Olay örgüsü
Kişiler
Dil ve Anlatım özelliği
Metnin olay örgüsü Hacivat ve Karagöz’ün kişiliklerine uygun olarak şekillendirilmiştir. Metindeki olay güldürü unsuru üzerine Karagöz üzerinden verilmiştir.  Bu olay örgüsünde yanlış anlamalar önemli yer tutmaktadır.
Metnin başlıca kişileri Hacivat ve Karagöz’dür. Hacivat, Karagöz’e göre biraz daha kültürlü bir kişidir. Karagöz’de Hacivat’a göre cahil bir tiptir. Söylenen her sözü yanlış anlamaktadır. Metin genel olarak bu iki karakter üzerinde şekillenmiştir. Bu karakterler olay örgüsüyle tam bir uyum içerisindedirler.
Metnin dili-giriş kısmı hariç- genel olarak sade ve anlaşılır bir dildir. Günlük konuşma dilinin özelliklerini metinde görmemiz mümkündür.

2. Etkinlik

Okuduğunuz oyundan hareketle Karagözve Hacivat’ın kişilik özelliklerini belirleyiniz.
Sonuçları aşağıya yazınız.
Karagöz’ün kişilik özellikleri
Hacivat’ın kişilik özellikleri
Oyuna adını veren esas tiptir. Tahsil görmemiş bir halk adamıdır, sokak dili ile konuşur. Hacivat’la birlikte oyunun iki temel kişisinden biridir. Cahil cesareti diyebileceğimiz bir cesarete ve gözü pekliğe sahiptir. Bu yüzden tekin olmayan kişilerle başı sık sık derde girer. Sürekli Hacıvat’ın yardımını görür. Okumamış ama zeki ve hazırcevaptır. Öğrenim görmüş kimselerin yabancı sözcük ve dil kuralları ile alay eder. Devamlı olarak anladıklarını anlamaz görünür, kelimelere ters anlamlar yükler. Böylece toplum içindeki iki ayrı zümrenin dillerinin çatışması ortaya serilir. Hacıvat’la söylediklerini yanlış anlıyormuş gibi eğlenir. Sözlerine farklı ifadeler yükler. Genelde işsizdir, boş gezer. Hacıvat’ın bulduğu işlerde çalışır. Yerinde duramayan, her şeye burnunu sokan meraklı bir tiptir. Bunun sonucu başı dertten kurtulmaz. Her şeye burnunu sokan Karagöz sokağa inmediği zaman pencereden kafasını uzatır veya evin içinden seslenerek işe karışır. Özü sözü bir, düşüncesini söylemekten çekinmeyen patavatsız bir kişi olduğu için kendini hep zor durumların içinde bulur. Yine de işin içinden sıyrılmasını bilir.
Hacı İvaz, Hacı Ayvaz veya Bursalı Hacı Ivaz adları ile de anılır. Medrese eğitimi görmüş, Arapça ve Farsça kelimelerle, tamlamalarla konuşan, her konuda bilgi sahibi olan biridir. Karagöz’le sürekli bir didişme içindedir. Ders verir tavrı, bilgiçliğe döner. Bazen bu çokbilmiş tavırları başlarını derde sokar. Yine de çeşitli badireler onun sayesinde atlatılır. Kıyafetine yeşil renk hâkimdir.

3. Etkinlik

Karagöz ve Hacivat’ın zıt kişilikte tipleri temsil etmesi oyun üzerinde ne gibi etkilere sahiptir? Tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.
Bu özellikler oyuna güldürü unsuru olarak yansımaktadır. Bu özellik oyunu izleyenleri güldürmektedir.
4. Etkinlik
Oyundan tekerlemeler ve yanlış anlamaya dayalı cümleler bulunuz.
Tekerlemeler
Yanlış anlaşılan cümle örnekleri
Of hay Hâk. (Perde gazelini okur, ko nuşmaya başlar.) Huzur-ı hâzıran, cem’iyyeti irfan, vakt-i safa-yi merdan. Laindir, münafıkdır bî-edeptir şeytan. Şeytanın dinsizliğine, Rahmân’ın bir liğine (yeri öper, kalkar) ve bizi temaşa eden ahibbânın sağlığına. Demem o demek değil, eli yüzü, sözü temiz bir yâranım olsa.

 

Hacivat : (Gelir.) Dün gece sofrada yedim iki lüfer bir ıstakoz. (Gider.)
Karagöz : (Atlar.) Kos kos neydi bu herifin dediği?
Hacivat : (Gelir.) Ne o Karagöz’üm, kos kos di yorsun?

Karagöz : O dediğini anlamadım da.

Hacivat : Is ta koz. Karagöz : İşte öyle. Hacivat : Nasıl? Karagöz : lsta kokoros.

Hacivat : Anlaşıldı Karagöz’üm, sen okuyup yazmamışsın, mektebe gitmemişsin.

 

 

5. Etkinlik
Tekerlemelerin ve yanlış anlamaya dayalı cümlelerin oyundaki işlevlerini aşağıya yazınız.
Oyunun akıcılığını ve sürükleyiciliğini sağlamaktadır. Güldür unsurunu içinde barındırdığı için oyunun amacına hizmet etmektedir. Bu oyunun izleyicileri genel olarak çocuklar olduğu için tekerlemeler ve yanlış anlaşılmalar çocuklar için çok dikkat çekici bir özelliktir.
6.    Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Okuduğunuz oyun sözlü geleneğe ait olmasına rağmen yazıya geçirilmiştir. Gruplar olarak bu oyunun neden yazıya geçirildiği üzerine düşününüz. Grup sözcüleri aracılığıyla düşüncelerinizi ifade ediniz.
Unutulup yok olmasını engellemek ve oyunu gelecek kuşaklara aktarmak için  oyun  yazıya geçirilmiştir.
7.    Etkinlik
Oyunun hangi gelenekle yazıldığını belirtiniz. Yazıldığı geleneğin oyun üzerindeki etkilerini örneklerle gösteriniz.
Oyunun yazıldığı gelenek
Geleneğin oyun üzerindeki etkilerine örnekler
Geleneksel Türk tiyatrosu geleneğine uygun olarak eser yazılmıştır. Bu gelenekte tekerlemeler, yanlış anlamalar, sakarlıklar önemli yer tutar.
Karagöz : (Hem ağlar, hem okur.) Herif sinsileni is..

Hacivat : Te üstün te…

Karagöz : Te üstün te…

Hacivat : İste..

Karagöz : (Elini uzatarak.) Ver.

Hacivat : Ne vereyim?

Karagöz : İste demedin mi?

Hacivat : Yani sen de iste, diyeceksin.

Karagöz : Olur. İste…

Hacivat : Kefzeylâta koooz.

Karagöz : (Keserek) Vişneli kaymaklım var.

Hacivat : Oğlum, ne yapıyorsun?

Karagöz : Kâğıthâne’de dondurma satıyoruz.

Hacivat : Istakoz.

Karagöz : Defol şuradan a kokozoğlu kokoz… (Tokat atar, Hacivat gider.)
Hacivat : Kerata, kendi adam olmamış beni okutmaya kalkıyor.

 

8. Etkinlik

Oyunu bir kez daha okuyunuz. Oyunun size neler hissettirdiğini metin kutusuna yazınız.

 

Hissettiklerim

9. Etkinlik

Karagöz metni sizce niçin yazılmış olabilir? Düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
Bu metin hem düşündürmek hem de eğlendirmek için yazılmıştır. Metnin mesajına uygun olarak metnin içine güldürü unsurları yerleştirilmiştir.
10. Etkinlik
a.    Araştırmalarınızdan faydalanarak Karagöz’ün yazılı bir metninin olup olmadığını tartışınız.
Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

KARAGÖZ (ZILL-İ HAYÂL, HAYÂL-İ ZİLİ):


Kaynağı:

Genellikle Hindistan’dan, Cava’dan veya Çin’den çıktığı üzerinde görüşlerin paylaşıldığı hayal oyunu bizde, başlıca kahra manlarından biri olan Karagöz’e adına izafeten “Karagöz” adı ile yaygın dır. Müslüman ülkelerde, meselâ Mısır’da 12. yüzyıldan beri var lığı kabul edilen ve bugün “gölge tiyatrosu” adı da verilen oyunu, menkıbeye göre, 14. yüzyılda Şuştar şehrinden Bursa’ya gelen Şeyh Muhammed Küşterî icat etmiştir.

 

Tarihî kaynaklara göre Türk-Osmanlı cemiyeti içinde 16. yüz yıldan itibaren gelişen yerli gölge oyununun belli-başlı iki kahra manı Karagöz ve Hacivat’tır. Karagöz, sanatı demircilik olan, klâsik tahsil görmemiş, neşeli şakacı, nüktedan, açık kalpli, bazen kaba bir insandır. Hacivat ise medrese kültürü ile yetişmiş, sofu, Osmanlı kibar zümresinin görgüsüne sahip, afyon tiryakisi bir şa hıstır. Oyunlarda Osmanlı imparatorluğu içinde yaşamış aslî unsur Türkler, Müslüman kavimler, (Arap, İranlı, Arnavut), Ermeni, Rum, Yahudi gibi azınlıklar; masal, hikâye ve destan kahramanları da vazife görürler.

 

Günlük hayat hâdiseleri ile masal, hikâye ve destanlardan ko nusunu alan Karagöz oyunu, giriş, muhavere (karşılıklı ko nuşma), Fasıl (oyun) ve bitiş olmak üzere dört kısımdan ibarettir. Oyunun sahnesini, bir metre eninde, 65 santimetre boyunda “perde” adı verilen beyaz bez teşkil eder. Bu bez yağ lâmbası (bugün elektrik) ile arkadan aydınlatılır. Karagözcü, deve veya manda derisinden yapıl mış 30 santimetre boyundaki değnekleri bu beze dayar. Değnekle rin yontulmuş uçlarını mum ışığında biraz ısıtır, sonra tasvirlerdeki etrafı pekleştirilmiş deliklere sokar; böylece onları eğmeye doğrult maya, sağa sola hareket ettirmeye muvaffak olur.
Oynanışı:
Perde aydınlatılınca “gösterme” denilen tasvir, kamıştan ve üf lendiği zaman arı vızıltısı gibi ses çıkaran “nareke” çalınarak kaldırıldıktan sonra Karagözcünün yardımcısı “yardak” oyuna mahsus bir usul ile tef çalmaya başlar. (Yardak, şarkı veya türkü söyleyen, tasvirleri sırası ile karagözcüye veren, hareketsiz kalacak tasvirlerin değneklerini tutan adamdır). Sonra Hacivat semaî söyleyerek per deye gelir. Oyuna bir nevi “giriş” mahiyetinde olan “Hay-Hak” hitabından sonra “perde gazeli” adını alan şiiri okur. Bu şiir, oyu nun sembolik karakterini gösteren mistik bir eserdir. Buna bağlı olarak mutasavvıflar, “hayal oyunu”nu insan hayatının bir örneği saymışlardır. Bu âlemde onlara göre eşya ve hâdiseler birer gölge den ibarettir. Varlıklar, Tanrı’nın kudreti elinde bir oyuncaktır. Eflâtun’un Kanunlar adlı eserinde de ifade edilmiş olan bu fikre bütün Karagözcüler uydukları için oyun gazelle başlar. Gazelden sonra Hacivat Allah’a hamt eder ve şeytanı lanetler, zamanının bü yüğünü seci’li bir dile medheder, arkadaşı Karagöz’ü görmek iste diğini söyler. Karagöz’ün kapısı önünde makamla arkadaşını çağırır. Karagöz kızar; kavga ederler. Hacivat kaçar, Karagöz sırt üstü yatar. Gülünç secilerle kendi hâlinden ve Hacivat’ın anlayışızlığından şikâyet eder. Hacivat gelir, muhavere başlar.

 

Muhavere, karşılıklı güldürücü bir konuşmadır. Hacivat’ın medrese kültürü ile Osmanlı terbiyesinden gelen dil ve ifadesine ters ve güldürücü cevaplar veren halk adamı Karagöz’ün nükte, cinas ve hicivleri ile beslenen muhavere bitince “fasıl” yâni drama tik kısmı takip eder. Kalıplaşmış bir şekilde biten oyunun sonunda Karagöz Hacivat’a bir tokat atar. Hacivat da perdenin sahibine Ka ragöz’ün perdeyi yıkıp viran eylediğini haber vermek üzere sahne den çekilir. Karagöz gelir, seyircilerden sürç-i lisanından ötürü özür diler. Tehdit yollu, gelecek sefer Hacivat’a neler edeceğini söyleyip perdeyi terk eder. Böylece ertesi akşam hangi faslın oynanacağını haber vermiş olur.

 

Kısaca oynanış şeklini anlattığımız, zeki, hafızası sağlam ve taklit kabiliyeti yüksek tek bir oyuncu ile iki yardımcı çalgıcının idare ettiği Karagöz, saray muhitinden başlamak üzere, ramazan gecelerinde, bayramlarda, sünnet düğünlerinde bugünkü bilgimize göre 16. yüzyıldan zamanımıza kadar çocukların ihtiyarlara kadar seyirci kütlesi bulmuş ve birçok sanatkârlar yetiştirmiş bir halk tiyatrosudur.

 

Bölümleri:
Karagöz oyunu dört ana bölümden oluşur.
  1. Mukaddime (Başlangıç)
  2. Muhavere (Söyleşme)
  3. Fasıl
  4. Bitiş
A. Mukaddime: Oyun başlamadan perde ortasına göstermelik denen figürler (Limon ağacı, Çiçek saksısı, Gemi, Çeşme, Hamam vb.) yerleştirilir. Göstermelik hangi oyunun oynanacağına dair bir ipucu olabildiği gibi oyundan tamamen bağımsız da olabilir. Göstermelik Hayali ya da Yardağın çaldığı kamıştan yapılmış nareke ismi verilen düdüğün çıkardığı zırıltılı ses ve def velvelesi eşliğinde perdeden yavaş yavaş kaldırılır. Bu oyunun başladığına işarettir. Daha sonra seyirciye göre sol taraftan Hacıvat semai formunda bir şarkı söyleyerek gelir, şarkısını bitirdikten sonra perde gazelini okur.
Perde Gazeli: Perdeden Göstermelik na’reke vızıltısı ve def velvelesi eşliğinde kaldırıldıktan sonra Hacıvat tarafından söylenen uyaklı manzum şiirlerdir. Hayali perde gazeline başlamadan “Oof Hay Hak!” diye yaratana seslenir. Oyunların tasavvufî yönlerinin ağırlıklı olarak vurgulandığı perde gazellerinde, yaratanın varlığı ve birliği övülürken insanın aciz bir kul olduğunun altı çizilir. Karagöz’ün ibret perdesi olduğu ve gösterinin bir ders niteliğinde olduğu belirtilir.
Perde gazeli bitimiyle Hacivat seyirciyi selamlar ve Karagöz’ü çağırmak için teganniye başlar. Karagöz bağırmamasını söylese de Hacivat bağırmaya devam eder. Bunun üzerine Karagöz aşağıya atlayıp, Hacivat’la alt alta, üst üste kavga ederler. Hacivat kaçar, Karagöz sırt üstü yerde yatarken anlamsız sözlerden oluşan tekerlemesini söyler.
Karagöz Hacivat’a kızıp söylenirken, “Bir daha gel bak ben sana neler yaparım” der. Hacivat tekrar perdeye gelir ve Mukaddime biter, Muhavere (söyleşi – atışma) başlar.
B. Muhavere: Kelime anlamı karşılıklı konuşma olan muhavere, Karagöz ve Hacıvat’ın tüm özelliklerini bünyesinde barındıran bir bölümdür. Yanlış anlamalara dayalı, kelimelerin ses oyunlarıyla farklı anlamlarda kullanılmaları, ikilinin eğitim öğretim durumları ve kişilik özellikleri bu bölümde iyice belirginleşir. Eski oyunlardan günümüze ulaşan muhavereler asıl oyunun konusuyla ilgili değildir. Yeni yazılan muhavareler ise oyunla ilgili olabiliyor. Bu bölüm Karagöz’ün yabancı sözcükler kullanarak konuşan Hacıvat’ı yanlış anlaması ya da yanlış anlar görünmesi üzerine kuruludur. Böylece muhavere, ortaya türlü cinaslar ve nükteler çıkmasıyla sürer gider. Muhavereler her konuya açıktır, önceden bilinen bir muhaverenin içine günlük olaylar sokulabileceği gibi, günlük olayları şakacı bir dille eleştiren doğaçlama muhaverelerde olabilir. Bu Karagöz oynatan ustanın maharetine ve kültürüne bağlıdır. Evliya Çelebi’nin çok övdüğü Hayâlî Kör Hasanzade Mehmet Çelebi’nin akşamdan sabaha dek değişik taklitler yapıp herkesi hayretler içinde bıraktığı, 18. yüzyıl sonlarında yetişen Kasımpaşalı Hafız’ın da gece sabaha kadar sadece Hacıvat ile Karagöz’ü oynatıp konuşturduğu, dinleyenlerin çatlamak derecesine geldiği ve vaktin nasıl geçtiğini fark etmedikleri biliniyor. 18. yüzyıl sonlarında yetişen hayal küpü Emin Ağa’nın bir söylediği muhavereyi bir daha söylemez diye şöhreti vardır. Muhavere bölümü Hacıvat’ın Karagöz’den dayak yiyip kaçması, yalnız kalan Karagöz’ün “Sen gidersin de ben durur muyum. Ben de giderim evime bakalım ayine-i devran ne suretler gösterir” diyerek çıkması ile sona erer. C. Fasıl: Oyunlara ad olan bölümdür. Karagöz oyunları isimlerini burada geçen olay örgüsünden alırlar. Karagöz ve Hacıvat dışındaki diğer tipler ağırlıklı olarak bu bölümde perdeye gelir, kendilerini gösterirler. Basit entrikalarla oluşan düğüm yine bu bölümde çözüme kavuşturulur. Hacıvat’ın Karagöz’e iş bulması, Karagöz’ün kendisini zor durumda bırakacak işler yapması en çok kullanılan temalardır. Akışa göre kendi kılık ve şiveleri ile çeşitli tipler perdeye gelip giderler. Gelen her tip kendi müziği eşliğinde şarkısını söyler. D. Bitiş: Karagöz oyununun en kısa bölümü bitiştir. Fasıl bölümü sona erdikten sonra Karagöz ile Hacıvat perdeye gelirler. Burada kıssadan hisse söylenir. Gelecek oyunun adı, yeri ve zamanı konuşma arasında ilan edilir. Karagöz Hacıvat’ı tekrar döver, bunun üzerine Hacıvat, klasik sözü, “Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman” diyerek yukarı sola doğru perdeden ayrılır. Oyunu kapatan Karagöz’dür. “Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola! Bak yarın akşam ben sana neler ederim neler!” diyerek yukarı sağa doğru perdeden çekilir. Hayal perdesinde ışığın kararmasıyla oyun sona erer.

Karagöz oyun metinleri Kar-i kadim ve Nev icad olmak üzere ikiye ayrılır. Eski Karagöz oyunlarına (Kar-i kadim), yeni olanlara ise (Nev icad) denir.

 

b.    Sınıfça bir Karagöz metni yazınız ve bunu canlandırınız.

 

10.Sınıf Edebiyat Kitabı Cevapları 2013-2012 Sayfa ( 148 ile 162 )

BÜTÜN SAYFALAR İÇİN TIKLAYINIZ

2. Halk Şiiri
a. Anonim Halk Şiiri (Mâni, Türkü)
Anonim sözcüğü size neyi çağrıştıryor, tartışınız. Sonuçları aşağıdaki kavram haritasına yazınız.
  1. Yazarı belli olmayan
  2. Sözlü gelenekle oluşan
  3. Halkın ortak malı olan ürünleri çağrıştırıyor.
  4. Anonim halk şiiri hakkında bir sunum hazırlayınız.
  5. Bestelenmiş anonim şiirleri bulunuz ve bunları sınıfa getiriniz.

 

3.    Mâni ve türkü çeşitlerini araştırınız. Bulduğunuz sonuçları maddeler hâlinde renkli
kartonlara yazarak sınıf panosuna asınız.
Mani çeşitleri
-Düz Mâni (Tam Mâni) : Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Uyakları cinassız mânilerdir.
Keten gömlek giyemem   
El sözüne uyamam   
Bir dilbere kul oldum
Fakat adın diyemem
Bağdan atladım bağa
Elim değdi yaprağa
Kız seni sarmayınca
Girmem kara toprağa
Gök güvercin olayım
Gergefine konayım   
Avcı çıkıp vurursa   
Dizlerinde öleyim

 

2-Kesik mâni : Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan mâniler. Bu kesik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri “aman aman” ünlemi ile doldurulan mânilerse bunlara İstanbul mânileri denir.
Derde kerem   
Dertliyim der de Kerem
Koşmuşum gam çiftini
Sürdükçe derd ekerim
Dolaştım Şam ‘ı Şark’ı
Bulmadım derde kerem
Doğruldum kapına geldim
Umarım derde kerem

 

Derdim ele   .
Geç gönül derdim ele
Girdim aşk kalburuna
Gel gözüm derdim, ele
Ben yürekten yanarım
Söylemem derdim ele
3-Cinaslı mâni: Kesik mânilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mâni denir.
Terziye kumaş geldi
Düşünür ki ne kese
Ölçtü biçti baktı ki
Ne cep olur ne kese

 

Hafif çamur dayanmaz
Şu benim saç malama
Sözünü doğru söyle
Karşımda saçmalama  
4-Yedekli mâni (Artık Mâni) : Düz mâninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen mâniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli mâniye artık mâni de denir.

 

Derdim var beller gibi
Söylemem eller gibi
Kalbimin hüzünü var
Yıkılmış iller gibi
Gözlerimden yaş akar
Boşanan seller gibi
Düşeli garip ile
Aşk ile düştüm dile
Dediler yazık sana
Yar seni bilmez bile
Düşürmesin kimseyi
Mevla böyle müşkile
İlkbahara yaz derler
Şirin söze naz derler
Kime derdim söylesem
Bu dert sana az derler
Kendin ettin kendine
Yana yana gez derler
5-Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği mânilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır.
Karşıya kaban derler
Ökçeye taban derler
Kız hatırın kalmasın
Nişanlın çoban derler
Karşı kabansız olmaz
Ökçe tabansız olmaz
Niye hatırım kalsın
Sürü çobansız olmaz
Altınım alma beni
Dillere salma beni
Götür sarrafa göster
Kalp isem alma beni
Altınım aldım seni
Dillere saldım seni
Sarraf seni neylesin
Beğendim aldım seni
6-Karşı-Beri Mâni: Konu bütünlüğü içinde ya bir kişi ya da karşılıklı iki kişi tarafından söylenen mânilerdir.
Erkek:
Gökte yıldız bir sıra
Sarılmış mor mintana
Benim gibi kul gerek
Senin gibi sultana
Kız:

Gökte yıldız bir sıra
Sırma ördüm mutana
Senin gibi er lâzım
Benim gibi sultana
Erkek:

İçerden içe kapı
İçerde pekmez küpü
Senin sevdiğin katran
Benimki altın topu

Kız:

İçerden içe eşik
İçerde küflü kaşık
Senin yavuklunun da
Bacakları dolaşık
Türkü çeşitleri
1.Ezgilerine Göre Türküler
a)Usulsüzler: Uzun havalardır. Divan, koşma, hoyrat gibi çeşitlere ayrılır. b)Usullüler: Oyun havalarıdır. Bu türe Konya’da oturak, Urfa’da kırık denilir.
2.Konularına Göre Türküler:  Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.
3.Yapılarına Göre Türküler:
a) Mâni kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş mânilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
b) Dörtlüklerle Kurulu türküler.

 

4.    Anonim halk şiirlerinin bize nasıl ulaştığı hakkında araştırma yapınız.
Halk edebiyatı ürünlerinin manzum olanlarının anonim olanlarına halk şiiri, yazarı bilinenlerine âşık şiiri, dini ve tasavvufî olanlarına da tekke şiiri denir. Halk şiirinin İslâmiyet öncesi dönemlerde uzun bir geçmişi vardır. Kamlar, baksılar, ozanlar dönemine ait ürünler yazıya geçmediğinden kaybolup gitmiştir.
Halk şiiri, halkın içinde yetişmiş kişilerin ya da adları bilinmeyen halk sanatçılarının hece ölçüsüyle ve özel biçimlerde ortaya kovdukları manzum ürünleri kapsar.
Halk şiiri alanındaki ilk ürünlerimiz Orta Asya’da yaşayan, devlet kuran Türk kavimlerinin edebiyatlarını kapsamaktadır. Bunlar Sakalar, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar vb. dir. Bu dönem şiiri hakkındaki bilgilerimiz ise son derece sınırlı olup bunları Çin ve İran kaynaklarından, Moğol tarihlerinden, Divanü Lügati’t Türk’ten çıkarabilmekteyiz.
Sözlü geleneğe dayanması ve Türk dili kadar eski olması nedeniyle halk şiirine bir başlangıç gösterilememektedir. İslâmiyet öncesi Türk halk şiirine ait ürünlerin büyük bir bölümü elimizde bulunmamasına rağmen gelenek kesintisiz olarak günümüze kadar sürüp gelmiştir.
Anonim Halk Şiiri, yazarı genel olarak bilinmeyen, zamanla halkın ortak ürünü hâline gelmiş edebî eserlerdir. Bunlar; mâni, türkü, ninni, tekerleme, ağıt gibi eserlerdir. Bu anonim ürünler anonim halk şiirini meydana getirirler.
Anonim halk şiiri, ağızdan ağıza geçerek yayılır. Bu yayılma sırasın da, halkın hayal gücü ve estetik anlayışıyla, zaman ve çevre tesiriyle şiir âdeta yeniden biçimlenir. Böylece ilk söyleyenleri tamamen unutulur ve halkın ortak ürünü hâline gelir.
Anonim Türk şiirinde ölçü olarak hece ölçüsü kullanılmıştır. Nazım birimi genellikle dörtlüktür. Dörtlük esasının bozulmasıyla meydana geti rilmiş başka nazım şekilleri de bulunmaktadır. Bu ürünlerin en önemli yanı yabancı etkilerlerden uzak olmalarıdır. Anonim Türk şiirinde mâni ve türkü en yaygın nazım şekilleridir.

İnceleme
1. Metin
1. Mâni

Elmayı bütün dildim, Çamura düştü sildim. Ben yârimin kıymetin Gittikten sonra bildim

2. Mâni
Bahçelerde saz olur Gül açılır yaz olur Ben yârime gül demem Gülün ömrü az olur
3. Mâni
Adam aman kuzusu Çay kuru çeşme kuru Nerden içsin kuzu su Beni yakıp bitiren Bir ananın kuzusu
4. Mâni
Ağlarım çağlar gibi Derdim var dağlar gibi Ciğerden yareliyim Gülerim sağlar gibi Her gelen bir gül ister Sahipsiz bağlar gibi

5. Mâni
Erkek – Köşe bucak avundum ‘ Ne yanasun ne yana
Anan her şeye razi Duyur oni bubana

Kız –     Yaylanun çumenin

Yazi yazarun yazi Gelme uşak payuma Bubam olmayu razi

6. Mâni
Budala
Bülbül konar bu dala Ne kadar aklım olsa Yine derler budala

1. Etkinlik
Okuduğunuz mânilerin temasını, birim değerini ve ahenk ögelerini bularak aşağıya yazınız.
1.MANİ
TEMA
BİRİM DEĞERİ
ÖLÇÜ
KAFİYE-REDİF SES-SÖYLEYİŞ

özlem

Tek dörtlük Yedili hece  ölçüsü
“dim”ler redif “il”ler tam kafiye
Sade bir dille yedili hece ölçüsüyle ve dörtlükle söylenmiştir.

 

2.MANİ
TEMA
BİRİM DEĞERİ
ÖLÇÜ
KAFİYE-REDİF SES-SÖYLEYİŞ
Aşk Tek dörtlük Yedili hece  ölçüsü “olur”lar redif “az”lar tam kafiye Sade bir dille yedili hece ölçüsüyle ve dörtlükle söylenmiştir.

 

3.MANİ
TEMA
BİRİM DEĞERİ
ÖLÇÜ
KAFİYE-REDİF SES-SÖYLEYİŞ
Aşk Tek  bent Yedili hece  ölçüsü “kuzusu” kelimeleriyle cinaslı kafiye yapılmıştır. Sade bir dille yedili hece ölçüsüyle ve beşlikle söylenmiştir.

 

4.MANİ
TEMA
BİRİM DEĞERİ
ÖLÇÜ
KAFİYE-REDİF SES-SÖYLEYİŞ
Çaresizlik Tek bent Yedili hece  ölçüsü “lar gibi”ler redif “ağ”lar tam kafiye Sade bir dille yedili hece ölçüsüyle ve bentle söylenmiştir.

 

5.MANİ
TEMA
BİRİM DEĞERİ
ÖLÇÜ
KAFİYE-REDİF SES-SÖYLEYİŞ
Aşk 2  dörtlük Yedili hece  ölçüsü “ana”lar zengin kafiye
“azi”lar zengin kafiye
Sade bir dille yedili hece ölçüsüyle ve dörtlüklerle söylenmiştir.

 

6.MANİ
TEMA
BİRİM DEĞERİ
ÖLÇÜ
KAFİYE-REDİF SES-SÖYLEYİŞ
Çaresizlik Tek dörtlük Yedili hece  ölçüsü “budala” kelimeleriyle cinaslı kafiye yapılmıştır. Sade bir dille yedili hece ölçüsüyle ve dörtlükle söylenmiştir.

 

2. Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Birinci grup mânilerdeki birim-anlam, ikinci grup birim-ses ilişkisini belirlesin. Sonuçları maddeler hâlinde tahtaya yazınız.

 

3. Etkinlik
Mânilerin dil özelliklerini belirleyerek aşağıdaki bölüme yazınız.
Manilerde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Bu tür halk edebiyatı türü olduğu ve halkın ortak malı kabul edildiği için dilde halkın kullandığı dildir.

 

4. Etkinlik
a.    Sizce bu metinler niçin anonim adını almaktadır? Araştırmalarınızdan faydalanarak
açıklayınız.
Bu metinlerin şairleri belli olmadığı için anonimdir.
b.    Araştırmalarınızdan faydalanarak anonim eserlerin bize nasıl ulaştığını belirtiniz.
Anonim eserler günümüze kadar sözlü gelenekle ağızdan ağza nesilden nesile aktarılmıştır. Bazıları ise halk şairlerinin şiirlerinin toplandığı cönkler sayesinde günümüze kadar ulaşmıştır.
c.    Anonim metinlerin tarihî kaynağını açıklayınız.
Anonim metinlerin tarihi kaynağı halkın kendisi ve cönklerdir.

 

Sayfa – 152


Türkü

Gesi bağlarında üç top gülüm var,

Hey Allah’tan korkmaz sana bana ölüm var,

Ölüm var da şu gençlükte zulüm var.
Atma garip anam, şu dağların ardına,
Kimseler yanmasın, anam yansın derdime
Gesi bağlarında dokundum taşa,
Yazılanlar gelir sağ olan başa,
Bizi hasret koydu kavme kardaşa.

Atma anam atma, şu dağların ardına,
Kimseler yanmasın, anam yansın derdime.

Ana, mendilimi düremiyorum
Yalınız evlere giremiyorum
Anasız babasız duramıyorum
Atma garip anam atma, şu dağların ardına,
Kimseler yanmasın, anam yansın derdime.
5. Etkinlik
Türkünün birim değerini, temasını ve ahenk ögelerini bularak aşağıya yazınız.
TÜRKÜ
TEMA
BİRİM DEĞERİ
ÖLÇÜ
KAFİYE-REDİF SES-SÖYLEYİŞ
GURBET 6 BENT SABİT  bir ölçü  yok “üm var”lar redif
“l”ler yarım kafiye

“a”lar redif
“aş”lar tam kafiye
“emiyorum “lar redif, “r”ler yarım kafiye

Sade bir dille hece ölçüsüyle ve  bentlerle söylenmiştir.

 

6.    Etkinlik
İki gruba ayrılınız. Birinci grup türküdeki birim-anlam; ikinci grup birim-ses ilişkisini belirlesin. Sonuçları maddeler hâlinde tahtaya yazınız.

 

7.    Etkinlik
Türküdeki dil özelliklerini belirleyerek aşağıdaki bölüme yazınız.
Türküde sade ve anlaşılır bir dil vardır. Bu dil halkın konuştuğu dildir. Süsten ve yapmacıktan uzak bir dildir.

 

ANLAMA VE YORUMLAMA

 

8.    Etkinlik
a.    Şiirleri yorumlayınız. Yorumlarınızı sözlü olarak ifade ediniz.
b.    Anonim şiirleri gruplandırınız. Bunların adını söyleyiniz ve bunları şema hâlinde defterinize
yazınız.
Anonim şiirler: Mani, Ninni, Türkü, Ağıt (yazarı bilinmeyen), bilmece

9.    Etkinlik

Nedim’in şarkısından bir bölüm verilmiştir. İncelediğiniz mânileri ve türküyü, şarkı ile dil ve söyleyiş bakımından karşılaştırınız. Metinlerle metinlerin ait oldukları sosyal çevre arasındaki ilişkiyi belirleyiniz. Sonuçları metnin altındaki boş bırakılan bölüme yazınız.

Şarkı
Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a İşte üç çifte kayık iskelede âmâde Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a
Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan Mâ’-i tesnîm içelim çeşme-i nev- peydâdan Görelim âb-ı hayat aktığın ejdarhâdan Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Nedim
Günümüz Türkçesiyle

Gel şu neşesiz gönle bir safa (zevk) bağışlayalım. Servi boylum, yürü Sadabad’a gidelim. İşte üç çifte kayık iskelede hazır, Servi boylum yürü Sadabad’a gidelim.
Gülelim, oynayalım dünyadan muradımızı alalım. Yeni yapılmış çeşmeden (cennetteki) Tesnîm suyu içelim.

Ejderhanın ağzından abıhayat (ölümsüzlük veren

su) aktığını görelim.
Servi boylum, yürü Sadabad’a gidelim.

Dil ve söyleyiş farklılıkları
Metinlerin ait oldukları sosyal çevre
Türkü halkın ortak malı olduğu için dil de halkın ortak kullandığı dildir. Şarkı ise yüksek zümreden insanlara hitap ettiği için dili de o insanların anlayacağı şekilde süslü ve ağırdır.
Türkü halkın içinde oluşmuş, şarkı saray ve çevresinde oluşmuştur.

 

10. Etkinlik
a.    Anonim şiirle ilgili hazırladığınız sunumu gösteriniz.
b.    Sınıfa getirdiğiniz anonim besteleri dinleyiniz veya bildiklerinizi kendiniz seslendiriniz.
c.    Bu eserlerin günümüze yansıyan yönlerini belirtiniz.
d.    Anonim şiirin müzikle ilişkisini açıklayınız.
Anonim şiirlerin çoğu bir ezgiyle söylenir. Bu yüzden anonim şiirlerin çoğu müzikle doğrudan ilişki içindedir.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce vaplayınız.
1. Aşağıdakilerden hangisi anonim Türk halk şiiri nazım biçimlerinden biridir?
A) Semai    B) Koşma    C) Türkü
D) Halk hikâyesi    E) Destan
2. Aşağıdaki cümlelerde mâni ile ilgili verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?
  1. Türk halk şiirinin en küçük nazım biçimidir.
  2. Mânilerin ilk dizesi, uyağı doldurmak ya da temel düşünceye bir giriş yapmak ama cıyla söylenir.
  3. Mânilerde asıl söylenmek istenen son dizede kendini gösterir.
  4. Söyleyeni bellidir.

 

E)    Mânilerin başlıca konusu aşk olmakla birlikte mânilerde gurbet, özlem, kıskançlık
ve doğa gibi konular işlenir.
b. Aşağıdaki mâni çeşitlerini adlandırınız.

1.  Bağ bana

Bahçe sana bağ bana
Değme zincir kâr etmez
Zülfün teli bağ bana
Cinaslı-Kesik mani
2. Ağa   
Adilem sen nâçarsın
İnci mercan saçarsın
Dünya deniz olunca
Gülüm nere kaçarsın
Âdile
Ağam derim nâçarım
İnci mercan saçarım
Dünya deniz olunca
Ben kuş olup uçarım

 

Karşı beri mani

 

c. Aşağıdaki boş bırakılan yerleri uygun sözcüklerle tamamlayınız.
Halk şiirinde genellikle  HECE ölçüsü kullanılmıştır.
Halk şiirinde nazım birimi olarak çoğunlukla DÖRTLÜK kullanılmıştır.

 

Sayfa – 154

B-Âşık Tarzı Halk Şiiri
HAZIRLIK

 

  1. “Âşık” sözcüğü size neyi çağrıştırıyor? Sözlü olarak ifade ediniz.

 

Âşık edebiyatımızın kendine mahsus olan şiir geleneğinin te melleri, İslâmiyet öncesi Türk toplumunun sesi olan ozanlar tara fından atılmıştır. Edebiyatımızda halkın anlayabileceği sade bir dille ve genellikle saz eşli ğinde şiirler söyleyen şairlere saz şairi adı verilir. Halk şairi veya âşık da de nir. Bunların ortaya koyduğu şiirlere de âşık tarzı halk şiiri adı verilir.
Kendilerine âşık denilen halk şairleri, şiirlerini genellikle köy köy, kasaba kasaba gezerek halkın topluca bulunduğu yerlerde söylemişlerdir. Bunlar şiir lerini yazıya geçirmezlerdi. Çok defa topluluk karşısında yer ve duruma uygun olarak irticalen (hazırlıksız olarak, içine doğduğu gibi) söylerlerdi. Saz şairleri aynı zamanda eserlerinin bestekârı olmuşlar; şiirlerini güftesi ve bestesiyle bir likte ortaya koymuşlardır.
Bunlar şiirlerinde aşk, gurbet, yalnızlık, tabiat gibi temaları işlemişlerdir. Ayrıca sosyal olaylar ile dinî-tasavvufî konulara da yer vermişlerdir. Saz şairle rinin söylediği şiirler gerek kendilerinden sonra gelen âşıklar, gerekse halk ta rafından ağızdan ağıza söylenerek yaşatılmaya çalışılmıştır. Bu yüzden pek çok şiir değişikliklere uğramış veya unutulmuştur. Bazı âşıkların şiirleri ise cönk adı verilen mecmualara kaydedilmiştir.
Âşık tarzı halk edebiyatı, İslâmiyet öncesi Türk edebiyatı geleneğinin bir devamıdır. Âşık tarzı halk edebiyatı bu geleneğini günümüze kadar sürdür müştür.
Bu gün de Anadolu’da saz şiiri geleneğini, kısmen de olsa devam ettiren âşıklar vardır.
  1. Günümüzde Karacaoğlan, Erzurumlu Emrah gibi halk şairlerinin olmamasının sebeplerini tartışınız. Sonuçları tahtaya maddeler hâlinde yazınız.
Teknolojinin gelişmesiyle insanlar müziğe istedikleri her yerde ulaşabilir hale gelmesiyle aşıklık geleneği de zayıflamaya başlamıştır.
Zihniyet farklılaşması
  1. Âşık tarzı şiirlerin şekli ve türleri hakkında bir sunum hazırlayınız.
  2. Gevheri’nin edebî kişiliği ve hayatıyla ilgili araştırma yapınız.

 


GEVHERİ


Adı Mehmet’tir. Doğumu, değişik yerlere bağlanmakla birlikte, kuvvetli bir ihtimalle İstanbulludur. Yüzyılın ortalarındaki mecmualarda şiirlerinin görülmesinden yola çıkan araştırmacılar doğum tarihi olarak yüzyılın ilk çeyreğinden biraz sonrasını ileri sürmektedirler.

Onun, İstanbul ve Bursa’daki divan kâtipliklerini, imparatorluğun diğer büyük memleketlerinde de kısa aralıklarla yürüttüğüne bakılırsa medrese tahsili gördüğü anlaşılmaktadır. Aruz ile yazdığı şiirlerindeki söyleyiş de bunun başka bir delildir. Ölümü 1127/1715 ‘ten sonradır.
Aruz ile yazdığı şiirlerinde başta Fuzuli olmak üzere klasik şairlerimizin tesiri görülür. Yüzyılın başlıca adlarından biri olmasında, belki de, aruz veznini hece vezni kadar başarılı bir şekilde kullanan ender şairlerden biri olmasını da rolü vardır.
Usta bir âşık olması, onun sevilip örnek alınmasına vesile olmuştur. Pek az aşığa nasip olan bir husus da, sadece onun şiirlerine yer veren bir mecmuanın bulunmasıdır.
Şiirleri arasında çeşitli tarihi olaylara yer verenler de vardır. Avusturya’ya karşı açılan 1663 ve 1689 seferleri için söylediği şiirlerini bu arada sayabiliriz.

 

  1. Erzurumlu Emrah’ın edebî kişiliği ve eserlerini araştırınız.

 


ERZURUMLU EMRAH


Erzurumlu Emrah’ın doğum yılı tam olarak bilinmiyor; ama Erzurum’un bir köyünde doğduğu için kendisine “Erzurumlu Emrah” dendiği anlaşılıyor. Emrah’ın Erzurum’un Tanburacı köyünde doğduğu yolunda söylentiler de vardır. 1840 yılında Sivas’ın Niksar ilçesine gelmiş, yaşamının geri kalan yirmi yılını burada geçirmiş 1860 yılında ölmüştür.

 

Erzurumlu Emrah iyi bir medrese öğrenimi görmüştür. Bu yüzden Divan edebiyatını iyi bilir. Aruz ölçüsünü kullandığı şiirleri de vardır. Ne var ki, bunlar sözü edilecek değerde değildir.

 

Erzurumlu Emrah’ın asıl ünü “âşık türü” şiirlerinde gösterdiği başarıdadır. Şiirlerinden çıkarılan sonuçlara göre Sivas’a gelinceye dek Kastamonu, Konya, Niğde illerini dolaşmış. Süresi kısa da olsa çeşitli serüvenler yaşamış, gittiği yerlerde çeşitli evlenmeler yapmış, edebiyata eğilimi olan ileri gelen kişilerce konuk olarak ağırlandığı anlaşılmış. Birbirinden epeyce ırak yerlerde de olsa “Erzurumlu Emrah” adına mezarların bulunması, Emrahoğulları adını taşıyan ailelerin oluşu da dikkati çekiyor. Niksar’da ölmüştür.

 

 20. yüzyıl ozanlarından Tokatlı Nuri, Erzurumlu Emrah’ın belirgin etkisinde kalan onun izinden yürüyen halk ozanlarından biridir. Böylece Erzurumlu Emrah’ın kendisinden sonra gelenler üzerinde de etkinliğinin varlığı ortaya çıkıyor.

 

  1. Halk şairi ve kalem şairi ne demektir? Araştırınız.

 

Halkın anlayabileceği sade bir dille ve genellikle saz eşli ğinde şiirler söyleyen şairlere halk şairi, kalem şairi ise masa başında şiirler yazan şairlere de kalem şairi denir.
  1. Anonim halk şiirleri ile divan ve günümüz edebiyatı şiirlerinden örnekler getiriniz.

 

İNCELEME
1. Metin

Koşma

Dost bağının meyveleri erişti
Ayva benim alma benim nar benim
Çeşmim yaşı ummanlara karıştı
Cefâkârım sitemkârım var benim

 

Yedi derya boz bulanık selinden
Halk-ı âlem âciz kaldı dilimden
Ben bülbülüm ayrı düştüm gülümden
Efgan benim mâtem benim zâr benim

Mâil oldum kisvesine tâcına
Bend olmuşum siyah zülfü ucuna
Mansur gibi asılırım saçına
Kâkül benim perçem benim dâr benim

Gevherî der kime gönül katayım
Gevherimi nâdânlara satayım
Dost bağında bülbül gibi öteyim
Gülşen benim güller benim hâr benim
Gevheri

 

1. Etkinlik
a.    Şiirin yapı özelliklerini söyleyiniz.
Dörtlükler kurulmuş, ilk dörtlüğün kafiye örgüsü “abab” şeklindedir. Dörtlükler arasında tema yönünden bir bağ vardır. Anlam her dörtlükte tamamlanmıştır. Şiirde genel olarak yarım kafiye kullanılmıştır.
b.    Koşmanın birimlerini ve bunlara ne ad verildiğini belirleyiniz.
Koşmanın dört birimi vardır ve bu birimlere dörtlük adı verilir.
c.    Her birimde ne anlatıldığını aşağıdaki bölüme yazınız.
d.    Şiirin temasını bularak aşağıdaki bölüme yazınız.

 

Birim değeri: dörtlük
Birimlerin konusu
tema
  1. Birim
Ayrılıktan dolayı şairin ağlamaklı hali dile getirilmişitir.
aşk
  1. Birim
Sevgilisiyle arı düşmesini bülbül ve gül mazmununda anlatmıştır.
  1. Birim
Sevgilinin hatıraları anlatılmış. Saçına olan özlem dile getirilmiş.
  1. Birim
Dostların yanında derdini nasıl anlatacağı üzerinde durmuştur.

 

e. Şiirdeki birimlerin nasıl birleştiğini açıklayınız.
Şiirdeki birimler tema ile birleştirilmiştir.

 

2. Etkinlik

 

Koşmanın ahenk ögelerini bularak aşağıya yazınız.
Koşmanın Ahenk Ögeleri
Ölçü
Kafiye-Redif
Ses-Söyleyiş
11’li hece ölçüsü
  1. Dörlük: “işti”ler redif, “r”ler yarım kafiye,  “benim”ler redif, “ar”lar tam kafiye
  2. Dörtlük: “imden”ler redif, “l”ler yarım kafiye
  3. Dörtlük: “ına”lar redif, “ac”lar tam kafiye
  4. Dörtlük:  “eyim”ler redif, “t”ler yarım kafiye
Şiir dörtlüklerle hece  ölçüyle ve sade bir dille söylenmiştir.

3.    Etkinlik

Koşmada kullanılan söz sanatlarını ve imgeleri bularak bunların özelliklerini ve şiirdeki işlevini belirtiniz.

Çeşmim yaşı ummanlara kaşırştı-Mübalağa
Ben bülbülüm ayrı düştüm gülümden-teşbih
Bend olmuşum siyah zülfü ucuna-teşbih
Mansur gibi asırlım saçına-teşbih
Dost bağında bülbül gibi öteyim-teşbih

Bu şiirde gül ve bülbül imgesi kullanılmıştır. Şair kendisini gül bahçesinde güller için öten bülbüle benzetmiştir. Bu imge şiirin çok anlam kazanmasını sağlamıştır.

4.    Etkinlik

a.    Araştırmalarınızdan faydalanarak âşık tarzı şiirlerin şeklini ve türlerini belirtiniz.

 

Âşık Tarzı Halk Şiirinde Kullanılan Nazım Biçimleri
1-KOŞMA
  • Türk halk şiirin en yaygın türüdür.
  • Sazla söylenir ve dörtlüklerle yazılır.
  • Dörtlük sayısı genellikle 3–5 arasındadır.
  • Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla yazılır.
  • Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlâsını söyler.  
  • Koşmalarla daha çok sevgi ve doğa şiirleri yazılmaktadır. Bu şiirlerde çıplak doğa güzellikleri karşısındaki duygulanmalarla birlikte daha çok aşk duyguları dile getirilir.
  • Koşmalar dile getirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır.

 

Konuları Bakımından Koşma Çeşitleri:

 

  1. Güzelleme

 

  • Türk halk şiirinde koşmanın güzeli öven türüne verilen ad olup; bir kimseyi, bir güzeli, bir atı, bir yeri, herhangi bir tabiat parçasını övmek maksadıyla söylenen şiirlere denir.
  • Kısacası sevda ve güzellikler üzerine yazılan şiirlerdir. Âşık sevdalı kişidir.
  • Halk Şairi, Saz Şairi gibi adların yanında bir adının da Âşık olması bundandır. O, bir güzele tutkundur, ya da gelenek onu ille de bir güzele tutkun görmek istemekte, buna göre değer biçmektedir.
  • Çoğu âşıklar saz çalıp şiir söylemeye bile bir güzelin sevdasına düştükten, rüyada onun elinden “Aşk badesi” içtikten sonra başlar.
  • Bu çok defa yaşayan bir güzel olmayıp bir güzellik ideali ya da hayal edilen güzeldir.

 

  1. Koçaklama

 

  • Türk halk şiirinde koşmanın kahramanlık, yiğitlik ve savaş konusunda söylenilen türüne verilen addır. Koçaklamalarda yiğitlik övülür, savaşlarda gösterilen kahramanlıklar dile getirilir.
  • Genellikle hece ölçüsünün 6+5=11 ya da 4+4+3=11’li kalıbı ile söylenir.
  • Koçaklama koşmanın bir türü olduğundan bu türün bütün özelliklerin taşır.
  • Türk halkının çok değer verdiği kahramanlık, mertlik ve cesaret konusunu işleyen koçaklama türünün en iyi örneklerini Dadaloğlu, Kayıkçı Kul Mustafa ve Köroğlu gibi siyasî çatışmalara katılmış âşıklar vermiştir.

 

  1. Taşlama

 

  • Taşlama Halk şiirinde beğenilmeyen ya da istenmeyen herhangi bir kimsenin kusurlarını, gülünç taraflarını ya da toplumun aksak yönlerini alaylı bir biçimde ortaya koyan koşmalardır.
  • Âşıklık geleneklerinin kuvvetli olduğu dönemlerde taşlamalar toplumda düzeltici bir görev de görmüşlerdir.
  • Toplumda düzeni bozan bazı kişiler âşığın diline düşme korkusu ile kendilerine çeki düzen vermişlerdir.

 

  1. Ağıt

 

  • Toplumda yaygın olarak bilinen ağıtlar, önemli bir yeri ve çeşitli özellikleri bulunan, çevresindekilerden farklı bir kişiliğe sahip olan ya da ölüm olayı farklı olan kimselerin ölümü ile duyulan acıyı dile getiren şiirlerdir.
  • Ölü çıkan evlerde, matem toplantılarında okunan ağıtlar ölenin anılarını yaşatacak nitelikte değişik bir ezgi ile söylenir.
  • Ağıtlar bir bakıma ölen için söylenmiş methiyeler demektir.
  • Ağıtlarda ölenin ailede ve toplumda bıraktığı boşluk, birlikte geçen günlerin anıları, dostluk, iyilik, cesaret, merhamet vb. temler ifade edilir.
  • Halk arasında ağıt söyleyene ağıtçı, ağıt söyleme işine de ağıt yakma denir.

 

2SEMAÎ
  • Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir.
  • Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar.
  • Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık, kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler.
  • Semaînin hece ölçüsünün yanında aruz ölçüsü kullanılarak yazılanları da vardır.
3-VARSAĞI
  • Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir.
  • Önce Güney Anadolu’da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır.
  • Semaîye benzer.
  • Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır.
  • 4+4 duraklı veya duraksız olur.
  • Kafiye şeması şöyledir: xaxa bbba ccca.
  • Semaîden ezgi yönüyle ayrılır.
  • Varsağı yiğitçe bir havayla okunur.
  • Çokluk içinde “bre”, “hey”, “hey gidi”, gibi ünlemler yer alır.  Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir.
  • Halk edebiyatında en çok varsağı söyleyen âşık, Karacaoğlan‘dır.

 

4-DESTAN
  • Âşıklık geleneğinin önemli bir türü olan destan, birkaç örnek hariç tutulursa genellikle koşmaya benzer ve iki ya da üç dizelik bazıları dışında dörder dizelik bendlerden oluşur.
  • Biçimleri bakımından belli bir düzenlilik gösteren destanların uyak örgüleri koşma uyak düzenine benzer ve iki ya da üç dizelik bazıları dışında dörder dizelik bendlerden oluşur.
  • Uyak düzeninin abab – cccb – dddb – eeeb biçimi en yaygın olanıdır.
  • Her dörtlüğün son dizesi olan bağlama mısraı dediğimiz dize destanlarda çok önemlidir.
  • Bu dize kendinden önceki üç dize ile hem biçim hem de anlam bakımından büyük bir bağlılık göstererek kimi zaman da aynen tekrar edilerek önceki dizelerin anlamım güçlendirir.
  • Destanlarda dörtlük sayısında belli bir ölçü yoktur; konusuna ve âşığın yaratma gücüne göre dört dörtlükten 121 dörtlüğe kadar uzayan destanlar bulunmaktadır.
  • Bu sayı kesinlik anlamına gelmemektedir, destan istenilen ölçüde uzatılabilir.

 

b.    Hazırladığınız sunumu arkadaşlarınızla paylaşınız.

5.    Etkinlik

a.    Parçadan hareketle ve araştırmalarınızdan faydalanarak Gevheri’nin fikrî ve edebî yönü
hakkında çıkarımlarda bulunarak çıkarımlarınızı tahtaya yazınız.
b.    Eserle şair arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Eserle şair arasında her zaman yakın bir ilişki vardır. Eser sahibini yansıtır. Bu eserde şairinin kültürünü, inançlarını, aşklarını, ayrılıklarını ve ideallerini bulmak mümkündür.

 

6. Etkinlik
Şiiri yorumlayarak şiirin özelliklerini ve size hissettirdiklerini sözlü olarak ifade ediniz.

 

Şiir sade bir dille oluşturulmuş bir aşk şiiridir. Ama şairi sevdiğinden ayrıdır. Sevdiğine kavuşmak için çaba göstermektedir.

 

Sayfa 155 – Semai

 

Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez

Yüğrüktür bizim atımız
Yardan atlattı zâtımız
Gurbet elde kıymatımız
Ya bilinir ya bilinmez

Behçemizde nar ağacı
Kimi tatlı kimi acı
Gönüldeki dert ilâcı
Ya bulunur ya bulunmaz

Deryalarda olur bahrî
Doldur ver içem zehri
Sunam gurbet elin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez

Emrah der ki düştüm dile
Bülbül figân eder güle
Güzel sevmek bir sarp kale
Ya alınır ya alınmaz
Erzurumlu Emrah

 

7. Etkinlik

 

a.    Şiirin yapı özelliklerini belirtiniz.
b.    Semainin birim değerini belirleyiniz.
c.    Her birimde ne anlatıldığını aşağıdaki bölüme yazınız.
d.    Şiirin temasını bularak aşağıdaki bölüme yazınız.

 

Birim değeri: dörtlük
Birimlerin konusu
Şiirin teması
1. birim
Her güzele meyil verilmemesi dile getirilmiş
aşk
2.birim
Gurbet elde kıymet bilinip bilinmeyeceği üzerinde durulmuş
3.birim
Gönüldeki dert ilacının bulunup bulunmayacağı üzerinde durulmuş
4.birim
Gurbet elin kahrının çekilip çekilmeyeceği üzerinde durulmuş
5.birim
Güzel sevmenin zor bir iş olduğu anlatılmıştır.

 

e. Şiirdeki birimlerin nasıl birleştiğini açıklayınız.

Şiirdeki birimler tema ile birbirine  bağlanmıştır.
8. Etkinlik

Semainin ahenk ögelerini bularak aşağıya yazınız.
Semainin Ahenk Ögeleri
Ölçü
Kafiye-Redif
Ses-Söyleyiş
8’li hece ölçüsü
  1. Dörlük: “ma”lar redif, “mez”ler redif, kafiye yok
  2. Dörtlük: “ımız”lar redif, “at”lar tam kafiye
  3. Dörtlük: “ı”lar redif, “ac”lar tam kafiye
  4. Dörtlük:  “ı”lar redif, “hr”ler tam kafiye
  5. Dörtlük: “e”ler refif, “l”yarım kafiye
Şiir dörtlüklerle hece  ölçüyle ve sade bir dille söylenmiştir.

 

a. Şiirde kullanılan söz sanatlarını ve imgeleri bularak bunların özelliklerini söyleyiniz ve şiirdeki işlevini aşağıdaki bölüme yazınız.

 

Söz sanatları
Günül-teşhis, gönüldeki dert ilacı-istiare, gü